Tablo ÅŸöyle: Bir tarafta 'diyalog ve barış' kavramlarını baÅŸ tacı eden, dünyanın sorunlarına 'kurtarıcı' gömleÄŸiyle çözüm bulmaya soyunan yeni bir Amerika var. DiÄŸer tarafta ise onun tam karşıtı, 'kötücül' ve 'saldırgan' bir Rusya.
Biri dostluk elini uzatıyor. DiÄŸeri buna yanıt vermediÄŸi gibi karşısındakine saldırgan hamlelerle meydan okuyor. Kısacası bize sunulan tam olarak bir iyi polis-kötü polis durumu.
***
Peki öyle mi hakikaten? ABD barış, Rusya savaÅŸ mı istiyor? Her ÅŸey bu kadar siyah ve beyaz mı? Anlamak için son geliÅŸmelere bakalım...
***
Washington geçtiÄŸimiz haftalarda İran'ın nükleer tehdidine yönelik olarak Rusya'nın yardımını istemiÅŸ, karşılığında Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne kurmayı planladığı füze kalkanından vazgeçmeyi vaat etmiÅŸti. Moskova bu teklifi reddetti. Hem de 'Rusya pazarlık yapılmayacak kadar büyük bir devlettir' diyerek.
***
Bununla da yetinmedi. GeçtiÄŸimiz gün Rusya Devlet BaÅŸkanı Medvedev çıktı ve 2011'de 'Kızıl Ordu'nun kökten bir modernizasyona gideceÄŸini, bunun için askeri bütçenin 40 milyar dolardan 125 milyar dolara çıkartılacağını açıkladı.
***
Bunun anlamı ÅŸu: Rusya önümüzdeki dönemde 2. Dünya Savaşı'ndan beri en büyük transformasyon sürecine girecek. ABD, NATO'yu geniÅŸletme planları yaparken, Rusya ona dev bir askeri kadro ile meydan okuyacak.
***
GeliÅŸmeleri salt 'ABD iÅŸbirliÄŸi öneriyor, Rusya ise buna silahlanarak karşılık veriyor' diye okumak ne kadar doÄŸru?
Bu sorunun cevabını vermek için meseleye bir de Moskova'dan bakmak gerek...
***
Rusya kendini özellikle Bush döneminden beri sürekli olarak ABD tarafından 'taciz ediliyor' gibi hissediyor. Güvenlik çizgilerinin kasıtlı olarak çiÄŸnendiÄŸini düÅŸünüyor. Bu düÅŸüncesinin altında 11 Eylül'den sonra yaÅŸananlar var.
***
Saldırılardan hemen ardından dönemin Rusya Devlet BaÅŸkanı Putin, ABD BaÅŸkanı Bush'u aramış ve 'teröre karşı birlikte hareket edebileceklerini' söylemiÅŸti. Bu görüÅŸmeden kısa bir süre sonra ABD, Kırgızistan'a geçici bir üs yerleÅŸtirdi. Putin bundan hiç hoÅŸlanmadı ama sesini çıkarmadı.
***
Daha sonra Ukrayna ve Gürcistan'da ABD destekli devrimler oldu. Bu devrimleri de ABD güvenlik çıkarlarına uygun gördüÄŸü için destekledi. Rusya'nın olanları kendine büyük bir tehdit olarak algılayacağını ve karşı plan yapacağını bilerek...
***
ABD bu devrimlerle de yetinmedi. Ortalık sakinleÅŸince bu kez NATO'yu eski Sovyet topraklarına doÄŸru geniÅŸletme hamleleri yapmaya baÅŸladı. İzlediÄŸi rota kendi gücü ve güvenliÄŸi açısından anlaşılırdı. Ancak madalyonun bir de öteki yüzü vardı: Rusya.
Moskova tüm bu geliÅŸmeler karşısında bilendi. Putin tehditler arttıkça enerji kozunu daha sert oynamaya baÅŸladı.
***
Bunların üzerine geçtiÄŸimiz yaz bir de Güney Osetya krizi çıktı. O kriz Rusya'da ÅŸöyle algılandı: ABD Gürcistan askerlerini eÄŸitti. Aynı askerler Rus sivilleri öldürdü.
***
Özetle Rusların gözünde 'ABD sütten çıkmış ak kaşık' deÄŸil. Aksine kendi ülkelerini sürekli tehdit eden ve dünyayı çıkarları çerçevesinde 'adam etmeye' çalışan bir aktör.
***
Böyle bir algılayış devam ederken Obama yönetimi bir anda çıkıyor ve 'haydi güçlerimizi birleÅŸtirelim, İran konusunda beraber hareket edelim' diyor.
***
Rusya'nın 'kötü adamlığı'nı tartarken bu psikolojik altyapıyı göz önüne almak gerek.
Liberaller yanılıyor: CHP Atatürkçü olduğu için değil; yeterince olmadığı için eriyor