AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-08-06

kategori2

Bej pardösülü kadın; Juliette

Günümüzün 'trajik insanı' bej pardösülü Juliette Fontaine karakteriyle karşımıza çıkar.
Kumral kadının yüzünde yaralayıcı bir keder durmaktadır
'Trajik insanın' yazgısını değiştirebilme irade ve cesareti Juliette göstermiştir
çok ağır bir karşılığı olmasına rağmen. 
İri gözlerinin yorgunlukla baktığı dünyaya olan umarsızlığını yine yüzü işaret eder.
Soyluluk ve vakarla susan dudakları eğer konuşsa her şeyi kesecek bıçaklardır.
Juliette Fontaine konuşmanın ve anlatmanın beyhudeliğini derinden öğrenmiştir.     
Philippe Claudel ilk filminde bir modern zaman trajedisini anlatıyor.
'Seni O Kadar Çok Sevdim ki' Claudel'in kendi romanından sinemaya uyarladığı ve yönetmenliğini de yaptığı film.
Juliette'i bizim için başlangıçta esrarlı ve tedirgin edici biri olarak sunuyor Claudel.
Suskunluğunun ötesindeki yaşananlar seyrettikçe açıklığa kavuşuyor.. 
Eski tragedya kahramanları gibi neyi seçecek olursa olsun kefaretinin sonsuz acı olacağını bilerek bir seçim yapmıştır.
Onun eyleminin ahlaki yargısı çok ağırdır dünya için.   
O da bunu bildiğinden kendi hikayesinde susacaktır. 
15 yıl sonra karşılaştığı kız kardeşi LŽa, LŽa'nın kocası ve çevresi için bu kendine saklı kadının varlığının etkileri çok farklı olacaktır...
Çevrenin Juliette'in geçmişiyle ilgili koyduğu mesafeyi aşmak istemeyen yine Juliette'tir oysa.    
Sakin kayıtsızlığını muhafaza edecektir.
Kalın çizgili dünyanın ona yönelttiği suçlamalara karşı ketum ve sabırlıdır.
Gündeliğin ahlakının ikiyüzlülüğüne karşı gerekçeler aramaz.
Trajik'in dramatik'ten farkını Juliette taşımaktadır ve sade gösterişsiz dilsiz bir dünyadır bu fark.
Her dile getirişin yetmeyeceği, yaşananı indirgeneceğini bilecek iç tecrübesi istemektedir.      
'Seni O Kadar Çok Sevdim ki' provokatif anlatıma yer vermeyen, hikayenin etkili yanlarını soğutarak izlenen bir film...
Juliette Fontain rolünde Kristin Scott Thomas'ın yüzü filmin yüzü olmuş.
Gözleri, dudaklarıyla virtüözite düzeyinde büyük bir oyunculuk sergilemiş.
Güzel ve doğal yüzünün yansısı bir müddet sizi izliyor.
Özlediğimiz doğal, konturlanmamış, çekiştirilmemiş kadın güzelliğini izliyoruz.
İngiliz aktris geleneğinin bu parlak oyuncusu yüzleri masklaşmış bir dolu kadının  rol yapmaya uğraştığı ülkemizde bize de estetik haz bağışlıyor.
Etrafında gezindiğimiz hikayeye bizi  alıveren Thomas oyunculuğunun şahikasına eriyor.
Bej pardösülü, kumral kadının menevişli gözlerindeki mat sabitliği yıkacak satırlar 15 yıl önceki buruşuk bir mektupla geliyor...
'Bir gün ölmen gerekirse, benden sonra öl lütfen.'
'Seni O Kadar Çok Sevdim ki' seyircisine sabır karşılığında açılan serin bir anlatı.
Bize de 'sanat bazen hayatın kendisi gibi oluyormuş' dedirtebiliyor.