AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-08-06
TV'de yemekli bir sohbet programında Kemal Kılıçdaroğlu'nu görünce ister istemez bir kaygı duyuyorsunuz.
Katılan diğer konuklar da kulvarlarında seçkin isimler ama acaba Kılıçdaroğlu çok sık mı görünüyor düşüncesi alıyor.
Saygınlık duyduğunuz simalar geçiyor o an zihninizden...
Şimdiye değin kendilerini bu gösteri dünyasından alıkoyabilenler.
Çünkü bir show yıldızıyla siyasetçi, akademisyen ve entelektüel ayrımını yutan ölçüsüzlüğün ölçü olduğu panayır halimiz gittikçe tırmanıyor.
Bir çeşit akademisyen ve entelektüel mezarlığı oluyor ekranlar...
Görünmenin çekiciliğiyle kendi imgesinin hamalı olmuş uzun bir isim listesi.
Türk zihin hayatını da onlardan ibaret zannetme gafleti de bize ait.
Ve artık fobi sahibi olduk, yeni bir yüz çok sık ekranlara çıkınca ve çok konuşunca onun adına sıkıntılanıyoruz.
Süratle eskiyip, can sıkıcı olacağını sanıyoruz.
Kılıçdaroğlu'nun da ekranlarda eriyip gideceğinden endişeliyiz.
Bir müddet sonra dinleyemediğimiz bir siyasetçi olabilir.
Ekrana çıkma sıklığının belli bir eşikten sonra görünmeme olacağı bilgisine vakıfız.
Türk aydının ve siyasetçisinin ekranla tanışması ve ekrana yerleşmesinin hikayesi biraz lanetli akan hikayedir.
Ekranın aşındırıcı, eksiltici etkisini bilemeyenler için 'patetiktir'.
Ekran tecrübesini bir çeşit büyü bozumu olarak bize yaşatan ve kurtulamadığımız ekran kadrosunun tacizi altındayız...
Aşırı görünme dozunu fütursuzca kullananlar nasıl avamileştiklerini hayal bile edemeyecek vaziyetteler.
Akademisyenler, entelektüeller, yazarlar çılgın gündemimizi yorumlama iştahlarını durduramamaktalar.
Konuşma obezliği ve görünme arsızlığı dinmek bilmiyor.
Kendi aralarındaki danışıklı dövüş 'kan davalarıyla' dinamizm peşindeler.
Her gün, vara yoğa yaptıkları uzun mükerrer analizlerle, kendilerine yabancılaşmış suretlerini konuşturmakla meşguller.
Halbuki popüler kültür, çağımızın kaçınılmaz başat gerçekliğidir.
Günümüzde popüler kültürün ve medyanın gücüne karşı bağnaz bir tavırdan ziyade popüler ve medyatik figür olarak kendi sahiciliğinizi nasıl koruyabileceğiniz önemlidir.
Çünkü bu dönemin de kendini tasfiye edeceği, sistemin çoğaltarak yaydığı imgeleri hızla tüketerek yenilerine yer açacağı piyasa mantığının gereğidir.
Şüphesiz bazı insanlar ekranın etkinliğini görkemli bir gösteriye dönüştürüyorlar.
Obama'nın katıldığı talk showda herkesi hayran bırakan dansı misali.
Post modern vahşi arena olan ekranda dövüştüğünüz hayvanla birdenbire dans edebildiğinizde büyük sükse toplarsınız.
Çünkü ekran insanı araçsallaştırarak işleyen bir düzendir.
Bu oyunu kırabildiğinizde geriye sizin dansınız kalır.
Özerk varlık olursunuz ekranda.
Ülkemizin safderunları için Obama'nın rahatlığını ön plana çıkaran kendiliğindenlik değerlendirmesi Obama'yı indirger.
Çünkü doğallık bizim ekran müdavimlerinin düşündüğü üzere ham samimiyet değildir.
Kaba gülmeler, imalı laflar, boş bakışlar, duygusal sırnaşıklık, patavatsızlık hiç değildir.
Dünyadaki en pahalı şeylerden biri 'doğallıktır' ve biz onu unuttuk.
Ekran doğallığının ve hakimiyetinin ardında binlerce çalışılmış poz ve duruş vardır.
İnanın Obama da dans biterken show'unu hatasız tamamlama kaygısındaydı.
Marifet çok görünmekte değil.
Marifet büyüsünü kaybetmeden görünebilmekte.