AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-06
Terörü sadece sağ-sol çatışması, silahlı örgüt propagandası ya da Güneydoğu sorunu olarak görenler İstanbul'un düştüğü durumu okuyamaz. Bu kaotik metropolün nasıl bir terör kentine dönüştüğünü göremez, olağanüstü hal ilan edilmesi gereken bir bölgeye dönüşen yerde hala şehirli önlemler alır ve bu yüzden de başarılı olamaz.
Terör şehri olmak eski emniyet müdürümüz Celalettin Cerrah'ın bize bıraktığı bir mirastır. Kaba, vulgar tavırlarıyla tanıdığımız Cerrah İstanbul'un yükünün altında kaldı, bu arada birbiri ardına gaflar yaptı, ayıp etti, sonra da bu enkazı bırakıp gönderildi.
Ama onun döneminin İstanbul'u insanların gece belli bir saatten sonra sokağa çıkmaya korktuğu, Beyoğlu'nda tinerci dehşetinin yeniden hortladığı, kapkaççıların cirit attığı, kadınların araba sürmekten çekindiği, ıssız, saldırı tehlikesi olan, insanların kelle koltukta gezdiği bir Gotham oldu.
Ve maalesef bu suç şehrinde ne gökyüzüne logosu yansıtılınca bizi kurtaracak bir Batman vardı, ne de Cerrah çizgi romanın iyi niyetli polis müdürü Gordon'a benziyordu.
Peki bu arada ne oldu: İnsanların evleri, arabaları soyuldu, sapkın cinayetler belirdi, sayıları arttı, insanlar evlerinin önünde öldürüldü, apartmanların önünde bomba patladı.
Daha evvel İstanbul'a ordunun müdahale etmesi gerektiğini yazmıştım; güpegündüz, Taksim Meydanı'nda The Marmara Oteli'nin az ilerisinde linç edilircesine dövülen, dakikalarca hiç kimsenin müdahale etmediği, polisin bir türlü gelmediği kamera kayıtlarınca tespit edilen bir görüntüyü izledikten sonra.
Savunmasız biri Taksim'de gün ışığında, en hareketli saatte linç ediliyorsa bu hepimizin tehlikede olduğu anlamına gelir.
Hadi insanı bırakın, aynı otelin köpeğinin bile nasıl öldüğü hala muallakta...
Peki ne oldu bu olay üzerine? Cerrah, avukatları aracılığıyla son derece çirkin ifadeler dolu bir tekzip yayımlattı ama İstanbul'un suç barometresinde hiçbir azalma olmadı.
İşte geçen gün gördük, Cerrah'ın bıraktığı suç kentinde yine Taksim'de, bu sefer İstiklal Caddesi'nin ortasında bir turist bıçaklandı. Herkesin gözünün önünde.
Oysa İstiklal Caddesi'ne kalaşnikoflu polisler konuşlandırıldı birkaç sene önce. Yıllardır tüfeklerinin namluların yansıması altında dolaşmaya çalışıyoruz İstiklal'de ve onların gözü önünde sürekli birileri tacize uğruyor, birilerine laf atılıyor, birileri soyuluyor, birileri dayak yiyor.
Sonunda da herkesin gözünün önünde biri öldürüldü... Olacak iş mi?
Sorumluluk ne oradan geçip kafasını çeviren yayaların, ne de oradaki kayıtsız esnafın...
Birinci dereceden sorumluluk bu şehri bir terör kenti olmaktan kurtaramayan emniyet yetkililerinin.
Ardından da 'gentrifaction' kelimesinin anlamını bilmeyen gecekoncu vizyonuna sahip belediyelerin.
İki gazetecinin evliliği
Uzun yıllardan beri arkadaşlar... Kariyerleri boyunca hep birbirlerini kollamak ve korumak gibi bir dostluk ilkesini benimsediler... Bu dostlukları, kardeşlikleri zaman zaman profesyonelliğe dönüştü... İş ortağı oldular, İnternet sitesi kurdular... Artık aralarından su sızmıyordu... Bir dönem aynı evi bile paylaştılar... Haklarında 'Eşcinsel onlar' diye dedikodu çıktı, evleri ayırdılar... Sonra kendilerine kız arkadaş yaptılar... Bu yaz arka arkaya evlendiler... Ne ilginç ki düğünlerinin arasında bile çok az süre vardı... Biri evlenince, diğeri de onu takip etmiş gibi... Nasıl denk düşürdülerse... Bizim de payımıza ikisine 'Mutluluklar' dilemek düşüyor...
Kaş tartışması büyüyor
Ne kıyamet koptu, anlatamam... Meğer ne çok Kaş'taki ilkellikten çeken mağdur varmış... O kötü otel sahiplerinin muamelelerine maruz kalan ve tatilleri burnundan gelenlerin sayısı ne fazlaymış...
Dahası ne büyük tabuymuş bu Kaş...
'Orada otelde kalınmaz' ya da 'Bir daha gelme' diyenler, başka rotalar ve adresler önerenler, 'Şu restoranı nasıl atladın' diyenler...
İyi niyetliler, öfkeliler, tecrübelerini anlatanlar...
Yarın Kaş'la ilgili mesajlarınızı yayımlayacağım. Amma tartışma çıktı bu işten.