Dünkü Milliyet'te 'Okur Temsilcisi'nin yer verdiÄŸi üç ÅŸikayetten ikisi ilgimi çekti. Bunlardan biri Ilımlı İslam modelinin Türkiye için yanlış olduÄŸunu söyleyen RAND Corporation yöneticisiyle yapılan röportaja yönelik eleÅŸtirilerdi. Okur, bu röportajın entelektüel içeriÄŸinin zayıf olduÄŸunu, modelin neden yanlış olduÄŸunun belirtilmediÄŸini yazmış. Temsilci de bu görüÅŸe katılmış.
Buraya kadar bir sorun yok.
Ancak sayfadaki ikinci şikayetle birleşince anlam kazanıyor ombudsman Derya Sazak'ın yorumu.
Gazeteyi ÅŸikayet yaÄŸmuruna tutan epey bir insan Türkçe Olimpiyatları'na ilgi gösterilmediÄŸinden yakınmış. BilindiÄŸi gibi Türkçe Olimpiyatları, Fethullah Gülen Cemaati'nin halkla iliÅŸkiler faaliyetlerinden biri, misyonerlik faaliyetlerinin bir devamı olarak ön plana çıkıyor.
Gazetenin bu habere ilgi göstermediÄŸini eleÅŸtirenleri Milliyet okuru olarak tanımlamak güç. Zira medyada Gülen ya da Cemaat aleyhinde haber çıktığı zaman bir merkezden düÄŸmeye basılmış gibi yığınlar o yayın organını bombardımana tutuyor. Ve genellikle bu insanlar o yayın organının düzenli takipçileri olmuyor İçerik olarak birbirine benzeyen mesajlar yağıyor. Belli ki Milliyet yine belli bir merkezden hedef gösterilmiÅŸ.
Zira, nitelikli okura sahip Milliyet gazetesinin Türkçe Olimpiyatları'na neden yer vermediÄŸini anlamak güç deÄŸil. Bu bilince kemik Milliyet okuru da sahiptir, eminim bunun nedenleri konusunda o gazetede bir süre yayın yönetmenliÄŸi yapmış ÅŸimdiki ombudsman da.
Her gazetenin olduÄŸu gibi Milliyet'in de kırmızı çizgilerle belirlenen bir yayın politikası vardır. Ve bu ilkeler laik-cumhuriyetçi kesimin sözcüsü Milliyet'in Cemaat propagandası yapmasını engeller. Yaparsa, gazete kendi dayanağı kemik okur kitlesinin tepkisine neden olur.
ÇeliÅŸkili gibi görünüyor deÄŸil mi? 'Okurdan tepki görür' diyorum ama okur temsilcisi de okurların ÅŸikayetine yer veriyor.
İkimizin bahsettiÄŸi okur aynı deÄŸil; iÅŸte bu yüzden de gerçek Milliyet okuru 'Neden Türkçe Olimpiyatları yok' diye sormaz, hele hele Türkan Saylan'a gösterilen ilgiyle kıyaslamaz.
Okur temsilcisi bunun farkında değil midir? Elbette farkındadır.
Peki nasıl oluyor da Cemaat'in eleÅŸtiri bombardımanını 'yorumsuz' yayımlıyor köÅŸesinde?
İşin sırrı Derya Sazak'ın karnında gizli. Zamanında genel yayın yönetmenliÄŸi görevinden alındığı için karnı ÅŸiÅŸtir; bunun haksız bir darbe olduÄŸunu düÅŸünür ve pusuda bir gün yeniden göreve gelmek için bekler durur. Ankara yıllarından bu Demirel taktiÄŸini öÄŸrenmiÅŸtir. Babıali'nin devrik yöneticiler bekleme durağında tekrar o koltuÄŸa oturmak için en hevesli odur.
Öyle anlaşılıyor ki bu heves onda son zamanlarda gözlemlediÄŸimiz bir 'deÄŸiÅŸim, dönüÅŸüm'e neden oldu. Sazak'ın sadece okur yorumlarında deÄŸil, siyaset yazılarında ve medyadaki koridor arkadaÅŸlıklarında da ilginç bir 'geçiÅŸ' göze çarpıyor.
Mesela TRT'ye Fehmi Koru'yla program yapıyor ne zamandır. Liberallerin çizgisine yaklaşıyor, her fırsatta -durup dururken- CHP'ye saldırıyor. Belli ki yeniden göreve gelmenin AKP'ye yaranmaktan geçtiÄŸini görmüÅŸ.
