AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-06

kategori2

Buna da 'biat kültürü' denemez mi?

Geçen hafta Can Dündar'ın HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'u bir terör örgütüyle bağlantılı gibi göstermeye çalışması bir gazetecinin yöntemleri ve dünyaya bakışını çözmek açısından ürperti vericiydi. Dündar, daha evvel de dillendirip tazminat ödemeye mahkum olduğu bir konuyla ilgili tekrar aynı şekilde yayın yaptı. Mahkumiyetini görmezden gelip, gerçekleri kendince eğip bükerek sundu kamuoyunun önüne.
Ertosun, basın toplantısında Can Dündar'ı yalanladı. Üstelik belgeleriyle.
Sonunda elimize ne kaldı?
Böylesi bir dezenformasyon, böylesi bir çarpık gazetecilik...
Tek sebebi de Can Dündar'ın küçük bir gazetenin gazına gelmesi. Ama eğer onun gazetecilik serüvenini yakından izliyorsanız, bu duruma da şaşırmazsınız.
Can Dündar'ın medyadaki adımları biat kültürünün sadece İslam'la ilgili olmadığının kanıtı gibi. Uyduruk medya sitelerini önemseyen, kendileri hakkında haber yapsınlar diye onlarla iyi ilişki kurmaya çalışanlar gibi Can Dündar da bazı çevreleri, o çevrelerin onayını çok ciddiye alıyor. Hatta kendisini o onay üzerinden var etmeye çalışıyor.
Maksat birileri onu korusun, kollasın. İdeolojik yakınlık üzerinden ittifak kurmak, zor durumda kaldığında kollanmak ve bir yerlere ait olma arzusu.
Psikolojik çözümlemelerle korunma isteği, bir yerlere ait olma arzusunun temelinde yatan korkulara açıklama getirebiliriz elbette. Özgüven eksikliği mi? Belki de...
Ama bir gazeteci mesleğinin tamamını buna adıyorsa, yaptığı her iş kulüpçülükten izler taşıyorsa bunu nasıl açıklayacağız?
Ortada çok açık bir etik ihlali yok mu: Can Dündar sırf başkalarına yaranmak için eksik yazıyor, bilgi gizliyor; üstelik eksik yazmak yalan yazmaya eşit olduğunu bilecek kadar da deneyimli.
Ne yazık ki duruşu, kendine ait bir dünya görüşü yok. Habere bakışını dünya görüşü ya da gazetecilik duruşu değil, pozisyon alma arzusu belirlediği için de kolayca panikliyor.
Birileri 'Can Dündar açıkla!' diye biraz üst perdeden konuşunca eli ayağı birbirine dolanıyor, sesi yüksek çıkanı mutlu etmek adına gerçeği göz ardı edebiliyor.
Derdinin gazetecilik yapmak olmadığı çok belli.
Zaten ne zamandır kendisini tanımladığı gibi bir 'ada' da değil. Birilerinin güdümüne, birilerine yaranma arzusunda...
Bu yüzden de her adımı strateji kokuyor. Hayatta yaptığı hiçbir iş de dünya görüşünün bir yansıması değil, bilakis esen rüzgara göre pozisyon alma çabasının sonucu: Hangi filmde, hangi dizide yer alırsa alsın, hangi tavrı takınırsa takınsın altında mutlaka sinsi bir hesapçılık yatıyor.
Ama gerçekten yazık... Bugüne kadar inandırıcılığı ve prestijiyle gelmişti; son yıllarda elindeki en iki değeri harcamakta çok cömert davrandı. Artık ne prestiji kaldı, ne inandırıcılığı...

Not defterim
MEDYANIN GELECEĞİ: Wired dergisinin genel yayın yönetmeni artık gazete okumayı, hatta profesyonel kurumlarca hazırlanan İnternet sitelerine girmeyi bırakmış. Haberlerin bir şekilde ona 'geldiğini' söylüyor; öğrenmesi gereken her şeyi doğru kanallar ve göndericiler sayesinde öğreniyormuş zaten. Bu açıdan twitter'dan yollanan haberleri önemsiyor. Günlük gazetelerin ne yazdığını, ne dediğini hiç mi hiç önemsemiyormuş. Devamı, 'Who needs newspapers when you have twitter' başlıklı salon.com röportajında.

HINCAL ABİ'YE TWITTER HESABI: İlk buluştuğumuzda kendisine twitter'ı göstermek istiyorum. Çok uzun yıllardır cep telefonuna direniyordu Hıncal Uluç, birkaç yıldır sürekli yanında taşıyor ve üstelik SMS bile yolluyor. Türkiye'nin hala en fazla gezen, gözlemleyen ve gören gazetecisi olarak twitter'a hemen uyum sağlayacağına inanıyorum. Twitter'ın da ona tabii ki. Tek yapması gereken gün içinde birer-ikişer cümlelik kısa mesajlar yollamak. Yeni habercilik devriminden etkileneceğine eminim.

JUDD APATOW YENİ WOODY Mİ: Vanity Fair dergisinin İnternet sitesi, 'Funny People' filmi bu hafta ABD'de vizyona giren yönetmen Judd Apatow'un yeni Woody Allen olabileceğini yazmış. 'Funny People'la 'Annie Hall' arasındaki paralelliklere dikkat çekmişler. Kolaylıkla son 10 yılda izlediğim en iyi filmler arasında sayabileceğim 'Knocked Up'ın yönetmeni Apatow'un yeni işini aylardır merakla bekliyorum. Film bizde 2 Ekim'de gösterilecekmiş; bu adam üzerine söyleyecek çok sözüm var, o tarihi beklemek zorunda kalmaya tahammül edemiyorum.

Formanın tam karşılığı
Bazen bir fotoğraf karesi söylenecek sözlerden çok daha açıklayıcı olur ya... Günlerdir İnternet'te Cemil İpekçi'nin üstünde Galatasaray'ın mor/lila forması, altında slip mayosuyla çektirdiği fotoğraf dolaşıyor.
Bu forma ilk çıktığında mor formalı futbolcuları Teletubbies'in gay üyesine benzetmiştim.
Ama hiçbir şey Cemil İpekçi'nin bu fotoğrafı kadar yerinde açıklamadı bu formayı...
Kabul etmek gerekir ki İpekçi'ninki harika bir alaycılık, mükemmel bir yaratıcılık ve her şeyden önemlisi zekice inşa edilmiş bir tavrın yansıması.
O fotoğrafı görünce kelimeler kifayetsiz kalıyor, sanırım yıllarca da bu forma bu fotoğraf karesiyle hatırlanacak.
Kusura bakma Arda, mor forma ona daha çok yakışıyor.