AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-08-10

kategori2

Kürt sorununun 'Siyasi-Hukuki paradoksu'

Hükümetin Kürt sorununun çözümüne yönelik son günlerdeki girişimleri yoğun polemik konusu oldu.
Sorunun siyasi boyutu ile hukuki boyutunun ayrıştırılmaması kamuoyunda ve vatandaşlar gözünde büyük bir karmaşa yaratmakta. Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde patlak veren Türk-Kürt gerginliği örneğinde olduğu gibi, bu karmaşa vatandaşların psikolojisi üzerinde anında etki yaratabiliyor.
İşin siyasi boyutunda daha en baştan yapılan yöntem hataları dikkat çekici. Örneğin Kürt Çalıştayı için Polis Akademisi'nin seçilmesi. Eğer soruna salt akademik açıdan yaklaşmak için orası seçildi ise, niye akademisyenler değil de gazeteciler çağrıldı? Akademisyen kökenliler dahi gazeteci kimlikleriyle davet edildi. Salt gazetecilerin çağrıldığı bir toplantının 'akademik' değil 'siyasi' niteliği ön plana çıkacağına göre, hele bunun gibi hassas konuların siyasi boyutta tartışılması için Polis Akademisi uygun bir yer midir? Polis ve askerin siyasi tartışmaların dışında tutulması ve siyasi polemiklere dahil edilmemesi hep arzulanan bir şey değil midir? Polis bu işin siyasi boyutunda niçin araç olarak kullanılıyor, anlamak mümkün değil.
Sorunun siyasi boyutuna ilişkin şimdiye kadar DTP ve MHP tarafları dışında hiç kimseden somut bir öneri duyamadım. MHP'nin tavrının etnik terörü daha fazla kolluk önlemleriyle sertçe bastırmak ve hak taleplerinde statüko dışına çıkmamak yönünde olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen halkın çoğunluğunun yaklaşımı da bu yönde.
DTP'nin çözümünün ise, Kürt kimliğinin anayasal düzeyde hem de Türk kimliği ile eşit düzeyde tanınması ve Güneydoğu'ya tam anlamıyla siyasi olmasa da idari anlamda özerklik tanınması yönünde olduğu da bir sır değil. Bunun hukuki tercümesi ise şu: Ülkeyi  görünürde 'üniter', gerçekte 'federal' bir yapıya dönüştürmek. Yani 'arkadan dolanıp çaktırmadan iki puan alarak', fiilen federal çözümü dayatmak!
Gerçekçi olmak gerekirse bu sorunun sadece üç somut çözümü olası görünüyor:  Statüko, (doğrudan veya dolaylı) Federalizm veya 'Dostça ayrılık' çözümü. Bunların ara versiyonları olarak sunulacak her çözüm önerisi er ya da geç bunların birine doğru evrilecek. Hangisinin tercih edileceğini de eninde sonunda halkın çoğunluğunun vicdanı belirleyecek.
Konuya bir de hukuki boyuttan bakarsak, en azından kısa ve orta vadede doğrudan veya dolaylı 'Federalizm' ya da 'Dostça ayrılık' anlamına gelecek çözümler hukuken olanaksız. Çünkü Anayasa değişikliği dahil bu yönde yapılacak her düzenleme Anayasa'nın ilk üç maddesine aykırı olacak.
İşte Kürt sorununun 'Siyasi-Hukuki paradoksu' burada. Uzun vadede belki. Ama kısa-orta vadede bu 'paradokstan' kaçış yok.  Son günlerdeki 'puslu hava'yı arkasına alarak, arkadan dolanıp fiili federal çözüm dayatmaya çalışanlara kötü haberim bu...
NOT ve ÖZÜR: Kürt Çalıştayı'na ilişkin geçen yazımda Zühtü Arslan'a ilişkin tespitimde derdimi iyi ifade edemediğim anlaşılıyor.  Kendisinin herhangi bir cemaatle ilişkisini ima etme gibi bir niyetim kesinlikle yoktu. Öyle algılandıysa düzeltir özür dilerim. Atilla Yayla'yı kırdığım için de üzgünüm. Ama yazdıklarım samimi düşüncelerimdi. 'Kripto Arap milliyetçisi türkofob' ipliğini pazara çıkardığım Mithat Sancar ise Taraf'taki köşesinde bana bir ağız dolusu küfür etmiş. Seviyesine inebilecek kadar alçalamayacağımdan cevap vermeye değer görmüyor; küfürlerini kendisine iade etmekle yetiniyorum.