Yıl 1980, aylardan Kasım. BoÄŸaziçi Üniversitesi'nin solcuların takıldığı kantininde bir panik havası hakim... Louis Althusser, karısını boÄŸazlamış. Yakalandığında olayı hatırlamadığını, karısına masaj yaptığını ve sonrasını unuttuÄŸunu açıklayıp akıl hastanesine gönderilmiÅŸ.
BoÄŸaziçi'ndeki öÄŸrenciler 'Taciser korku içinde' diye espriler yapılıyor, 'Ya Murat da delirip karısını boÄŸazlamaya kalkarsa...'
Bahsettikleri Murat Belge ve o zamanki eÅŸi, çocuklarının annesi Taciser UlaÅŸ...
Elbette, Murat Belge eÅŸini boÄŸazlamıyor ama bu panik bir açıdan manidar. Murat Belge'nin 70'li yıllar boyunca Türk entelijansiyasına sunduÄŸu isim Althusser. Kendisine mürit yaptığı gençler için bir tür Althusser'in Türkiye acentası gibi hizmet veriyor...
Eski en yakın arkadaşı Can Yücel'le arasının bozulmasına sebep olaran ÅŸiirdeki gibi 'iyi İngilizce bilen Belgeli Murat' iyi bir aktarıcıdır. Türkiye'nin dışarıya kapalı olduÄŸu yıllarda bu önemli bir avantajdı kuÅŸkusuz ve Türkiye'yi o kapalı yıllarla hatırlayanlar için de Murat Belge'nin tanrısallığı burada gizlidir.
BaÅŸkasının okuyamadığını, düÅŸünmediÄŸini, yazmadığını, söylemediÄŸini Türkçe'ye çevirip aktarmak. DoÄŸrusu, benim için de ilk gençlik yıllarımda 'Tarihten GüncelliÄŸe' eÅŸi benzeri olmayan bir çalışmaydı. Gündelik hayat üzerine böyle konuÅŸabildiÄŸi, bugün onlarca insana ekmek kapısı olan popüler kültür yazarlığınının öncülüÄŸünün bu kadar estetik yapılabilmesine hayran kalmıştım.
Tabii ki bu hayranlık baÅŸka ülkelerde baÅŸka insanların yazdığı baÅŸka kitaplara kadar sürdü. Gördüm ki Batı'da bunun alası var.
Bir de genç yaÅŸta bir öÄŸrencisi olarak bu aktarmacılığa yakından tanıklık ettim. Murat Belge'nin 'Batı Edebiyatı'nda kahraman tipolojisi' dersinde hepimizin o etkileyici sesi ve kusursuz İngilizcesi'yle dinlediÄŸi söylevin satır satır Eric Auerbach'ın ders kitabımız olan 'Mimesis'ten aktarım olduÄŸunu, üzerine yeni hiçbir ÅŸey konmadığını bir sınav öncesi ders çalışırken fark etmiÅŸtim. O gün 'Aman kafamda büyüttüÄŸüm put devrilmesin' diye kimselere bir ÅŸey söyleyemedim.
Sonuçta Murat Belge'nin yaptığı, 80'lerden 90'lara Ercan Arıklı'nın dergiler için kurduÄŸu formülden farksızdı: Batı'da ne oluyorsa biz de aynısını uyarlayalım.
Derler ki Sezen Aksu, bir zamanlar aşk yaşadığı Enis Batur'un arkasından 'Ben Murat Belge'den duydum, Enis şair değil, derlemeciymiş' diye konuşmuş.
Bu cümle fena halde Murat Belge için de geçerlidir.
Türkiye için yeniydi kuÅŸkusuz İslamcılarla bir sosyalistin diyalog kurması ya da Orhan Gencebay'la Birikim'de söyleÅŸi yapılması. Bütün bunlar Murat Belge'yi devrimci kıldı.
Ve zamanla da ona hayran müritleri tarafından tanrılar katına taşındı. DoÄŸrusu, kendisine tanrı muamelesi yapılmasını isteyen, bundan hoÅŸlanan ve hatta bizzat bunun zeminini hazırlayanların öncüsüydü Belge.
Bugün bile görüyoruz en ufak bir eleÅŸtiri karşısında dört bir koldan müritler devreye giriyor ve dokunulmazlık payesi verdikleri tanrılarını savunmaya çalışıyorlar.
