AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-08-10

kategori2

Zihniyet polisliği

Ahmet İnsel'in 'Ergenekon  soruşturması' ile ilgili tespitleri çok önemli... Ümit Kıvanç ve Ahmet İnsel'in Birikim Yayınları'ndan çıkan çalışmaları 'Ergenekon'a gelmeden'de bu 'tarihi' meseleye nasıl bakılacağına dair son derece tutarlı bir zemin sunmuşlardı.
Ahmet İnsel, geçtiğimiz günlerde Devrim Sevimay'a verdiği söyleşide meseleyi daha da berraklaştırdı.
İnsel Hoca'nın Birikim dergisindeki yazısı ve bu söyleşisinin tamamı mutlaka okunmalı. Kalıp cümleleri anlamadan ezberleyip, sohbetlerinde bunları tekrar tekrar söyleyerek çevresine siyasi bir hizalanma içinde olduğunu hissettirmeye çabalayan zihin tembellerine birkaç referans alıntı sunmak istiyorum. Ahmet İnsel'in, önerdiği bakış açısını anlamak için aşağıdaki 'cımbızlamalardan' işinize geleni, elbette, anlayabilir veya beni, 'ama hoca şunu da söylüyor neden onu alıntılamadın' diyerek eleştirebilirsiniz.
İyi ya ben de 'tembellik yapmayın ve tamamamını okuyun' diyerek bunu kastediyorum.

İşte bazı referans cümleler...
- Bu dava Cumhuriyet tarihinin en önemli davasıdır...
- Bu dava vesilesiyle siyasi iktidarın veya o iktidarın destekçisi bazı çevrelerin siyasal öç alma girişimlerinde bulunma tehlikesini göz ardı etmemize yol açmamalı.
- Otoriter, topluma şüpheyle ve yukarıdan bakan, demokratik kurumlara güvenmeyen zihniyet, AKP hükümetine karşı laik statükonun nihai güvencesi olarak gördüğü TSK'nın siyasal alanda göreli güç kaybetmesi karşısında endişe duyuyor. Önce darbe günlüklerini, ardından Ergenekon davasını küçümseyen tavrın ardında yatan temel saik bu.
- Bütün bunları hala bir senaryonun parçası olarak ele alma imanı sergileyen geniş bir laikçi, çağdaş görünümlü, kendi demokratlığı konusunda mangalda kül bırakmayan bir çevre var. Türk adli soruşturma geleneğinin bir parçası olan bazı hak ihlallerini öne çıkararak, bu davayı gayrımeşru ilan etmeye çalışıyor. Bugüne kadar zanlı ve sanık ayırımına dikkate etmeyen, gözaltı ve cezaevi koşullarını dert etmeyen, uzun süren yargılamaların ağır bir insan hakkı ihlali olabileceğini dikkate almayanlar birdenbire sıkı bir adil yargılama militanı kesiliyor. İnsan hakkı ihlalleri konusundaki bu farkındalık, kendine veya kendini yakın hissettiği kişilere dokunulduğu zaman dile getirilip, iş diğer zanlılara, örneğin polise taş attığı iddiasıyla aylardır tutuklu kalan çocuklara, PKK ile bağlantısı olduğu iddiasıyla tutuklanan DTP'lilere, yani 'olağan zanlı ve suçlulara' sıra gelince aldırmazlığa dönüşmeye devam edecek mi?
- Silahlı herhangi bir kalkışma hazırlığı içinde olmadan, sadece zihni yakınlık nedeniyle bu darbeci çevrelerin örgütlediği yasal eylemlere katılmak, demokraside suç olamaz. Aradaki ince detay, kanıtlanmış suç ile niyet okumasının arasındaki farkta yatar.
- Bu iddianame tarzı sorunlu. Kişilerin ötesinde bir zihniyet dünyasını teşhir amacını güden bir iddianame tarzı...
- Zihniyet polisliği makbul bulunmayan bir zihniyeti polis ve yargı yoluyla susturmaya çalışmak, bir çevrenin düşünce dünyasından hareket ederek onu cezai anlamda 'suçlu' ilan etmektir. Mesela bölücü düşünceler taşımak suç değildir. Ya da darbecilik başka darbeseverlik başka bir şeydir. 
- Yassıada davasında amaç hukuktan çok bir zihniyeti mahkemede teşhir etmek ve küçük düşürmekti. Burada da normal bir ceza davasında kanıt olarak yer almasına gerek olmayan özel hayatın teşhir edildiği, insanların küçük düşürüldüğü birtakım unsurların ortaya bırakılması benzer bir amacı taşıdığı endişesini yaratıyor. 
- Bazı arkadaşlarımız demokrasiye ilkesel değil, stratejik olarak bakıyorlar. Yani 'demokrasinin kuralları vardır ama demokrasi amacıyla demokrasiyi güçlendirmek için bu kurallardan taviz veririz' diyorlar.