Bazı ifadeler vardır ki, sahibinin hayat boyu kurmaya çalıştığı duruÅŸunu yıkar. Böyle dil sürçmeleri önemlidir, özür dilense bile siz bir zihniyeti tüm saydamlığıyla idrak etmiÅŸÅŸinizdir.
Çünkü zihniyetin üzerindeki travesti kimlik düÅŸmüÅŸtür.
Altından asıl zihniyet fışkırmıştır.
ErtuÄŸrul Günay'ın başına geldiÄŸi üzere.
Zeki Müren ve Bülent Ersoy burada turnosol kağıdı iÅŸlevleriyle Günay'ın altta yatan 'homofobisini' ortaya çıkarmışlardır.
'Homofobinin' olumsuz düÅŸünceleri ve yıkıcı yargılarıyla dile vuran saldırganlığıyla 12 Eylül okuması yapılmaz.
Üstelik ifade sadece homofobiyi deÄŸil, ayrımcı, kiÅŸilik haklarını incitici ve erkek egemen kodları da içeriyordu
12 Eylül dönemini eleÅŸtiren Günay, o dönemde Zeki Müren'in en baÅŸarılı erkek, Bülent Ersoy'un da en baÅŸarılı kadın sanatçı seçildiklerini, bunun da dönemin absürdlüÄŸünü gösterdiÄŸini söylemiÅŸti.
12 Eylül, cumhuriyet tarihimizin en ağır siyasi ve toplumsal kopuÅŸunun tarihidir.
Hala üzerinde kapsayıcı ve kuÅŸatıcı olamadığımız, bugünlerin de bütün çatışmalarının merkezinde olan 12 Eylül'ü, Zeki Müren ve Bülent Ersoy'la refere etmek büyük haksızlıktır.
Türk solunun tamamıyla olumsuzlanması ve gürül gürül akan siyasi düÅŸüncenin blokajı ve toplumun siyasetten izolasyonunu gerçekleÅŸtiren 12 Eylül'ün maÄŸduru olduÄŸunu Günay sık sık dile getirirken...
Günay'ın sosyal demokrat, özgürlükçü, çok kültürlülüÄŸe açık beyanlarıyla sistem muhalifi ilanı da burada bitmiÅŸtir.
Günay sistemin göbeÄŸinde ve sistemin temel zihniyetinin de kendisidir.
Demokratlık ölçümünde Günay sınıfta kalmıştır.
Söylemek olmak demek deÄŸildir pek tabii, olmak ilkeli tutumla mümkündür.
Demokratlık, solculuk, liberallik söylemsel deÄŸil edimsel duruÅŸlardır.
Travesti zihniyetlerin cirit attığı günümüzde de gün gelecek ÅŸapka düÅŸüp kel görünecek diye beklemedeyiz.
Zaten tutumlarınızla baÅŸkaları sizi 'demokrat' diye çağırır.
Yerleşik değerlere ve temellere oturan 'demokratlığınız' onanarak ve sınanarak demokratlaşırsınız.
Ayrıca siyasetçi olarak, söz ettiÄŸi sanatçılarla ilgili deÄŸerlendirme tasarrufuna sahip deÄŸildir.
Tek tasarrufu, bu sanatçıları özel hayatında dinlemek ya da dinlememektir.
Müren ile Ersoy, toplumun gönlünü açtığı, sevdiÄŸi, dinlendiÄŸi ve sanırız çok uzun yıllar da dinleyeceÄŸi ses sanatçılarıdır.
Neredeyse anonimleÅŸmiÅŸ toplumsal figürlerdir, dile girmiÅŸler, deyiÅŸ olmuÅŸlardır.
Toplumsal psikolojimizden vücut bulan figürler olarak belleÄŸimize yerleÅŸmiÅŸlerdir.
Onlar biraz biz olmuşlardır, biz biraz onlar olmuşuzdur.
Onların rengarenk, ÅŸatafatlı görünen özgün ve zor hayatları bizle yaÅŸanmıştır.
Kültür Bakanlığı bürokratik bir makamdır, toplumsal kültürümüz ise kıvıl kıvıl yaÅŸayan dinamik, canlı büyük bir organizasyondur, zaptı-rapta gelmez.
Bu kültürün gerisinde asırlar durur, kimleri beÄŸeniriz, severiz, kimsenin üstüne vazife deÄŸildir.
12 Eylül'ün budadığı düÅŸünce ve entelektüel varlığımızın varabildiÄŸi yerden Müren ve Ersoy'u ifÅŸa etmek herhalde kaçınılmaz oluyor.
Günay'ın kendi siyasi geçmiÅŸine duyduÄŸu hınç ve kızgınlık onu daha nerelere sürükleyecektir bilemiyoruz.