AKŞAM | CUMARTESI | 08 AĞUSTOS 2009, CUMARTESİ
Hikayesi dillere destan Hürrem Sultan'ın romanını yazan Demet AltınyeleklioÄŸlu, dünyadaki dönem romanları tarzında, tarihi popülerleÅŸtirip insanın fantezisini öne çıkaran bir eÄŸilimin ortaya çıktığını söylüyor. Kendi yazdığı sürükleyici 'Hürrem' romanı böyle bir anlayışın Türkiye'deki ilk temsilcisi.
Melek mi ÅŸeytan mı' ikilemi arasına sıkışmış muammalarla dolu hikayesini daha önce dizi ve müzikallerde izlediÄŸimiz Hürrem Sultan, bu kez bir roman kahramanı olarak karşımızda. Artemis Yayınları'ndan çıkan 'Moskof Cariye-Hürrem' kitabının yazarı Demet AltınyeleklioÄŸlu'nun belli bazı tarihi gerçeklerden yola çıkarak anlattığı hikayenin özelliÄŸi, okuyanları 16. yüzyıl Osmanlı topraklarına götürmesi deÄŸil, akıcı bir dille anlattığı dönemin koÅŸulları ve kahramanın kiÅŸilik özellikleriyle Hürrem Sultan'ı günümüze getirmesi. AltınyeleklioÄŸlu'nun Hürrem'iyle diÄŸer tarihi romanlar arasındaki bu fark, okuyucunun kendisini kaptırmasını kolaylaÅŸtırıyor. Sıcak yaz günlerinde dinlenirken hala okuyacak sürükleyici bir hikaye arayanlara cevap verme konusunda iddialı olduÄŸunu söyleyebiliriz.
Hürrem, 1980 yılından beri TRT'de çalışan AltınyeleklioÄŸlu'nun ilk romanı. Daha önce 20'ye yakın eseri Türkçe'ye çeviren yazar halen TRT'de yapımcı ve yönetmen olarak sevdiÄŸi iÅŸini sürdürüyor, bu ilk eserinden önce roman yazmanın aklının ucundan bile geçmediÄŸini söylüyor.
BİZİM İÇİN YENİ BİR TARİHİ ROMAN TÜRÜ
- TRT'de geçen 30 yılın ardından roman yazmak fikri nereden çıktı?
Herkes bunu merak ediyor zaten. Yoksa ben de düÅŸünmemiÅŸtim ÅŸimdiye kadar böyle bir iÅŸ yapacağımı. Benden kendi yayınevi için kitaplar çevirmemi isteyen Ilgın Sönmez bir zaman sonra çevirilerimdeki ifade akıcılığını, duygu aktarımını çok beÄŸendiÄŸini, kitap yazabileceÄŸimi söyledi. Önceleri pek önemsemedim ama sonra iÅŸ ciddileÅŸmeye baÅŸladı. Acaba yapabilir miyim diye düÅŸünürken kendimi roman yazarken buldum. Bu iÅŸi yapabileceÄŸimi de o zaman gördüm. Åžimdi hayatımı Ilgın'dan önce ve sonra diye ikiye ayırıyorum.
- Dönem romanı yazmanın daha zor olduÄŸunu biliriz, ilk romanınız için riskli bir seçim deÄŸil mi?
İngiliz edebiyatındaki dönem kurgularının çevirilerini yapıyordum, Philippa Gregory'nin çok satan eserleri ilgimi çekiyordu. 16. yüzyıl İngiltere'sinin tarihi gerçeklerinden yola çıkarak fanteziler kuruyordu. Burada da Ilgın'ın desteÄŸi ve yol göstericiliÄŸi etkili oldu. Bizde böyle bir tür yok, neden yazılamasın dedim. Evet, bu tür biraz zor, yüzmeyi derin sularda öÄŸrenmeye baÅŸladım diyebilirim.
- Bizdeki tarihi romanların eksikliği nedir?
