AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-08-05

kategori2

Ayasofya daima

Ayasofya'da yıllardır alçıdan bir örtüyle kaplı olan altı kanatlı melek tasviri geçtiğimiz günlerde törenle açıldı. Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay bu 'tarihi' anda orada, Ayasofya Müzesi'nde kameralara beyanat veriyordu...
Arkeolojik açıdan son derece kıymetli bu adımı 'heyecan verici' ve 'tarihi' olarak nitelerken aslında hükümetlerinin bir başka şekilde neye de başarı ile imza attığını itiraf etmesini beklerdim.
Evet, melek tasviri üzerindeki örtüyü kaldırmak bilimsel olarak bir başarıdır. Ve fakat bu tasvirin açılmasının çok daha sembolik ve derin bir anlamı var.
Ayasofya 'emperyal' bir anıttır. Büyük Roma ikiye bölündüğünde 1.Jüstinyanus bu anıtı rüyasında gördüğünü anlatır ve MS 532'de inşaatı başlar. Bu anıtsal katedral emperyal bir kudreti temsil eder.
1453 yılında İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet Han kendini Kayser i Rum yani Sezar (Roma İmparatoru) ilan eder ancak Ayasofya'nın adını değiştirmez. Burada muazzam bir sembolik anlam vardır.
Fatih Sultan Mehmet Han, Ayasofya'nın adını değiştirmeden cami yaparak 'Ben bir cihan imparatoruyum ve bunun timsali yapıyı da İslam'a açıyorum' der...
Aradan yüzyıllar geçer ve bir gün Osmanlı çöker. İşgal güçleri İstanbul'dadır... Beyoğlu'nda işgal güçlerinin bayrakları dalgalanmaktadır. Ayasofya'nın minarelerinin üzerine çan, kubbesine haç hazırlandığı işitilir. İttihat ve Terakki Cemiyeti gizli bir karar alır, 'Ayasofya Camii'ne karşı herhangi bir tecavüz silahla karşılanacaktır. Üstün kuvvetlerle hücum karşısında mukavemet kırılacak olursa minarelerine çan ve kubbesine haç takmalarına fırsat vermeden Ayasofya Camii dinamitle berhava edilecektir...'
Bu karar teşkilatın istihbarat kanadı, 'Karakol Örgütü'nün Reisi Kara Vasıf'a bildirilir ve Kara Vasıf başlarında Yenibahçeli Şükrü Bey olmak üzere bir grup İttihat ve Terakki mensubuna görev verir.
Bu ekip emperyal sembolümüzün tekrar kilise haline dönüştürülmesi tehlikesine karşı yapıyı temellerine kadar uçuracak miktarda dinamiti yerleştirir. İttihat ve Terakki’nin bu hazırlığı duyulur ve işgal güçleri geri adım atar. Devletin hükümranlık sembolü korunur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 24 Kasım 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu bir karar alır ve Ayasofya'yı müzeye çevirir. Bu politik adımda da sembolik bir anlam vardır. Türkiye Cumhuriyeti 2. Dünya Savaşı'na hazırlanan egemenlere İslamcı ve emperyal bir ihtirası olmadığı mesajını verir.
Aradan yıllar geçer... 70'li yıllarda Ayasofya'nın önünde muazzam mitingler yapılır. 'Zincirler kırılsın Ayasofya ibadete açılsın' sloganları altında konuşan isimleri takdim eden genç bir hatip vardır kürsüde... Recep Tayyip Erdoğan...
Aradan gene yıllar geçer... Bu kez Recep Tayyip Erdoğan Başbakan'dır...
Ayasofya'da altı kanatlı melek tasvirinin yüzündeki alçı tülü kaldırmak bu iktidara nasip olur... Diyeceksiniz ki ne var bunda?
Müslümanlık'ta tasvir olan cami var mı? Yok.
Ayasofya müze/cami idi... Ayasofya müze/kilise oldu... Önemi var mı? Eh, biraz... Bu adımı herhangi bir başka iktidar atmaya kalksa ne olurdu? İlk cuma namazı çıkışında on binler hatta yüz binler Sultanahmet'te gösteri yapardı... Şimdilerde aktivist Müslüman kardeşlerimiz akçeli işlerle meşgul olduğundan buraları pek görmüyorlar. Onlara lafım yok... Artık şaşırmıyorum.
Ama bu son derece sembolik mesajdan laikçilerin alması gereken bir ders var.  Türkiye, AKP eliyle şeriata falan gitmez... Gideceği yere gitti. Egemenlere bir kez daha selamını çaktı... Bilmem anladınız mı?