ABD'de yaÅŸayan bir arkadaşım bir doÄŸumgünü partisine gitmiÅŸ.DoÄŸum günü sahibine kimlerin partiye katılacağını sormuÅŸ. 'Jane, David bir de Jin' yanıtını almış. Jin'i hatırlayamayan arkadaşım tasdik ettirmek için 'ÅŸu bizim sınıftaki Çinli çocuk mu?' demiÅŸ. Vay demez olaymış! Bir anda karşıdakinin 'Seni ırkçı seni! Bir insanı nasıl etnik aidiyeti ile tanımlarsın?' suçlamalarına maruz kalmış.
Arkadaşım aylar sonra bize bu anekdotu anlatırken sonuna da ÅŸunu ekledi: 'İyi de çocuk Çinli'ydi!'
***
Bizimki de biraz bu hikayeye döndü.
***
Bazı halklar 'acıların çocuÄŸu' psikolojisine öyle kapılmışlar, baÅŸkalarının onların haklarını savunmasına öyle alışmışlar ki onlarla ilgili herhangi bir tespiti saldırı olarak kabul ediyorlar. Tespitin sahibine de 'düÅŸman' etiketi yapıştırıyorlar. Üstelik bunu çevrelerinden aldıkları güçlü destek nedeniyle etkili bir ÅŸekilde yapıyorlar.
***
Bunun en çarpıcı örneÄŸi birkaç gündür yaÅŸanıyor. Konu Mardin'deki katliam. Tartışmanın ana tarafları Hadi Uluengin, ErtuÄŸrul Özkök ve RuÅŸen Çakır. Tartışmanın nedeni ise Uluengin'in geçtiÄŸimiz hafta katliamın ardından yazdığı bir yazı. Hürriyet yazarı o yazıda, yaÅŸananların bir Kürt sorunu olduÄŸunu söylüyor, töre cinayetlerinin Kürt geleneÄŸinden kaynaklandığını iddia ediyordu.
***
Bu iddia üzerine başını RuÅŸen Çakır'ın çektiÄŸi bir grup yazar-çizer Uluengin'i ırkçılıkla suçladı. Ardından ErtuÄŸrul Özkök, Uluengin'e destek verdiÄŸi için o da ırkçılıkla suçlandı.
***
Åžimdi tabloya bir bakalım: Yıllardır bu ülkenin doÄŸu ve güneydoÄŸusunda töre kılıfına sokulan cinayetler iÅŸleniyor. Hatta bu bölgeden göç eden bazı vatandaÅŸlar aynı vahÅŸiliÄŸi Almanya'da, Danimarka'da, bazen İstanbul'da İzmir'de sergiliyor. Katillerin tümü Kürt kökenli. Dolayısıyla 'töre' kılıfına sokulan ve kadınlara yönelik vahÅŸiliÄŸin orijini Kürt. Bunu söylemek durumu tespit etmek demek deÄŸildir de nedir?
***
Yıllardır bu cinayetlere hep beraber sahip çıktık. Güldünya öldürüldüÄŸünde ardından albümler yaptık, diziler çektik. Ama bir meseleyi tartışırken kendimize kırmızı çizgiler koyarsak onu nasıl tam anlamıyla masaya yatırabiliriz? 'Politik doÄŸruculuk' aÅŸkına bir sorunun kaynağını nasıl söylemeyiz? Dilimize kırmızı biber sürmek bu iÅŸi çözer mi?
***
Sanırım Kürt, Ermeni gibi halklara yakıştırılan 'mazlum imajı' öyle güçlü ki, bu imaj onlarla ilgili 'romantik bir mit' yaratmış. Bu mit de onları dokunulmaz kılmış. Garip bir 'aman çocuÄŸu uyandırmayalım' psikolojisi çıkmış ortaya.
***
Oysa biz bu gün nasıl TürklüÄŸe dokunuyorsak, bu ülkenin ÅŸovenizmini yeri geldiÄŸinde yerden yere vuruyorsak Kürtlükle ilgili de aynı açıklıkla konuÅŸabilmeliyiz. Üstelik bunu hep beraber yapabilmeliyiz. Aksi takdirde Türk milliyetçiliÄŸinin yer yer 'ezici ve aynılaÅŸtırıcı' olduÄŸunu söylerken, Kürt milliyetçiliÄŸini yüceltmeye izin vermiÅŸ olmaz mıyız?
***
Gerektiğinde her kimlik didik didik edilebilir. ABD'nin kapıldığı 'politik doğruculuk' kapanına biz de kendimizi kaptırmayalım. Yukarıdaki hikayede olduğu gibi konuşamaz hale gelmeyelim.
Musevi vatandaÅŸların sünnet problemi
Åžimdiye kadar dile getirilmedi. MeÄŸer bu ülkede yaÅŸayan Musevi vatandaÅŸların ciddi bir problemi varmış: Sünnet olmak!
***
Musevi inancına göre sünnetçilerin dini bir eÄŸitimden geçmesi gerekiyormuÅŸ. Ancak Türkiye'de böyle bir eÄŸitim almaları mümkün deÄŸil tabii. Yıllardır Ruhban Okulu'nu bile açamıyoruz. Musevi sünnetçilere gereken din eÄŸitimine nasıl müsaade edeceÄŸiz?
***
Bu nedenle Musevi vatandaÅŸlar da sünnetçilerini İsrail'den getirmek istiyorlarmış. Ancak buna da bizim SaÄŸlık Bakanlığı izin vermiyormuÅŸ. Gerekçe olarak 'Nasıl operasyon yaptıklarını bilmiyoruz. Türkiye'de sünnet etme yetkileri yok' deniyormuÅŸ.
***
Kısacası Museviler sünnet konusunda yıllardır sıkıntı yaşıyorlarmış. Çareyi de gayrıresmi yollardan getirdikleri İsrailli sünnetçilere çocuklarını sünnet ettirmekte buluyorlarmış.
Liberaller yanılıyor: CHP Atatürkçü olduğu için değil; yeterince olmadığı için eriyor