Eksiklik dememek gerek ama dünyada var olan bir anlatım türü bizde geliÅŸememiÅŸ. Bizdeki tarihi romanlar genellikle politiktir, belli bir görüÅŸü anlatır, yanlıdır. Bir de bizdeki tarihi romanların gerçekleri yansıtması, bilgi ve belgeye dayalı olması beklenir çoÄŸu zaman. Ben bu romanı yazarken mesela neden adını 'Hurrem' koymuyorsun diyenler oldu, o zamanlarda öyle deniliyormuÅŸ çünkü. Ama dediÄŸim gibi, dünyada, belli baÅŸlı gerçeklerden yola çıkarak kendi hikayelerini yaratan, fanteziler kuran yazarlar var ve epey popülerler. İngiliz olmayanlar bile okuyup o dönemin İngiltere'siyle aralarında yakınlık kurabiliyor. Bizde neden olmasın böyle bir tür?
HÜRREM'İ ARAÅžTIRMAK BOLEYN'DEN DAHA ZOR
- Sizin Hürrem hikayeniz böyle bir fantezi mi?
Hürrem hakkında tarihi bilgi bulmak o dönemin İngiltere sarayındaki Anne Boleyn hakkında bilgi bulmaktan daha zor. Ayrıca Hürrem'in Osmanlı sarayına gelene kadarki yaÅŸamı hakkında neredeyse hiç bilgi yok, karanlık bir tarih. Saraydaki yaÅŸamını da doÄŸrudan bilgilerden deÄŸil, tarihi olayların akışını göz önünde bulundurup mantık yürütme yoluyla tahmin ediyoruz biraz. Fakat ben yazarken muhakkak tarihi gerçekleri bulmalıyım, onları açığa çıkarmalıyım gibi bir amacım elbette olmadı. Bu tarihçilerin iÅŸi olabilir. Onun hakkında bildiklerimizden, içinde bulunduÄŸu koÅŸullardan yola çıkarak bir Hürrem karakteri yarattım. Sonra da hikayeyi kurdum, bu kitaba benim fantezim olarak bakabiliriz tabi. BaÅŸka biri çıkıp Hürrem öyle biri deÄŸil diyebilir.
- Sizin Hürrem'iniz nasıl biri?
Onun öncelikli özelliÄŸi güçlü birisi olması. Bu, üzerinde herkesin anlaÅŸtığı, herkesin bildiÄŸi özelliÄŸi. Gücünü de çocukluÄŸunda geçirdiÄŸi travmalardan alıyor. Zor bir çocukluk geçirmiÅŸ, kaçırılmış, saraya hediye olarak gönderilmiÅŸ ve hep korkmuÅŸ. İnatçılığı ve zekasını da katmak gerek buna. Zekasıyla içinde bulunduÄŸu koÅŸullara uygun ince entrikalar geliÅŸtirebiliyor. Güçlü olmasına karşın duygusal biri, çocuklarının gelecekleriyle ilgili kaygılarla yaşıyor. Çok güzel bir kadın deÄŸil ama çekici yanları olan, kadınsılığı ön planda olan, gösteriÅŸli biri.
- Melek mi şeytan mı peki?
Kitabı yazarken ben de bu ikilem üzerinde düÅŸündüm ama onun hakkında olumlu ya da olumsuz bir imaj oluÅŸturmaya çalışmadım. İşin o kısmını okuyucunun kararına bıraktım. Ama ÅŸöyle bir durum var, koÅŸulları içinde bakarsak o zaman saray zaten bir entrikacılar yuvası, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor, hayatta kalabilmek, iktidar olabilmek için. Yalnızca Osmanlı sarayı deÄŸil, o dönemin İngiliz, Roma, Germen saraylarında da durum böyle. Bu yönüyle bakarsak Hürrem de ayakta kalmak isteyen, çocuklarının geleceÄŸini düÅŸünen biri sonuçta. Fakat genellikle halk onun kurbanı olduÄŸunu düÅŸündüÄŸü ÅŸehzade Mustafa'yı çok sevdiÄŸi için Hürrem'i kötü biri olarak görüyor.
GELENEKLERİ ALTÜST EDEN SULTAN
- Bir kadın olması ona bakışımızı nasıl etkiliyor?
