Rusya ve Türkiye üzerine
Rusya BaÅŸbakanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti ve imzalanan anlaÅŸmaların ardından olayın iki boyutu ön plana çıktı. Bunlardan bir tanesi önemli ölçüde Türk ve Rus ÅŸirketlerini bir araya getiren ekonomik ve ticari açılım tartışmalarıydı, diÄŸeri ise dış politika çeliÅŸkilerini seslendiren siyasi tartışmalar.
Ekonomik boyut açısından bakıldığında bu anlaÅŸmaların yeni büyük zenginler yaratabileceÄŸinden söz etmek mümkün. Ekonomik olarak geleceklerini Rusya’ya baÄŸlayan ÅŸirketler doÄŸal olarak bu anlaÅŸmalardan fevkalade memnunlar. Rusya ile ticaret hacmimiz 38 milyar doları aÅŸmış durumda ve bu milyar dolarlar her iki ülkede de ciddi bir hacim oluÅŸturuyor. AB ve Batı ile iliÅŸkilerin geliÅŸtirilmesi gerektiÄŸine inanan sermaye grubu ise, yine doÄŸal olarak konuya daha eleÅŸtirel yaklaÅŸmakta. 235 milyar dolarlık dış ticaret hacmimizin yaklaşık üçte ikilik bölümü AB ülkeleriyle yapılıyor. Birileri de bundan nemalanıyor.
Durumu bu kadar bireysel ve pragmatik bir biçimde deÄŸerlendirmeme hiç ÅŸaşırmayın; zira para siyasi geleceÄŸin de yönünü gösteren bir kutupyıldızı gibidir. Her dem doÄŸru yönü gösterir. Zaten iÅŸadamlarından büyük stratejiler, ideolojik açılımlar falan beklemek mantıksız bir durumdur. Bu iÅŸi yapacak olanlar siyasilerdir ve zaman zaman ekonomik kayıplar pahasına, siyasi dengelerin gözetilmesi siyaset planlayıcıların tutumudur. Peki, son anlaÅŸmalar siyaseten doÄŸru mudur? Bu geliÅŸme içinde ne tür çeliÅŸkiler barındırmaktadır?
Öncelikle bu tartışmalar ve anlaÅŸmalar tam da Türkiye’nin yeni açılımlar dönemine girdiÄŸi bir zaman dilime denk geldi. DemokratikleÅŸme, sivilleÅŸme, kimlik politikaları gibi konular tüm dünyada esas olarak AB çerçevesinde gündemde tutulan konular. Türkiye’nin AB üyelik sürecinde de sürekli ön plana geleceÄŸi aÅŸikâr.
Ancak iç siyasetteki paralelliÄŸe raÄŸmen, Türkiye’nin dış politikada AB’nin dümen suyundan ayrılması daha mümkün görünüyor. Zira Batı dünyasındaki ayrışma oldukça netleÅŸmiÅŸ durumda. ABD ve Rusya kendi aralarındaki rekabeti muhafaza etmek koÅŸuluyla yeni bir dünya sistemi kurguluyorlar. İki ülke arasındaki rekabet, dengeli ve sistemli bir biçimde sürdürülürse AB ve Çin’in siyasi bir kıskaç altına sokulacağı söylenebilir.
Yeni bir soÄŸuk savaÅŸ dalgası ile de beslenmesi mümkün görünen bu yapıda AB ülkeleri arasında ortak dış politika üzerinde bazı tartışmalar çıkması kaçınılmaz. Nitekim Berlusconi’nin Rusya, Türkiye görüÅŸmelerinde bulunması yalnızca İtalyan ÅŸirketlerine çıkar saÄŸlamak ya da Tayyip ErdoÄŸan ile olan dostluÄŸuyla açıklanamaz. İtalya, AB’den farklı dış politika eÄŸilimine girdikçe, Berlusconi konusundaki medya spekülasyonlarının da yükseleceÄŸine emin olabilirsiniz.
ABD ve Rusya’nın öncülüÄŸündeki yeni yapıda, enerjinin kontrolü öncelikli faktör olacak. Bu açıdan yalnızca rezervleri tutan bölgeler deÄŸil, taşıyan alanlar da önemli. Bu niteliÄŸiyle yapılan her enerji anlaÅŸması, aynı zamanda bir siyasi iÅŸbirliÄŸi anlaÅŸması olarak da kabul edilebilir.
Nabucco ve Güney akım projeleri yalnızca rakip deÄŸil, bir bakış açısıyla tamamlayıcı projeler olarak da deÄŸerlendirilebilir. Alternatifleri kendiniz ürettiÄŸiniz müddetçe, baÅŸkalarının alternatif arayışını da kesmiÅŸ olursunuz. Özünde Nabucco ABD (AB deÄŸil), Güney Akım ise Rusya projesidir. Her ikisi de AB’nin enerji yolunu kontrol altına alır. Bu bakımdan hedef AB ülkelerinin denetimi ise çeliÅŸki yoktur.
Türkiye’nin neden büyümek zorunda olduÄŸunun bir göstergesi de budur. Küçük Türkiye’ye sistemin tahammülü yoktur.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.