Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Öcalan'ın şartları kabul edilemez

Sanki hayatta ilgilenecek baÅŸka hiçbir ÅŸey yokmuÅŸ gibi bu Kürt açılımı meselesine nedense takmış durumdayım. Bu konuda fikir bildirmezsem sorun katiyen çözülemezmiÅŸ gibi geliyor bana.
Oysa prensip itibarıyla hayatta ciddi olan hiçbir ÅŸey ile ilgilenmeme kararı almış olmama, 'Kürt' ve 'açılım' kelimeleri bile haddinden fazla ciddi olmalarına raÄŸmen (Rojin bu olumsuzlukların dışında. Onun yeri ayrı) gereksiz yerde bu konuya arada bir girip duruyorum.
Daha önceden ilk teorik müdahalem Abdullah Öcalan ile görüÅŸebilecek gazeteci listesini düzenleyerek olmuÅŸtu. Bugünkü ikinci müdahalem ise Abdullah Öcalan'ın açılım konusunda öne sürdüÄŸü ÅŸartlar üzerinde olacak.
Öcalan, 'Türkiye'de demokrasi yok' diyenleri hayli utandıracak ve Mehmet Altan gibilerine Türkiye'nin standartlarını Avrupa BirliÄŸi ülkelerinden yukarıda gibiymiÅŸ gibi gösterecek bir iÅŸ yaptı ve müebbet hapse mahkum olarak yattığı cezaevinden devlete karşı ÅŸartlar öne sürdü. Ve bunları tartışacak. Bu 'Habeas Corpus' ilkesinin dünya medeniyet tarihinde ulaÅŸtığı en üst mertebedir.
Ben ruhsal bunalımda olduÄŸumdan, hatta galiba hafiften çıldırmaya baÅŸladığımdan olsa gerek, iÅŸi gücü bıraktım, bu ÅŸartları baÅŸtan sona okudum.
Bence makul ÅŸartlardı bunların çoÄŸu. EÄŸer benim fikrim sorulacak olursa ben 'Kabul ediverin gitsin' derim. Listedeki maddelerle hiçbir sorunum olmadı, ta ki son maddeye gelinceye kadar.
O ana kadar sakin bir ÅŸekilde yapılabilir bazı ÅŸartlarını sıralamış Abdullah Öcalan ama son maddedeye gelince aniden 'Toprak reformu yapılsın' deyivermiÅŸ.
Yani açılım baÅŸarısız olsun diye 'öyle bir ÅŸart öne sür ki açılım iÅŸini kilitle' deseniz ancak olabilirdi böyle bir ÅŸey.
Ben kendimi bildim bileli (ki kendimi hayli uzun süredir biliyorum) bu memlekette toprak reformu yapılmak daima istenir ama bu bir türlü yapılamaz...
Sadece bu nedenle bile benim olaÄŸanüstü gıcığım vardır bu roprak reformu isteyenlere. Lafı bile benim dengemi bozar. Dengemi bir baÅŸka bozan kavram 'Yerli mallarını koruma haftasıdır'. İkisini de duyunca hasta gibi olurum.
'Yerli mallarını koruma haftası'na antipatim, aşırı ve zorla yenilen incir, fındık gibi ÅŸeylerden oluÅŸtu. Tamam da 'Toprak reformu ile senin bir kötü hatıran nasıl olabilir ki?' diye sorarsanız onu da anlatacağım gayet tabii ki.
Ben köylüleri hayatta ilk kez Bodrum'a gittiÄŸimde gördüm. Ondan sonra hiç görmedim ve bununla da gurur duyuyorum. Ama toprak reformu yine de beni hasta ediyor..
Tek kelimeyle ve net cevap vereceÄŸim bunun nedenini soranlara: Maoistler.
Evet; toprak reformu denilince ben eski Maoist arkadaşları hatırlarım.
Aralarında Mao hayranlığı nedeniyle kendilerine 'Chairman' diye hitap edilmediÄŸinde kızanları bile vardı. Yani önemli bölümü tamamen delirmiÅŸ durumdaydı. Bunlar köylü sınıfından makul bir siyasi hareket olmasının mümkün olmadığı gerçeÄŸini göz ardı ederek bu dünyada sadece sömürülmek için gelmiÅŸ gibi davranan bu sınıfı siyasi açıdan bilinçlendirmek gibi imkansız iÅŸlere filan  giriÅŸirlerdi. Öcalan gibi onlar da 'Toprak reformu yapılsın' derlerdi.

İlk antipatim bu nedenle oluÅŸmaya baÅŸladı toprak reformu yapılsın arzusuna karşı.  Sonra sırayla birkaç kötü olay daha yaÅŸandı:


- 1977 yılında 1 Mayıs gösterisi yapmak için toplanmışken, bize dünyada bulunabilecek en otantik Maoist grup saldırdı. Çok otantatiklerdi, çünkü aynı zamanda Çinli'ydiler. Bundan daha otantik olabilecek geliÅŸme, Komünist Partisi politbürosunun bize saldırması olabilirdi herhalde
- Uzun yıllar sonra Oray ile Union Square'de yemek yemiÅŸtik. Çıktığımızda bize yine Çinli Maoistler saldırdı. YemeÄŸi henüz daha hazmememiÅŸken insanın kendisini kızgın ve bağıran Çinlilerin arasında bulması hiç de hoÅŸ olmuyor. İki kez Maoistler tarafından üst üste saldırılmak bana biraz fazla geldi. İsterseniz abartılı tepki verdiÄŸimi düÅŸünün, ne yapayım...
- En sonunda da -ki bu olan bitenin arasında en travmatiÄŸi olabilir- Yuki adında bir kadınla tanıştım. Yuki bana fiziksel acı vermekten hoÅŸlanırdı ve üstelik verdiÄŸi acı nedeniyle kendisine teÅŸekkür etmemi de beklerdi. Asyalı kadın fetiÅŸim de o vesileyle geliÅŸti.


Bütün bu geliÅŸmeler sonucunda (Lokantalardakilerde bulunanlar hariç), bir buçuk milyara yakın nüfusu olan Çinliler'in sadece iki mesleÄŸi vardır; ya yemek piÅŸirirler ya da ucuz ve taklit saatler satarlar. Bu son derece ürkütücü ve tuhaf bir durum ama ne yapayım benim deneyimim böyle. Ha bir de tabii ki genç kadınları abartılı bir ÅŸekilde fahiÅŸe oluyor. İstisnasız hiçbirisi İngilizce'yi konuÅŸamıyor. ÖrneÄŸin; dolar kelimesini daima 'dolla' diye söyleyebiliyorlar. Tüm meslek gurularında aynıdır durum. Bana inanmıyorsanız bir Çinli fahiÅŸe ile konuÅŸtuÄŸunuz zaman 'Kaç dolar?' diye sorun. Göreceksiniz ki; 'ÅŸu kadar dolla' diyecektir. (Dünyadaki her erkek bir gün mutlaka Çinli veya Japon bir fahiÅŸe ile konuÅŸacaktır, bu da bir kuraldır). Garsondan hesabı isteyin, yine '30-veya 40 dolla' diyecektir. Satıcı ise 'one dolla' diye bağırır durur gün boyunca... Dolar diye düzeltseniz bile yine ısrarla 'dolla' der.
Umarım artık Abdullah Öcalan'ın Kürt açılımı için öne sürdüÄŸü ÅŸartlara neden sempatiyle bakamadığımı net bir ÅŸekilde anlatabilmiÅŸimdir...
Bence, o toprak reformu ile ilgili talep olmasaydı Kürt sorunu şıp diye çözülebilirdi.



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3