AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-08-05
Cüneyt Ülsever'in okur maillerine küfürlü cevaplar verdiğini yazmıştım. Aslında uzun zamandır okurlarının şikayetçi olduğu bir konuydu bu. Geçmişte de bir-iki hakaret örneği yayınlamıştım. Kimi 3 yıl öncesinden saklanmış, kimi bir hafta önce yazılmış hakaret cevaplarını kanıt olarak gönderiyor. Yani bu ara 'örnekler' bol miktarda mail kutuma düşmekte.
Ben ısrarla mail kutusunun hacklenmiş olabileceğini düşünürken Ülsever'den yalanlama da açıklama da gelmiyor.
Neyse...
Bu konu geçen hafta medyanın gündemindeydi. Bazı yazarlar bu konu üzerinden okurla ilişkisini sorguladı. Kimi Ülsever'e hak verdi, kimi de ayıpladı.
Mesela Fatih Altaylı dedi ki; 'Bana küfür edene ben de ederim'...
Bu açıklama ayrı bir tartışma konusu olabilir ama bu örnekler için geçerli kabul edilemez. Çünkü; maillerde okur küfür etmiyor.
İçlerinden bazısı Ülsever'i ağır bir dille eleştiriyor, bazısı hafif ama hepsinin aldığı yanıt aynı tatta. Yani oldukça ağır hakaret ve küfürle dolu.
'Yuh olsun sana' diyen okura edilen küfürler ağıza alınamayacak cinsten.
Okur ve köşe yazar arasında gerçekleşen mail trafiği genelde üçe ayrılıyor. 1- Mailleri okuyup asla cevap vermeyenler. 2- Hakaret ya da övgü, her maile cevap verenler. 3-Sadece doğru veya yazara dokunan eleştirilere yanıt verenler.
Hangisini uygularsanız uygulayın biraz tahammül mecburi. Hele ki okur sana ve özel yaşamına saldırıda bulunmadıysa...
Okurun yazara sinirlenmesi, hakaret boyutuna varacak eleştiriler yazması, yazdıklarına katılmaması dünya genelinde tüm köşe yazarlarının her gün yaşadığı bir durum. Onlara küfür etmekse pek tuhaf...
Kaldı ki okurdan yazara gelen mailler korkunç küfürler içerse bile, yazarın takınacağı tutumun nasıl olması gerektiği de tartışılır.
Sanırım bu konuda fikir beyan eden yazarlardan Abdullah Muradoğlu'nun 'Sert ve haksız eleştiriler içerse de munis bir üslupla cevap vermeye çalışırım ya da hiç cevap vermem' açıklaması en mantıklısı!
Sezen, gerçekten sarhoş muydun?
Sezen Aksu birkaç hafta önce yazlık evinde doğum günü partisi düzenlemiş ve yakın dostlarını çağırmıştı.
Gazeteler bu yakın dost listesinin; Serdar Ortaç, Demet Akalın, Can Tanrıyar ve Petek Dinçöz'den oluştuğunu yazmıştı.
Ben de bu listeyi pek acıklı bulmuş ve Sezen Aksu'nun değişen dost profilini yazmıştım.
Aksu'nun katıldığı bir TV programından, eleştirilerime verdiği yanıt şu oldu: Herhalde çok sarhoştum çünkü orada yazılı olanları ben göremedim.
Oysa ordaki paparazziler partiyi uzaktan takip etmiş, Can Tanrıyar ve Petek Dinçöz'ün fotoğraflarını çekmişti.
Yani yazılanlardan ikisi kesin oradaydı. Ama elbette Aksu 'Ben onları görmedim' diyorsa doğrudur.
Demek ki gerçekten sarhoştu ve o liste kontrolü dışında oluştu.
Ayık ve bilinçli olmasındansa, sarhoşken yani bilinçsizken düzenlediği bir buluşma olması Sezen Aksu adına mutluluk verici.
Hürriyet'in seksi yazarları
Hürriyet 'Türkiye'nin yaşayan en seksileri' anketi yaptı ve bunu yayınladı. Epey de konuşuldu. 'Uzaya bizi temsilen 50 güzel kadın ve 50 güzel erkek gönderecek olsak, neslimizin devamı için kimleri seçerdik?' sorusundan ortaya çıkmış bu anket.
Ancak benim dikkatimi çeken ülkenin en seksi yazarları ve Genel Yayın Yönetmeni'nin anketi yapan gazeteden çıkması oldu.
Ayşe Arman, Ahmet Hakan ve Ertuğrul Özkök...
Demek ki ülkenin en seksi yazarları tek bir çatı altında toplanmış.
'Hürriyet gücünü seksapalitesinden mi alıyor acaba?' diye düşünmeden edemedim
En seksi erkekler arasında birinciliği Kıvanç Tatlıtuğ'un elde ettiği bir sıralamada Ahmet Hakan ve Ertuğrul Özkök'ün de olması gayet normal tabii, esas buna şaşırmak abesle iştigal.
En seksi kadınlar arasında ikinciliği Ayşe Arman'ın elde ettiği listede yedinciliği Özlem Önal'ın alması da en az Özkök ve Hakan kadar gerçekliği olan bir sonuç. Yani şimdi ben bu ankete gülmeyeyim de ne yapayım?