Iris Murdoch yaÅŸlanınca Alzheimer hastalığına yakalandı. Kocası John Bayley, karısının unutkanlık vadisine düÅŸüÅŸünü 'Iris ve Iris'e Ağıt' adlı kitabında çok duygusal bir ÅŸekilde anlatır.
GençliÄŸinde son derece zeki olan ve parlak bir beyni bulunan Iris Murdoch, yazar yazmayı bırakamayacağına göre hastalığının ilk aÅŸamalarında daha sonra 'Jackson'un Açmazı' baÅŸlığı ile basılan çalışmasına da baÅŸladı. Bu romanın yazılış sürecinde ve sonrasında yaÅŸanan son derece dramatik olaylar, ünlü yazarın hastalığının anlatıldığı 'Iris' adlı filmde de insanı rahatsız edici bir samimiyet yakınlığından görülebiliyordu.
Iris, 'Jackson'un Açmazı'nda aÅŸkın dipsiz kuyusuna düÅŸüÅŸün insanın ruhunda yaratabileceÄŸi büyük fırtınaları anlatır.
Büyük çabayla kitabını bitirir ve ilk baskısı yazarın okuması için eve yollanır, Etrafındaki birçok insan aÅŸkı anlattığı için acaba kendini utandıracak bir ÅŸeyler yazmış mıdır diye merak etmektedir
Ama Iris artık o kitapta yazdıklarını, hatta kitabı kimin yazdığını bile hatırlamamaktadır.
'Jackson'un Açmazı' yazar ustalığı açısından Shakespeare'nin 'Tempest'ine benzetilir.
ÖldüÄŸü güne kadar yazı yazmış olan John Updike 'Son Çalışmalar' adlı yazısında Edward Said'in son yıllarında Columbia Üniversitesi'nde 'Son Çalışmalar/Son Stiller' adlı çok raÄŸbet gören bir kurs verdiÄŸini söylüyor. Bu kursun notları daha sonra 'Son Stiller Üzerine' baÅŸlığıyla kitaplaÅŸtırıldı. OkuduÄŸumu hatırlıyorum. Çünkü bende piyanist Glen Gould takıntısını baÅŸlatan çalışma da bu kitap içinde yer almaktaydı.
Maestro piyanistten bir Johann Sebastian Bach dinlemek insanda gençken ölümü düÅŸündürebilir ama benim gibi 54 yaşına yeni girmiÅŸ bir insanda ölüm korkusunu erteleyip hayatta olduÄŸuna insanı ÅŸükretmeye itebilir.
Aynı yazısında John Updike ölüm üzerine de yoÄŸun düÅŸünmektedir. Ölüm döÅŸeÄŸindeki insanın yalnızlığı üzerinedir onun düÅŸünceleri. Yazar artık ölen insanın son sözleri diye bir toplumsal olgunun ortada kalmadığına üzülmektedir. Çünkü artık neredeyse hiçbir insan kendi evinde sevdikleri arasında ölemediÄŸinden onun son sözlerini dinleyecek kimse de bulunamamaktadır.
Yazarın bu düÅŸüncesi beni bir süre önce not aldığım ama kimin yazdığını unuttuÄŸum bir baÅŸka düÅŸünceye savurdu.
Hastanelerde öleceÄŸi belirlenen hastaların 'Yanından çekilme kültürü' diye bir ÅŸey varmış. Bir anlamda doktorlar ve hastabakıcılar ölümden kaçmak ister gibi ölüm döÅŸeÄŸindeki hastanın yanından çekiliyorlarmış.
Bu davranışın ideolojik altyapısı ise 'Hasta ÅŸu anda dinleniyor' lafıyla kurulurmuÅŸ. Uzaktan dinleniyor görülebilir ama hayır, o dinlenmiyor, sadece dehÅŸet içinde yalnız başına yatıyor. Sevdikleriyle konuÅŸmak, onlara birkaç söz söylemek istiyor. EÄŸer bunu yapabilirse ölüme belki huzurlu gidebilecek.
Yanlış anlamayın, mutsuz ve huzursuz deÄŸilim. Aksine doÄŸum günümde hala ayakta olduÄŸuma ÅŸükrediyorum. Biraz sonra Glen Gould dinlerken ÅŸarabımı yudumlayıp hayata kadeh kaldıracağım.
Bugün önce biraz şımarmama izin verin. Yazıma James Joyce'un neredeyse kör olduÄŸu günlerde yazdığı birkaç cümle ile son vereyim. O kadar duygu yüklü ki o kadar çevrilemez ki, o kadar müziÄŸi var ki bu cümlelerin, James Joyce'un kullandığı dil ile aktarmak zoundaydım.
'One two moremans more. So. Aleval. My leaves have drifted from me. All. But one clings stil. I will bear it on me. To remind me of. Lff!. So soft this morning. Ours. Yes.'
YaÅŸ günümde hep gülümsemek kararındaydım ama sıkıyorsa bu cümlelerin hakkını vererek okumaya çalışın. Bakalım birkaç damla yaşınızı tutabilecek misiniz? Üstelik arka planda Glen Gould'un piyanosu varken iÅŸte bu imkansız...