Erkek egemen bir Osmanlı'da, onun sarayına gelmiÅŸ en güçlü kadın. PadiÅŸahların resmi nikah gibi bir geleneÄŸi yokken ilk kez Kanuni Sultan Süleyman Hürrem'le resmi nikah yapıyor. Hürrem'den sonra sarayda harem geleneÄŸi kalkıyor yavaÅŸ yavaÅŸ, önce yalnızca ÅŸehzadelerin kullandığı bir dönem baÅŸlıyor, sonra da unutuluyor. Ama Kanuni de Hürrem'i ve ondan olan kızı Mihrimah'ı çok seviyor, bu da erkek egemen gelenekler açısından pek normal sayılmaz. Bu kadar güçlü bir insanın kadın olması onun efsanesini ayrıca etkiliyor, yoksa hakkında bu kadar konuÅŸulmazdı herhalde.
- Hürrem yeterince tanınıyor mu? Neden mesela sinema filmi çekilmiyor?
Sinemaya çok uygun bir yapısı var hikayenin ama doÄŸrusu böyle ihtimalleri düÅŸünerek yazmadım ben. O dönemin üç büyük sarayı var, İngiltere'de 8. Henry'nin başını kestirerek öldürdüÄŸü Anne Boleyn ve Almanya'da Åžarlken'in Avrupa'yı din savaÅŸlarına sürüklemesindeki baÅŸrolü oynayan Isabella pek çok filme konu edilmiÅŸ. Bunlar arasında en renklisinin Hürrem olduÄŸunu söylemek abartı sayılmaz. Fakat dediÄŸim gibi, Anne Boleyn hakkında herkesin okuyabileceÄŸi, anlayabileceÄŸi, sevebileceÄŸi kitaplar yazılmış ve bu yüzden çok çekiliyorlar. Biz ise mesela Osmanlı'ya sürekli bir dil ve insanüstü bir anlayış biçmiÅŸiz. Bugünkü zamana ve insana yabancı bir durum. Halbuki o kahraman da bizim gibi bir insan, bize yakın biri; duyguları, korkuları, hırsları, aÅŸkı, cinselliÄŸi var. Onu öyle anlatmak lazım.
Osmanlı'nın en güçlü kadını
Ukraynalı bir ailenin kızı olarak büyüyen Hürrem Sultan'ın (1506-1558) gerçek adı Alexandra Lisowska'ydı. Onun bu dönemi hakkında farklı yerlerde farklı bilgilere rastlamak mümkün. GüzelliÄŸi nedeniyle küçük yaÅŸtayken ailesinin yanından kaçırıldığı anlatılır. Daha sonraysa Kırım Hanı tarafından Osmanlı sarayına hediye olarak gönderilir. Sarayda eÄŸitim görürken güzelliÄŸi, zekası ve becerisiyle Kanuni'nin dikkatini çeker ve haremdeki kadınlar arasında öne çıkar.
O sıralarda Kanuni'nin, cariyelerinden Gülbahar'dan Mustafa adında bir oÄŸlu vardı ve Mustafa zamanla sevilen bir ÅŸehzadeye dönüÅŸtü. Herkes onun Kanuni'den sonraki padiÅŸah olacağını düÅŸünüyordu. Bu Gülbahar'ın da Valide Sultan olacağı anlamına geliyordu. Fakat Hürrem Kanuni'nin güven ve sevgisini kazanarak onunla nikahlandı. Kızı Mihrimah Sultan'ı Vezir-i Azam Rüstem PaÅŸa'yle evlendirerek Vezir-i Azam'la ittifak kurduÄŸu söylenir. Kanuni'nin, çok sevilen Åžehzade Mustafa'yı kendisini tahttan indirmeye çalıştığı gerekçesiyle öldürmesinde da yine Hürrem Sultan'ın parmağı bulunduÄŸuna inanılır. Hürrem Sultan 52 yaşında öldüÄŸünde oÄŸlu 2. Selim'in tahta çıkışını görememiÅŸti.
EYÜP TATLIPINAR