AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-08-10
'Konuş benimle! Hiç kimseye söylemeden buna ne kadar daha katlanabilirim?
Bir gün? Bir hafta? Bir ay?
Kendim için mi üzüleyim, yoksa onlar için mi?'
Bu sözler 8 yaşındayken gözlerini bir havai fişek kazasında kaybeden Yusuf'un, şimdi 45 yaşında olan bir edebiyat profesörün Allah ile konuşmasıdır.
Allah gözlerini almış ve ona içinde saklı bir cennet bahşetmiştir.
Onun eli ayağı, gözü kulağı olan seven bir karısı... Sekiz yaşında bir kızı ve mütevazı bir evi vardır.
Ancak o bu cennette mutsuzdur.
İçindeki Allah ile konuşmakta ve görmek istemektedir.
Allah bir gün ona yanıt verir.
Fransa'da bir hataneye ameliyat olmaya gider.
Ameliyattan önce hastanede Murtaza ile tanışır.
Murtaza'nın kısmen görmekte ancak şakağında görüşünü engelleyen savaştan kalma bir şarapnel parçası vardır.
Murtaza ona ceviz verir ve ceviz ağacının onun için ne denli önemli olduğunu anlatır.
Yusuf ise Paris'te tanıştığı bu dostuna söğüt ağacının onun için öneminden bahseder.
Her ikisi de ameliyat beklemektedir.
Yusuf'un ameliyatında mucize gerçekleşir ve gözleri açılır.
Cennetine kavuşur.
İran'a döner ve 37 yıldır içindeki cennetinin aktörlerinin suretlerini görür.
Kısa sürede cenneti cehennem, cehennemi cennet olur...
Hangisi onun hakikatıdır?
Bu yazdıklarım İranlı yönetmen Macid Macidi'nin 'The wilow tree' -Söğüt ağacı- adlı filminin konusu...
Filmin gerisini, bu hakikat arayışının neyle sonlandığını yazmıyorum.
Bir çölü andıran manevi coğrafyamızda, şayet bulabilirseniz, mutlaka izlemeniz gereken bir film.
Hayata; anlam kaygısına; varoluşa ve yokoluşa; Allah ile kul ilişkisine dair sarsıcı bir film.
Geçen gün yayında İletişim Fakültesi öğrencilerinin Recep İvedik filmini ne kadar büyük bir hararetle savunduklarını öğrendim.
Gençlerimizi, çocuklarımızı, kendimizi öylesine kuruttuk ki halimiz içler acısı...
Recep İvedik ile kaygısız, yarınsız, yüzeysel ve sığ bir dünya tasavvuru artık bize yetiyor.
Neden varsınız?
Bu soruya hangi anlamlı yanıtı verecek bu yığınlar?
Siyasetteki 'maganda' tartışmasını ekranlardan izliyor musunuz?
Bu soruyu kendime sormak bile utandırıyor artık beni...
Bu ülke siyasetini izlemek ve yazmak, hakkında düşünmek kusturucu bir bulantıya yol açıyor...
Koca bir ülkenin içler acısı halini 'Söğüt ağacı'nın bana tuttuğu aynada görebiliyorum.
Görenlere duyurulur...