AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-08-06
Çocukluk, gizli yaralanmalarla kaplanma sürecidir.
Bir ömür boyu kurtulmaya çalıştığınız gizli yaralara alıştığınızda büyümüşsünüzdür.
Bu yüzden de çocukluk, bütün çocuklar için yalnızlığın hikayesidir.
Modernliğin orta sınıflarında çocuklar da kendi dramlarıyla büyürler.
Hafta sonları alışveriş merkezlerinin otoparklarına girmek için sıra bekleyen otomobillerin arka koltuklarında kocaman gözlerini dışarıya açmış çocukları görürsünüz.
Sıkıntılı anneleri ya da telaşlı babalarıyla hafta sonu ayini olarak buralara taşınan çocuklar, bir öğleden sonrayı bu mekanda geçirirler.
Güneş ışığından mahrum soğuk koridorlar ve geniş vitrinler onları beklemektedir.
Ne hayata ne de dünyaya benzeyen bu mekanlarda büyüyecek çocuklardır.
Yüksek tavanlar, yapay bitkiler, geniş kapılarıyla modern mabetleri andıran mimari, onların ilk mekan algısıdır.
Büyük vitrinlerin ardından dünyanın bir pazar yeri olduğunu öğrenirler.
Vitrinin içindeki parçalanmış hayatın maddi temsilleri de dünyaya dair ilk izlenimleri verecektir.
Yüksek kaideye yerleştirilen eşya ona bakanı kışkırtarak kendini sergilemektedir.
Küçük gözler ve zihinler eşyanın gizemini vitrinlerden emerler.
Çocuklar Neo-paganizmle ve kutsallarıyla bu mekanlarda tanışır.
Ve çocuk zihinlere bir stigma gibi paranın ve sahip olmanın gücü oyulur.
Bir vitrinde olmanın ve bakılmanın çekiciliği de...
Işıltılı, parlak, renkli vitrinlerde üretilen 'bir hayat imgesi' maalesef onların hayatı olacaktır.
Ya bir vitrinde kendini göstermek ya da vitrindekinin sahibi olmak.
Görünmek ve sahip olmanın kültürel genetikleri işlenir.
Onlara bunun neye mal olacağını da kimseler anlatamayacaktır.
Önemli olmak, değerli olmanın önüne yerleşir çocukların ruhunda.
İnsanın ehlileştireceği yanlarının nasıl bilenip, sivrileştiğini yine çocuklardan öğreniriz.
Sahip olmanın tutkusu, eşyaya yapışmış benlik, onların bir parçası olur.
Çocuklar için düzenlenmiş mekanlarda ilk kendi doğalarını yitireceklerdir.
Küçük kadınlar ve küçük adamlara uygun tasarımlarla kendine yabancılaşırlar.
Küçük tüketiciyi tavlama telaşı kızlara makyaj seti, erkeklere oyuncak tıraş makinesi olur.
Oyuncakların gerçek, gerçeğin oyuncak olduğu tüketim alemi uzanır gider.
Renk renk kalemler ya da şekerlemeler arasındaki fark renklerdir.
İkisi de yenebilir ve yahut resim yapılabilir.
Akıllar yaşken karıştırılırlar.
Hayal gücünü kaybettiren çeşitlilik, milyonlarca çocuğa da aynı masalı anlatır.
Bir best-sellerin fantezi dünyasında milyonlarca çocuk aynı duygularla dolaşırken, dünyada hiçbir güç bu benzeşik topluluğu yaratamaz.
İthal best-seller kuyruklarda bekleyen saf anneler için de çocuklarına armağan ettiği bu kitaplara yeni ilahi metinlerdir .
Memleketimizdeki çocuk hikayelerinin hepsi böyle midir?
Başkalarının çocuklarını umursamayan insanlar olarak belki şunu varsayabiliriz..
Vitrinlerin ötesinde kalan çocukla, berisindeki çocuk arasında sanıldığı kadar geniş bir uçurum bulunmaz.
Akıbetleri aynı yöne akacaktır, boşluğun çocukları olarak...