AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-08-06
Deniyor ki cemaat yönetiminden emir gelmiş. Emirde deniyormuş ki, dindarlar dinsizlere karşı savaş açsın. Dinin özgürce yaşanmasının önünü kesen engelleri yok edin. Kimdir dinin özgürce yaşanmasının önünü kesen? Türk ordusu. Onu hırpalayın, komutanlarını aşağılayın, hadlerini bildirin, susup bir köşeye çekilsinler. Emir gerçek midir bilmiyorum. (Türkiye'de gerçeği gören var mı? Diyojen gibi düşüp Anadolu'nun yollarına, güpegündüz elimde kandil, gerçeği aramak isterdim!)
Orduyla savaş, bir gaza olarak görülüyor. Gaza orduyla olur. Orduya karşı gaza intihardır ki, intihar dinen caiz değildir. Demek ki Türk Ordusu'nu karşısına alanlar, Türk Ordusu'nu kendi orduları olarak görmüyorlar.
Şöyle yanıt verebilirler: 'Ordu, elbette bizim ordumuzdur. Ama ne yapıyor bu ordu? Başörtüsüne izin vermiyor. Nice analar askerdeki oğlunun yemin törenine başı örtülü olduğu için giremiyor. İki de bir muhtıra verip, siyaseti etkiliyorlar. Türkiye'de Müslümanlar özgür değil. Tek sebebi ordu. Hani ordu dediysek, saf Mehmetçiği değil de din düşmanı generalleri kastediyoruz. Biz dinine sahip çıkan bir ordu istiyoruz.'
Ordu ile din çatışır mı? Kökleri Osmanlı'ya uzanan bir kavga var elbette. Unutmayalım ki, Osmanlı Alperenlerin değerleri ve savaşlarıyla Osmanlı oldu. Savaşanlar, hem alp hem erendi. Alp idiler. Kahraman, cesurdular. Eren idiler. Allah'ın sevgilisi olan, halk tarafından bu özelliği kabul edilmiş kişilerdi. Evliyadandılar. Kültür pınarımızda böyle bir çatışma yok. Ordu elbette din düşmanı değil. Generallerimiz de. Neden dine düşman olsunlar? Bu kültürün, bu değerlerin, bu geleneğin korucusudurlar. Ordunun hangi marşında din düşmanlığı var? Harbiye marşındaki 'irfan' kelimesinin anlamı nedir? Bu ordu elbette demokrasinin de koruyucusudur.
Sorun, bu ülkenin değerleri üzerinde anlaşmak için bir yol bulamama sorunudur. Elbette sözde ordu-dindar çatışmasından yarar uman güçler olabilir. Bu güçler ufukları dar, kalpleri mühürlü, kendilerine dindar diyen içleri öfke okyanusuyla yüklü kindar, çok kolay dolduruşa gelen, kaba insanlarla, dinle ilgili her şeyi düşman olarak gören sığ bir laiklik bakışı olan hoyratlar arasındaki savaşı körüklemek isteyebilirler. Bunun adına laiklik savaşı, din savaşı diyebilirler.
Öncelikle yapılması gereken, bize giydirilmeye çalışılan düşünme kalıplarını kırmak, dayatılan kavram çerçevelerini kabul etmemektir. Ülkemiz bir anlam hapishanesine çevrilmektedir. Bu hapishaneden kurtulmak, düşüncemizi ve duygularımızı istiklaline kavuşturmak gerekiyor. Taze anlamlara ihtiyacımız var. Din, dindarlık, ordu, demokrasi, özgürlük... Bütün bu kavramlar yeni ışıklarla aydınlatılmayı bekliyor. Bundan dolayı bu ülkenin yaratılan bu anlam cenderesinden, yorum cenderesinden çıkabilen, özgür insanlara ihtiyacı var. İnançlı özgür insanlara. Ülkenin değerlerine sahip çıkan, karşı tarafı dinlemeye hazır, hakaret etmeden, kendini küfür bataklığına kaptırmadan, otoritelerin eteğine sığınmayıp, bağımsız bir ruha sahip olabildiği için anlam yaratabilen, medyada sürekli olarak ortaya konan basmakalıp düşünme biçimlerinden kaynaklanan sakız olmuş kavramlardan uzak kalabilen insanlara gerek var. Böyle insanlar askerlerimiz arasında var. Böyle insanlar dine gönül vermiş bilge insanlarımız arasında da var. Artık biraz da o insanları dinlemek istiyor bu ülke. Siyasetçilerimiz arasında da hakikat aşığı bilgelik yolunda gönül sahibi olanlar var, biliyorum.
Yırtalım şu başımıza geçirilen anlam çuvalını, dayatılan düşünme biçiminin deli gömleğini, şu çekişme, şu kin, şu hesap dolu haberlerin, yorumların bataklığından kurtulup, inanmanın, bağlanmanın, bu ülkenin bir evladı olmanın sevincini özgürlüğünü duyalım. Yaratılmak istenen anaforların yok edici etkisinden kurtardığımız ruhumuzu ülkemizi farklı ışıklarla görüp yorumlayacak bir yolculuğa bırakalım.