Peki bugün neden Murat Belge'yi tartışıyoruz?
Çok basit. Murat Bardakçı, normal ÅŸartlarda unutulup gidecek bir küçük dokundurma kaleme aldı Habertürk'te geçen hafta. Ancak Murat Belge bu yazıyı öylesi abarttı, öylesi üzerine alındı ki birden ilk yazının sınırlarını dahi aÅŸan bir polemik doÄŸdu.
Açıkçası, Murat Belge bunu yapmaya mecburdu. Çünkü yaklaşık 10-15 yıldır pek kimse ona bulaÅŸmıyor, 80'lerdeki tanrı katı etkisini epey kaybettiÄŸine dair emareler görülüyordu. Kimse ilgilenmiyor, yazıları ya da adımları olay yaratmıyor, bir köÅŸede geçmiÅŸe saygıdan unutulmamaya çalışılıyordu en fazla.
'Bu polemik beni diriltebilir' diye düÅŸünmüÅŸ olmalı. Yaşını başını almış bir profesörün böylesi hesaplar yapması -ki yaptığına adım gibi eminim - üzücü mü, anlaşılır mı karar sizin.
Ben oyumu 'anlaşılır'dan yana kullanıyorum. 80'ler bitti ve Murat Belge, tıpkı o dönemin bütün yan ürünleri gibi unutuldu gitti: AÄŸlayan çocuk resmi, acılı arabesk, Türk filmlerinde entelektüel hayat, Bodrum'da geçen sol romanları gibi.
O da kendisine yeni çıkış yolları aramaya kalktı: Sivil Toplumculuk furyası, İstanbul'un fethine eÅŸdeÄŸer bir uyanışla İstanbul'u keÅŸif yürüyüÅŸ turları ve en sonunda da ateÅŸli Ermeni soykırımı savunuculuÄŸu.
Fakat bu alanların da taliplisi çoktu. Bugün bile, Ermeni soykırımı konusunda en sert çıkışları yapmaya çalışıyor ama bütün bunlar baÅŸkalarının gölgesinde kalmaktan kurtulamıyor.
İstanbul'u anlattığı için Orhan Pamuk'a Nobel veriyorlar.
Siyaset olarak duruÅŸunu sorgulamamız gerekirse Murat Belge için 'kiÅŸisellik' kriterini de iyice çözümlememiz gerekir ki bu uzun vakitlerimizi alır... Yakından bakıldığında Murat Belge'nin tüm çıkışlarında 'Atatürk dedeme bunu yaptı, babamın başına bunlar geldi' türünden ailevi hesaplaÅŸmalar olduÄŸu görülür ki, bu konuyu sırf zihnimde hala saygın bir yerde duran Murat Belge imajını yerle bir etmemek için kurcalamak istemem.
Ben Murat Belge olsam arar Murat Bardakçı'ya bir telefon açar, bu bulaÅŸmasından dolayı teÅŸekkür ederdim. Futbol kariyerini sakatlıklarla geçirmiÅŸ ama jübile gününde deÄŸeri teslim edilen bir Åžeytan Rıdvan gibi Murat Belge...
Kalkıp da birileri 'Sen kim oluyorsun da Murat Belge'ye laf söylüyorsun, onun kadar kitap okudun mu, onun kadar bilgin var mı' derse de cevabım hazır.
Ona laf yetiÅŸtirmeye çalışmıyorum, onun sayesinde pek çok ÅŸey öÄŸrendiÄŸimi asla inkar edemem ama bugün Murat Belge'nin bana yetmediÄŸini söylüyorum. Maalesef Edirne'yi geçtiÄŸimiz anda hiçbir geçerliliÄŸi kalmayacak, en fazla çevirmenliÄŸiyle söz edilebilecek bir isim olduÄŸunu da içim yanarak dillendirmek zorundayım. Bu basit eÅŸiÄŸi aÅŸamaması Belge'nin dönemselliÄŸini ve yerelliÄŸini tesciler: O mükemmel yabancı dile karşın Murat Belge düpedüz ve daima Türkçe konuÅŸur.
Ve, hayır, Murat Belge sandığınız gibi bir tanrı değildir.
Maalesef, hepimiz gibi bir ölümlüdür.
Liberaller yanılıyor: CHP Atatürkçü olduğu için değil; yeterince olmadığı için eriyor