AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-06
Türban son zamanlarda kimileri için bir pazarlama nesnesine, kendilerini üzerinden tanımlayabilecekleri bir simgeye dönüştü. Beraberinde türbanlı olmak da kendi rantını, kendi halkla ilişkiler alanını oluşturdu. Hatta eskiden bir mağduriyet simgesi olarak kullanılırken, bugünlerde 'pozitif ayrımcılık' vesilesi bile oldu. Kıymeti kendinden menkul birileri sırf türbanlı oldukları için yaşam alanı buldular ve bunun sömürüsünü gayet güzel yapıyorlar.
Artık 'kadın yazar' kategorisi yetmiyor, şimdi bir de 'türbanlı yazar' kontenjanı var...
Şöhret için yanıp tutuşan ama ellerinde bu yolda türbanından başka önerecek hiçbir şeyi olmayan yazarlara daha evvel değinmiştim.
Dikkat edin, bu yazarlarla ilgili her söz alındığında konu türbandan açılıyor. Kamuoyuna sundukları tek 'malzeme' bu, o yüzden.
O 'iki genç kız'dan fikir falan çıkmıyor ne yazık ki. Artık iyice anladık ki polemiğe girerek, eski mahalle üzerinden söz alarak, şöhret olma dertleriyle varoluyorlar ve maalesef her hareketleri, hatta satırları da fazlasıyla önceden kestirilebilir. Bu yüzden de ilginç değiller. Türban konuları da iyice sıktı, doğrusunu söylemek gerekirse.
Öte yandan, yazılarını okurken türbanlı olup olmadığını düşünmediğimiz, türbanını gözümüzün içine sokmayan, kendisini türbanı üzerinden değil de fikirleri üzerinden var eden yazarlar da var. Bunlar mert kadınlar, kendilerini başlarındaki örtüyle sınırlı tutmayacak kadar cesurlar.
Ben bu yazarları okurken 'Başörtülü mü acaba' diye düşünmüyorum; başörtüsü düşüncelerini örtmüyor. Nuray Mert'i nasıl okuyorsam Fatma K. Barbarosoğlu'nu, Ayşe Böhürler'i, Özlem Albayrak'ı da aynı şekilde okuyorum.
Bu isimlerin son zamanlarda fikir hayatımıza katkıları Türkiye'de diyalog kanallarının açılması, demokrasi kültürünün oturması ve verimli bir tartışma başlaması açısından çok önemli.
Haftasonu, Ayşe Böhürler çok samimi açıklamalar yapmış Habertürk gazetesine. Bu sözlerini bir özeleştiri olarak da okumak mümkün. Ama daha da önemlisi bugün AKP iktidarının da, genel anlamda İslamcılar'ın da en temel ihtiyaçlarından birini karşılaması bakımından önem atfetmek gerekiyor: İçtenlikle yapılan muhalefetten herkes kazanır.
Böhürler, yandaş medya yazarları gibi iktidara yaranıp normal şartlarda itiraz etmeleri gereken şeyleri bile sineye çekmedi. Doğru bulduğunu, yanlış bulduğunu söylemekten çekinmemiş. Yeni dindar sınıfına, para uğruna ideallerinden vazgeçenlere ciddi eleştiriler getirmiş.
Geçen hafta, Yeni Şafak'tan Fatma K. Barbarosoğlu da Başbakan Erdoğan'a çok önemli itirazlarda bulunmuştu. Özellikle de şu 'davulcu-zurnacı' meselesinden.
AKP hükümetinin icraatları giderek Türkiye'de tek sesli bir medya oluşmasına katkıda bulunuyordu. Ancak son zamanlarda fikri ve vicdanı hür gazeteciler bu gidişata, tek adam diktatoryasına varma eğilimine karşılık önlem niteliğinde muhalif bir dil tutturmaya çalışıyorlar.
Bu gözardı edilemeyecek kadar önemli bir adımdır.
Birileri türbanını yazar, birileriyse fikir üretir. Aradaki fark da bu kadar basit.
Başkanlar bu dergiyi okur mu?
Masamın üzeri birikmiş dergi ve kitap dolu, bir türlü sıra gelmiyor ve bazıları hiç açılmadan aylarca bekliyor. Hepsini bir şekilde gözden geçirmeden elemiyorum, zamanı geçince de 'Ahh keşke vakit ayırıp okusaymışım' diye pişmanlıkla andığım yazılar görüyorum bazılarında.
Geçen gece, Yapı dergisinin haziran sayısına göz gezdirmeye başladım. Ve dergiyi bitirmeden uykuya dalamadım. O kadar güzel yazılar var ki içinde; mimariye, tasarıma dair. İlla mimar olmanız da gerekmiyor tad almanız için; asgari bir estetik bilinç ve merak yeterli.
Yapı'nın sayfalarında dolaşırken 'Acaba belediye başkanları bu dergiyi hiç okur mu' dedim kendi kendime. Sanırım okumuyorlar, okusalar kentimizi bu mimari çirkinliğe hapsetmezler.
Borusan'ın düzenlendiği bir yarışmanın sonuçları var Yapı'nın haziran sayısında. Gençler, çeşitli bölgelere uygun projeler geliştirip derece almışlar. Trabzon'da 'çok amaçlı durak'tan İstanbul-Galata için 'sarmaşık çelik bina'ya kadar...
Beşiktaş'a Kent Saçağı ve Şişli'ye LED aydınlatmalı fütüristik bir Finans Merkezi projelerine bayıldım.
Hepsi de genç mimari ve inşaat öğrencileri tarafından düzenlenmiş...
Gençler 'legal' gecekoncu bile tasarlamışlar Ortaköy için!
Bir tek belediye başkanı yok mudur koca Türkiye'de şu gençlerle temasa geçecek, projelerini hayata geçirecek ve kentimize modern anıtlar katacak?
Bir tek kişi bile... Maalesef yok böyle düşünceli biri...
Bir de bu belediye başkanlarının bir kısmı mimar, düşünün artık.
Basının viral video'yla imtihanı
Alışveriş sitesi gittigidiyor.com'un 'viral video'sunu bazı gazeteler gerçek zannedip haber yaptılar, üstelik bir de altına mahreç ve imza koyarak. Skandal daha haber olur olmaz twitter'da patladı: Sabah yazarı Yaprak Aras Şahinbaş, hemen bu video'nun bir reklamcılık dehası olduğunu belirten tweet'ler yolladı. Daha öğlen olmadan hepimiz basının bu akıl tutulmasına gülüyorduk.
İşte twitter böyle etkiliyor gazeteciliği... Anında, çok hızlı haberleşiliyor, bilgi anında yayılıyor ve üzerinde yorumlar yapılıyor, gün bitmeden de eskiyor.
Bazı gazeteciler dünkü köşelerinde bile hala bu intikam video'su üzerine yorum yazmışlardı. Üstelik hala bu video'nun gerçek olduğunu düşünerek...
Başka bir gazetecilik kültürü doğuyor ve bu süreç daha çok elemelere gebe.