AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-08-06
Ahmet Türk neşeli kahkahalar atan, güleryüzlü bir adam değil. Tanıyanlar bilir; DTP lideri ciddi, ağır, oturaklı ve karşısındakilerde arabeske varan hüzün uyandıran bir siyasetçi.
Genç yaşlarda abisini siyasi suikastta kaybetmiş, uzun yıllar hapis yatmış, kalp piliyle yaşayan birinden söz ediyoruz. Kanço aşiretinin ak saçlı lideri. Bir anlamda Kürtlerin 'ağır abisi.'
İşte bu yüzden dün 'Mutluyuz, umutluyuz' lafını herhangi bir siyasetçi değil de Ahmet Türk'ün ağzından duyunca, durup düşündüm. Kürt sorununun kangrenleşmiş her aşamasını bizzat hayat hikayesinde bölüm başlıkları olarak yaşayan Ahmet Türk bile umutluysa, bizlerin gerçekten gülmeye hazır olması lazım.
SENKRONİZASYON
Dünkü görüşme sonrasında DTP heyeti ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın senkronize cümlelerle kısa ve umut aşılayan açıklamalar yapması, ardından bekleşen gazeteciler güruhundan soru almaması akıllıcaydı. Türkiye'de siyasetçiler, mikrofonun şehvetine kapılıp ayaküstü cevap verdiklerinde mutlaka bir yerlerde sıkıntı doğuyor. Oysa bu süreç, dikkatli, hatasız, belli ölçüde gizlilik gerektiren adımlar içeriyor. Kuşkusuz kamuoyunu hazırlamak, bilgilendirmek şart. Ancak PKK'nın dağdan inme süreci, memleketimize özgü canlı yayında 'az sonraaa' ve 'dakka dakka' diye bangır bangır 'demeç gazeteciliği' ile götürülemeyecek kadar hassas. Bu yüzden dünkü toplantı sonrasında tarafların temkin ve kontrollü tutumları faydalı.
AH ŞU KAMUOYU MESELESİ
Türkiye'de iki yıl içinde seçim var ve bu Ankara'da herkesin aklının bir köşesinde. Başbakan, seçime Kürt sorununu çözmüş, fakat İç Anadolu, Ege, Karadeniz'i 'kaybetmemiş' lider olarak girmek istiyor. MHP'nin '12 Kötü Adam' siyasetinin belli bir seçim getirisi var. CHP'nin tavrı flu.
Bir süredir yazıyorum. Kürt açılımında 'teori ve pratik' var, yapılması gereken belli, kiminle yapılacağı belli, medya desteği var, ancak kamuoyu olgunlaşmış değil. Beklentiler aşırı yüksek; takvim sıkışık. Açılımı yıllara yayma şansı yok.
Geçen yazımda teklif ettiğim Türkiye'yi Doğu'dan Batı'ya bir araya getirecek geniş katılımlı 'TOBB konferansları' konusunda okuyuculardan çok olumlu tepkiler geldi. Bu ve benzeri halkla ilişkiler çalışmalarının hükümetin çabaları dışında toplumda 'Kürtler ne diyor? Ne istiyor?' sorusunu anlamamıza ışık tutacaktır. Kürt kamuoyu da Batı'nın hassasiyetlerini görmeli, anlamalı.
ANNELER AĞLAMASIN
ABD'de yaşadığım dönemde kısa bir süre gazeteciliğe ara verip büyük bir halkla ilişkiler şirketinin kriz yönetimi bölümünde çalıştım. Bu tecrübe bana güncel olaylara sadece gazeteci gözlüğüyle değil, aynı zamanda iletişim boyutuyla da bakma imkanı veriyor. Zaten Kürt açılımı gündeme geldiğinden bu yana, olayın 'İletişim' boyutu da tartışılmakta. Hükümet kamuoyunu nasıl ikna etmeli?
Dünkü Erdoğan-Türk buluşmasını sonrasında Erdoğan'ın ağzından çıkan bir cümle, bana göre iletişimde Kürt açılımının en önemli kozudur. Ana mesajınız Erdoğan'ın 'Anneler gözyaşları dinsin istiyor, kan ölüm olmasın istiyor' cümlesi olmalı.
Kamuoyunu birçok konuda ikna etmekte zorlanabilirsiniz. Ancak 'Annelerin gözyaşı dinsin' lafı, Kayseri'de de, Muğla, Trabzon, Diyarbakır'da da aynı etkiyi yaratacaktır. Çeçenistan'dan Kuzey İrlanda'ya kadar birçok çatışma bölgesinde ikna ve toplumsal uzlaşma süreçlerinde aynı insani tema öne çıkmıştı.
Kendini açıklamaya çalışan hükümet, Mahmur, PKK, Öcalan derken henüz pişmemiş birçok detayda boğuluyor. Oysa olayın özü, operasyonun kod adı belli: Anneler ağlamasın!