AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-08-10
Irak'ın işgalinden kısa bir süre önce aylarca Erbil'de kalmıştık. Otelde, yolda, lokantada insanlarla anlaşabilmek için Kürtçe'yi kafa göz yara yara konuşmaya başlamıştım.
O günlerde gazeteci arkadaşlarım, benim Kürtçe öğrenme çabama bıyık altından gülerdi.
Ben ise, 'Bir gün gelecek Kürtçe bilmeyen gazeteci bölgede zorlanacak' derdim.
Önceki gün Diyarbakır'da Osman Baydemir yüz binlerce insana Kürtçe hitap ettiğinde hem öğrenmeyi terk etmekten ötürü kendime kızdım hem de haklı çıkmaktan ötürü gülümsedim.
Nereden nereye?
1992'de atılan aynı sloganlardan, taşınan aynı kıyafetlerden ötürü aynı kitle Cizre'de gözümün önünde tarandı.
Dün bırakın miting alanını, Diyarbakır sokaklarında miting alnına gitmek için taşıt bekleyen onlarca PKK'lı kıyafeti giymiş (Ayağında elbette mekaplarıyla) puşili Kürt gördüm. Bildiğim kadarıyla hiçbiri gözaltına alınmadı.
GÜNEŞ BALÇIKLA
SIVANMIYOR
Nevruz günü Diyarbakır'daki o devasa alan ve çevresi tıka basa doluydu. Bu hareketin geldiği yeri anlamak için bir ölçü oluşturuyordu.
(Bu arada Diyarbakır valisinin haber bürolarını arayıp -75 bin kişi toplandı yazın- ricasına dair iddia, şayet doğruysa, sözün bittiği yerdir.)
Nitekim, dünkü büyük gazeteler meselenin bu boyutunu görmediler. Belki de görmemeyi tercih ettiler.
Görebildiğim sadece Ruşen Çakır, her zamanki gibi, dürüst bir şekilde bu tarihi fotoğraf karesini okuyucularıyla paylaştı.
BAYDEMİR SAMİMİ Mİ?
Osman Baydemir, tanıdığım günden bu yana, ilgi ve merakla izlediğim, ancak şüpheyle yaklaştığım bir insan.
Çevreme; tanıyanlarına, hep şu soruyu sordum, 'Görüşlerinde samimi mi?'
Aldığım yanıt hep farklı oldu.
Ancak zaman içinde şunu gördüm. Geleceği çok parlak bir Kürt siyasetçisi. Büyük düşünüyor. Büyük oynuyor. Son derece zeki. Hareket içinde bir başka dinamik oluşturduğu, farklı bir kuşağı ve anlayışı temsil ettiğini kim tartışabilir?
Özellikle Nevruz alanında verdiği mesajlar, belagati, kitle ile iletişimi son derece etkileyici idi.
Botan bölgesinde aydınların giydiği yerel kıyafetle sahneye çıkan Baydemir, Kürtçe, şu çarpıcı cümle ile başladı: 'On yıllardır Nevruz ateşini söndürmeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki o ateş Kürt halkının gönlündedir.'
ÇÖZÜM İMRALI'DA MI?
Fakat, süreci bir bütün olarak değerlendirdiğimizde DTP'nin asıl mesajı çok önemliydi.
Hem Leyla Zana, hem de Ahmet Türk, doğrudan Başbakan Erdoğan'a, açıkça şu mesajı verdiler:
'Türkiye, Kürtleri kazanma veya kaderine terk etme noktasındadır. Bizi kaderimize terk etmeyin. Cesur olun. Tüm Kürtlerin gözü sizde. Kürtler elbette seçeneksiz değildir. Tasfiye değil çözüm istiyoruz. Bizi (Öcalan'ı) muhatap alın.'
Bu cümle şu anda DTP'nin ve PKK'nın durduğu pozisyonun net özeti.
Erbil toplantısı, şayet gerçekleşirse, PKK'nın silah bırakacağı bir sonuçla nihayetlenmeyecek.
PKK ve DTP, Öcalan'sız bir barış süreci başlatmayacak.
Peki, AKP cephesinde durum ne?
Derinleşen ekonomik kriz artık bir gerçeklik.
Yerel seçimler ise ister istemez referanduma döndü.
AK Partinin aldığı oy miktarı, geçen seçimlere kıyasla erirse 'demokratik açılımları' gerçekleştirmede zorlanır mı?
Güneydoğu'da kritik vilayetleri kaybetmesi buna tuz biber eker mi?
Bu tarihi soruların yanıt vadesi o kadar kısaldı ki, sahiden kırılmanın (olumlu veya olumsuz) arifesindeyiz.