AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-08-06

kategori2

Hayat nerdedir?

Göğsün bir çocukla kedinin
savaş alanıdır
onlar şakalaştığını sanırken
seni hep seyretmek kanattı
senin göğsün ama,
kime zafer oldu ki
orda hezimet de
bir kader bulsun kendine
Akif Kurtuluş (Gül ve Pençe)
İnsanlığın tarihi, uygarlığın, kültürün veya savaşların tarihi değildir.  İnsanın yeryüzündeki tarihi, kadınların var kıldığı 'Hayatın' tarihidir.
Okuduğumuz tarihin dışında kalan ve yazılamayan bir tarihtir bu.
'İnsan hayatını' zamanın içinden kadınlar taşıyıp bugüne getirmişlerdir.
Yaşam yerkürede kadınların tutunma ve direnme gücüyle devam edebilmiştir.
Şefkatin, aşkın, dayanışmanın, insan olmanın hikayesi kadınlar üzerinden kurulur.
Çünkü onlar zamanın bütün koşullarından bir hayat çıkartabilirler.
Ve bu hayatın anlamlarını da zamana işlerler.
Kadının içinde yaşattığı ve korktuğu bir 'öteki' yoktur.
Bir öteki olacaksa da bunun adı 'hayatı yok eden her şey' olurdu.
Onların varlığında canlılığa can katacak olanı taşınır.
Yokluğu değil varlığı çağırırlar yeryüzüne.
Kadınlar yaşamı kutsayarak canlı
tutarlar.
Ruhları şaman ruhudur, doğayı içlerinde taşırlar, doğanın hareketliliği ve şenliğini bedenlerinde
yaşarlar.
Duyulmayanı duyar, görülmeyeni öngörürler.
Gözleri onarıcı, elleri şifalı, yürekleri karışıktır.
Kadim dünyanın bilgisiyle donanmıştır bir kadının ruhu.
Binlerce yıllık bilginin geçişini kadınlar sağlar.
Bir çiçeğin bilgisi de, bir matemin bilgisi de onlara bahşedilmiştir.
Başka varlıkları hissedebilme yetisine sahiptirler.
Varlığını bir başka varlıkla yaşama becerisine de.
Başkalarının açlıklarını da acılarını da süratle sezerler.
Bundandır bir kadının yanında aç kalamazsınız, kendinizi yaralı da yaşamazsınız.
Tutkuların en yakıcıları onlardan yükselir.
En gözü kara meydan okumayı bir kadın yapabilir.
İçlerini yakmasını da soğutmasını da bilirler.
Bir kadınla dünya yeniden kurulur, hayata yeniden dokunulur.
Tahakküm tarihindeki iktidar ve güç ilişkilerinin nesnesi kadın ve temsil ettikleri oldu.
Her türlü gücün uygulama alanı olan kadın bugünün gelişmiş iktidar teknolojilerinin de hedefinde.
Kadının bünyesindeki uyumu bozgun uygar dünyayla da sürüyor.
Bedenleri ve zihinleri işgal ediliyor..
Kendine yabancılaşmış bir kadınlık yerleşiyor.
Kadını kıstırmaya uğraşan dünya, kendi kadınlık imgelerini dayatıyor.
Yaşlanamayan ama genç de olmayan bir kadının yüzü oldu hayat.
Yaşla gelen bilgelik bir ayıp olup sürgün edildi.
Korkularını bedenlerinde yaşayan bir kadın ortaya çıktı.
Kadının içgücünü ve güvenini silecek bir iktidar alanı inşası devam ediyor.
Bir çeşit şiddet gibi 'genç-güzel-zayıf'' görünmenin paket programları insafsızca kadınlar üzerinde deneniyor.
Kadınlar kitlesel olarak aynılaşıp birbirine benzeşiyorlar.
Aynı yüzler, aynı bedenler, aynı yüzeysellik oluyorlar. 
Onların içlerindeki doğadan uzaklaşmaları yaşamdan da uzaklaşma oluyor.
Çocuğumsu kadınlar çıkıyor sıklıkla karşımıza.
On binlerce yılın hayata devam bilgisi kadınlardan sökülüp alınıyor.
Hayat aksamaya başlıyor, doğa bozuluyor, ruhlar çökkün..
Galiba tarihin sonu kadınlığın sonuyla geliyor...
Çünkü hayat kadının olduğu yerdeydi ve kadın orada duramıyor artık.