Önce Cemaat'le arayı düzeltiyor; Türkçe Olimpiyatları'yla ilgili ÅŸikayetle Ilımlı İslam'ın bittiÄŸine dair habere gelen ÅŸikayetlerin aynı güne denk düÅŸmesi tesadüf mü bilinçli bir tercih mi? BilindiÄŸi gibi Ilımlı İslam, Cemaat'in de dahil olduÄŸu projelerden biri. Evet direkt olarak 'Ilımlı İslam bitmiÅŸtir' mesajı eleÅŸtirilmiyor; bunu, gözünü Ankara'da açmış bir gazetecinin sonradan edindiÄŸini zannettiÄŸi kurnazlıkla yapıyor.
Burada patrona da bir mesaj çakıyor kuÅŸkusuz: Ben hazırım, ben hükümetle iliÅŸkileri kurarım, onları at beni al... Kısacası, kolonya kokulu adam nasıl dışarıdan Aydın DoÄŸan'a ince ince mesajlar veriyorsa aynı yöntem DoÄŸan Grubu içinden kimi isimler tarafından da benimsenmiÅŸ.
Bir de BaÅŸbakan onu sevse...
Asıl kavga Altın Portakal'da
Ne zaman ki bir yerde film festivali var, medya refleks olarak kavgaların ve tartışmaların üzerinde duruyor. Bu yıl da öyle oldu. Adana Altın Koza Film Festivali'nde ana jüriyle SİYAD jürisi aynı salonda film izlemeyi reddedince hiç yoktan kıyamet kopmak üzereydi ki olay tatlıya baÄŸlandı. Tabii bu arada 'gerginlik' haberleri de medyaya yansıdı, ama festival olaysız tamamlandı.
Gerçi bu gibi kavga, atışma haberleri festivallerin bir anlamda süsü oldu. Onlarsız olmuyor.
Adana'nın olaysız geçmesinden yakınan olursa Ekim ayını beklesin. Zira duyduÄŸum kadarıyla bu yılki Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde epey kavga bekliyor bizi.
Bu yıl organizasyon TÜRSAK'tan alındı. İstanbul Film Festivali'nden bile yüksek bir bütçesi vardı Altın Portakal'ın. Hollywood yıldızlarına harcanan ve karşılığı alınamayan saçma sapan paralarla bütçe ÅŸiÅŸtikçe ÅŸiÅŸti. Bu sene de epey kesintiye uÄŸradı.
Her dört yılda bir olduÄŸu üzere organizasyonu düzenleyen de deÄŸiÅŸti. Bu sene Altın Portakal entelektüeller arasında bir tür 'organizasyon canavarı' olarak anılan Vecdi Sayar'a emanet.
KonuÅŸtuÄŸum bazı sinemacılar 'Vecdi Sayar ne yapar ki, ne iÅŸe yarar ki' diye dert yandı, 'Onun en büyük özelliÄŸi kendisini pazarlaması, organizasyonu üzerine alıp para bulması sonra da hiçbir ÅŸey yapmamasıdır.'
Kulaktan kulaÄŸa fısıldananlar bu yönde, bakalım bu fısıltılar ne gibi kıyametlerin habercisi olacak.
Bu yazın modası galiba
Magazin muhabirleri sahillere taşındılar, doÄŸal olarak da ana malzeme sahillerdeki mayolu ünlüler. Güneye giden ünlüler arasında iki ayrı fotoÄŸraf ilgimi çekti. Biri pazar, diÄŸeri de dün yayımlandı gazetelerde...
Emre BelözoÄŸlu ve eÅŸi teknede, Hande Ataizi ise Bodrum'da... Fark ettiniz mi, ikisinin de mayosunun rengi aynı. Bu yaz plajlarda 'lila' mı moda acaba?
Emre BelözoÄŸlu'nun ÅŸortunun modeli de ilginç; görünce 'Bu gay modacılar yok mu, insanı ne hale getiriyorlar' diye düÅŸünmeden edemedim.
O ÅŸortu giymek cesaret ister, 'fashion victim' (moda kurbanı) olmaktan korkmayan BelözoÄŸlu'nun cesaretine bravo.
Liberaller yanılıyor: CHP Atatürkçü olduğu için değil; yeterince olmadığı için eriyor