O sabah... Bu sabah...Uyandım... Ağır ve anlamsız bir yükü yaÅŸamımın geri kalanında taşımayı terk ettim.
Vasat, terk edilmesi gereken saçma bir zemin deÄŸil midir?
O sabahlardan biriydi iÅŸte bu. Dünyanın en güzel kızı, Derin... Ben bu satırları yazarken, Büyükada'daki hakim bir balkondan, incecik bir ip gibi uzanan puslu Kartal sahillerine bakıyor.Yan gözle de yazdıklarımı, gülümseyerek, kesiyor.
Ara ara başını omuzuma yaslıyor. Uzun ve ince telli saçları yüzümü, mahcup, bazen arsız, okÅŸuyor... Ama kokusu... Ahhh... O kokusu her ÅŸeyi; bugün ve yarın bana dayatıp üzüntüye mahkum edeceÄŸi her ÅŸeyi özgürleÅŸtiriyor.
AÅŸk bu olsa gerek.
İnancını geleceğe karşılıksız teslim etmek.
Geçen gün, Yasemin (Soyadından size ne!), çocuÄŸunun, C.'de bir okulun bahçesine, evinin balkonundan nasıl baktığını, o anda yaÅŸananları yazmış...
Aklıma, yıllar yıllar önce, uzak bir ülkeden memlekete aniden dönmek zorunda kalınca, onun, beni, Özge'yi ve o zamanlar Derin kadar olan Su'yu 'O.T. Alexandria'da hoÅŸ bir balıkçıda misafir ediÅŸini anımsıyorum... O kadar lokumdu ki... Hala o tatlı gülümsemesini hatırlarım... Hep bağışlar gibi gülümser o...
Hiçbir ÅŸey onun zihnimdeki yansımasının büyülü anlamını kazıyamayaz.
Tanıştıramadığımız çocuklarımız var... O kadar üzücü.
Aslında paylaşacağım bir başka meseleydi.
Çok ama çok baÅŸka sert bir siyasi mesele (nedense bu siyasi boklar hep sert olur) yazacaktım. Mayınlara... Haksızlıklara... BaÅŸbakanımızın (Devletlumuzun?) kabalıklarına, bizi bu vasata mahkum kılan sığ çevresine, Diyarbakır'da taÅŸ attığı için HåLå o koÄŸuÅŸlarda, bir insanlık suçu iÅŸlenerek tutulan, ÇOCUKLARA dair ağır çok ağır yazılar yazmak istiyordum.
Ama olmadı. Kalemim ketum bugün...
İsmail Küçükkaya'ya çaÄŸrımdır... Pazar günleri pazartesi yazısı çıkartamıyorum.
Anlaşıla... Affedile...
Pazar günü omuzunda cılız ve masum bir baÅŸ devriliyse... Siz İstanbul'u bir baÅŸka açıdan hülya ile izleyip, geçmiÅŸ aÅŸklarınızın kokusunu Içinize çekiyor, hiç yaÅŸanamamış bir aÅŸkı yıllar yıllar sonra bir gece aniden tutkuyla tadıveriyorsanız.
En yakınınız 'zula'dan Cycles Gladiator adında 2005 bir Cabernet Sauvignon çıkartıveriyor ve fıstık çamlarına bakarak, bu muazzam tadı yudumlayarak, koklayarak, yazmak zorunda kalıyorsanız...
Kayıp yıllardaki sahici dostluklar sizi körebe gibi yakalıyor.
Bugün beni affedin dostlar. åşık oldum... Bu havaya... Beni mahvetti... Kızım başını omzuma yaslamış. Tek dileÄŸi biraz konuÅŸmak... Bir gıdım daha oynaÅŸmak...
Bir kızım uzaklarda... Çok ama çok uzaklarda... Ben burada paramparça... Dostlar seyrelmiÅŸ...
İnsan kime neye sarılacak?
İzin verin.
Bugün pazar...
Bu kahpe havada pazartesi yazısı çıkmıyor...
Çıkamıyor...
Sözüm söz... Sert, kudretli, hesap soran, kavga eden yazılar yazacağım...
Çok ÅŸey var yazacak... Kavga edecek... Bu toprak için, bu insanlar için...
Ama bu yazı... İzin verin... Yıllara kalsın... Zihinlere kakılsın.
YaÅŸanan bir ana dair...
AÅŸkı bana bakarak ve dokunarak öÄŸreten bir masum meleÄŸin gözlerine kalsın...
Derin'e kalsın.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.