AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-08-06

kategori2

Fotoğraf

Fotoğraf: Işığın yazısı. Işığın resmi. Işıktan yazı. Işıktan resim. F™s, faos ışık demek, Eski Yunan dilinde. F™tos, ışığın, ışığa ait demek. Grafein, çizmek, resim yapmak, yazmak... anlamlarına sahip yine aynı dilde. Batı dillerine çeşitli biçimlerde geçmiş, tanıdık bir sözcük, telgraf, grafik, örneklerinde görüldüğü gibi. Fotoğraf sözcüğü, bir yorumla ışık ve resim sözcüklerinden oluşuyor. Işığı yakalamak, ışığı tutmak, ışığın izini bulma çabası var onda. Her fotoğrafta ışık oturur. Işığın öyküsü vardır, fotoğraftan gelen görüntüde.
Işık bir nesneden, bir manzaradan, bir insan yüzünden gelir. Bu ışığı yakalarsınız. Işık gider, izi sizde kalır. Işık avcısısınızdır, fotoğraf çekerken. Işık izini bırakır gider. Işık uzaklarda yitmiştir, bir daha o ışığı bulmanız olanaksızdır, bir anlamıyla. İzi sizdedir, fotoğrafınızdadır. Bir insan yüzü, size ışığını yolladı, fotoğrafını aldınız ışığın, siz yüzden gelen ışığı gördünüz, fotoğraf makineniz da gördü. Makineniz ışığı kaydetti. Siz de belleğinizde tutabilirsiniz. Unutup gidebilirsiniz de. Işıksa makinenizin sağladığı olanakla izini sundu size. İzinden gelecek başka bir ışığı sundu. Böylece ışık dönüştü. Bir insan yüzünden çıkmıştı, makineden geçti, izini bıraktı, bir fotoğraf görüntüsüne dönüştü. Artık ışık o insanın yüzünden gelmiyor, ışık fotoğraftaki görüntüsünden geliyor. Işık dünya değiştirdi böylece. İnsanın kanlı canlı, zaman ve mekan içindeki varlığından çıkmıştı, şimdi fotoğraftaki görüntüsüneden ulaşıyor gözümüze. Bir anlamıyla bu 'ışıklar' aynı değil, bir anlamıyla ikisi de ışık. Işığın kaynağı değişti: Dünyası değişti. Işığı fotoğrafa taşıdık. Fotoğraf dünyasına taşıdık. Fotoğrafı olduğu yüz ölse de, fiziksel, kimyasal koşullar yerinde olduğu sürece, fotoğraftaki yüzü 'andıran' görüntü ölmeyecek.
Ne oldu? Geçmişi şimdiye taşımış olduk. Geçmişin nesini? Görüntüsünü. Bütün fotoğraflar geçmişten gelir. 'Duran' görüntülerdir. Doğrusu fotoğraf fiziksel bir nesne olarak kağıt üzerinde ya da ekranda bozulabilir, silinebilir, solabilir ama biz düşüncemizde onun durduğunu değişmediğini kabul ederiz: 'Bak ben üç yaşımda, bak burada yedimde annemle, dokuzumda sınıf arkadaşlarımla...' Biz değişiriz, fotoğraflardaki 'an'lar hep durur, öyle. 'An'ı sihirli bir kutudan geçirip durdurmuşuzdur. Duran 'an'da yaşayamayız. Görüntüdür zaten o. Bizimle ayrı bir dünyadadır. Fotoğraf dünyasında.
Nerede durur fotoğraftaki görüntüler? Elbette Platon'un idealar dünyasında değil. Bizim dünyamızdaki nesneler gibi de değillerdir. Eşyamız yıpranır. Fotoğraftaki görüntüler, felsefecilerin kullandığı deyimle nunc stans'dırlar, 'duran şimdi'lerdir. Işığın izi fiziksel dünyada tutulabildiği sürece, geçmişteki bir 'şimdi'yi içlerinde saklarlar, fotoğraflar. Işık bize bir sonsuzluk olanağını sunar, bir ölümsüzlük olanağı: Fotoğrafı armağan eder insana. 'İzimi saklarsanız beni saklarsınız' der. Geçmişi saklarsınız. Mekanı saklarsınız. 'Ben dönüşerek, artık nesnelerden değil de onların saklanabilir görüntülerinden gelerek, size kendinizle, dünyanızla hesaplaşma olanağı sunuyorum. Aynadaki görüntünüz şimdideki görüntünüzdür. Siz insansınız, yalnızca şimdide yaşamıyorsunuz. Sizin bir geçmişiniz var. Tarihiniz var.' Sonra devam eder fotoğraf: 'Saklayın beni. Bende kendinizi görün.'
Şimdi ben fotoğrafa soruyorum: Bize bizi gösterecek ışık olan fotoğraf, seni kim  çekecek? Hangi anlarım senin dünyanda olacak? Hangi anlarımı köşe bucak saklayacağım? Fotoğrafçın kim olacak sevgili fotoğraf? Herkes 'iyi', güzel yanlarının fotoğrafını çekiyor? İnsanın derinlerindeki girdapları, yanar döner, kibirli, sahtekar yanlarının fotoğrafını kim çekecek?
Fotoğrafın yanıtı ne olabilir? 'Telefonlarınız bile fotoğraf çeker olmuş, anlamlı anlamsız her şeyi çekip bunu bir eğlence konusu yapmışsınız. Siz insanlar, ne zaman iç dünyalarınızın, düşüncelerinizin, duygu fırtınalarınızn resmini çekeceksiniz? Dışınızdaki ışığı anlayamadığınız için, içinizdeki ışığı yakalamaktan ne kadar uzaksınız. Fotoğraf da fotoğrafçı da sizsiniz. Neyseniz öyle olduğunuzun fotoğrafını nasıl çekebileceğinizi bilmiyor olabilirsiniz. Belki de böyle bir fotoğraf olanaksız olsa bile, kendinizi kendinize bırakma cesaretiyle, en utandığınız, en korktuğunuz anların fotoğrafını çekin. Önce siz bakın onlara. Onlardan geldiğini düşündüğünüz karanlığın ışığını görün.'