Uygarlık 'insan hayatını' yaÅŸanılacak bir süreç olmaktan çıkarıp projeleÅŸtirdi.
Bunun için hayat ve ölümün arası açılarak, ölümün bilgisi unutturulacaktı.
KliÅŸe projeler ve biçimsel baÅŸarılarla yüzeyel bir hayat algısı oluÅŸtu.
TeknikleÅŸen, mekanik hayat ölümle aramıza yüksek duvarlar çekti.
İnsanı 'dünyevi olana' sabitleyen anlayış, hayatın anlamını da ipotekliyordu.
Ölümün hayattan kovulması iÅŸe yaramadı, ölümün bıraktığı boÅŸluÄŸa kaygı ve bunaltılar yerleÅŸti.
SaÄŸlık takıntılı, medikalize iç dünyalarında anksiyetelerle boÄŸuÅŸan insanlığa, 'hayat ideolojisi' de yardım edemedi.
Ölümü aklına getirmeyenler aslında yaÅŸamanın bilgisini de kaybetmiÅŸlerdi.
Avrupalı usta yönetmen Wim Wenders 'Palermo'da YüzleÅŸme'de' günümüzdeki yaÅŸam ve ölüm iliÅŸkisizliÄŸine kamerasını uzatıyor.
Refah yaÅŸamın ve konforun insan ruhunda açtığı karanlık boÅŸluÄŸun sinemasını yapıyor.
BaÅŸarılı fotoÄŸrafçı Finn'in Düsseldorf'ta baÅŸlayan Palermo'da sonlanacak birkaç gününü izliyoruz.
Finn çektiÄŸi fotoÄŸraftaki gökyüzünü kurgularken Arizona'nın bulutlarıyla, Avustralya'daki güneÅŸin batışını ekleyerek mükemmele ulaÅŸan bir profesyonel.
İşinde zaman ve mekanın üstünde konumlanarak 'gerçeÄŸi deÄŸiÅŸtirmenin' gücünü yaşıyor.
Ama bu gücün kendi 'iç gerçekliÄŸine' iÅŸlemeyeceÄŸini henüz anlayamıyor.
Her sabah içine uyandığı manasız boÅŸluÄŸu daha da büyümüÅŸ buluyor.
Finn'in zaman ve mekan koordinatlarını yavaÅŸça eriyor, uyku ve uyanıklık sınırı yitiyor.
Hayat ve ölümün geçiÅŸliliÄŸine Finn'in rüyalarında rastlıyoruz.
Otoyolda geçirdiÄŸi tehlikeden sonra kendine soracaktır 'biraz önce ölebilirdim ama ÅŸimdi kendimi canlı da hissedemiyorum.'
Finn 'yaÅŸayamama halini' fark eder.
Varlığında bastırdığı, inkar ettiÄŸi 'ölüm' artık çok yakınındadır.
Sarı ışıklı dar sokaklarıyla, tarihin iÅŸleyerek dokuduÄŸu mimarisiyle Palermo, Finn için de ihtiÅŸamlı bir liman olacak ve onu baÄŸrına basacaktır
Finn'in Palermo'daki büyük buluÅŸmasının vakti gelene dek.
Wim Wenders bizi silkeleyip, sarsmaya kararlı olduğu hikayesinde epey soruyu da peş peşe sordurtmayı ihmal etmiyor.
YaÅŸanamayan bir hayatın gitgide bir 'korku nesnesine' dönüÅŸeceÄŸini vurguluyor.
Ölümün varlığının, hayatı deÄŸerli kıldığını ve ölümü reddedenin yaÅŸama katılamayacağını da.
Ölüm ve yaÅŸamın bütünlüÄŸünün tek anlam kaynağımız olduÄŸunu da...
Finn'in Palermo'daki beklenen karşılaÅŸmasında 'diÄŸer konuk' Finn'e ÅŸöyle der;
'Her ÅŸeyi öylesine mükemmel düzenliyorsun ki, yaÅŸadığının özünü kaybediyorsun
Hayat negatif filim gibidir, hayatın ters tarafı ışığın ters yönüdür.
Halbuki digital kamera bunlarla ilgilenmez.
Sen varolanı baÅŸtan yaratmaya çalışıyorsun, iÅŸte bu ölüm korkusudur.
YaÅŸamaktan korkmak aslında ölümden korkmaktır...'
Wenders ölümsüzlük duyguyla her
an ölüme koÅŸan dünyaya bir uyarıda bulunuyor.