Basında AKP döneminin yansımalarına dair bir örnek de türbanlı köÅŸe yazarı sayısının artması oldu. Ama bunun sonucu olarak da türbanlı yazarlar arasında ciddi bir kutuplaÅŸma oldu: Gelenekçiler ve yenilikçiler. Gelenekçiler, meslek hayatlarını mevcut statükoyu korumak ve merkez medyaya malzeme olmamak üzerine kurdular. Mesela Fatma Karabıyık BarbarosoÄŸlu bir yazısının merkez gazetelerinde tartışılması, magazinleÅŸmesi üzerine ne büyük rahatsızlık duyduÄŸunu yazmıştı.
Yenilikçiler ise kendilerine İslamcı Basın'ın çizdiÄŸi kurallarla yaÅŸamayı reddetti... Marjinal gazetelerde hapsolup kalmak istemedi... BaÅŸka mahallelerdeki yaÅŸam tarzlarına göz dikti... 'Onlara var da bize yok mu' diye iç geçirdi... İslamcı gazetenin 'türbanlı yazarı' deÄŸil, merkez gazetedeki 'kadın yazar' gibi anılmak istediler... Rol modelleri olarak Emine ÅženlikoÄŸlu'nu reddettiler...
Åžimdilik bu yenilikçilerin iki yıldızı var...
İslamcı Basın'ın baharat kızları onlar: Biri, kısa bir süre AkÅŸam'da da yazan ÅŸimdi ise Taraf'ta kendisine köÅŸe bulan Elif Çakır... Bir diÄŸeri ise Cemaat'ten Habertürk'e transfer Nihal Bengisu Karaca.
İki yazarın da ortak özelliÄŸi o köÅŸenin sınırları içinde hapis kalmak istemedikleri arzusunu dillendirmeleri... Hadi daha açık söyleyelim: Åžöhretle yanıp tutuÅŸuyorlar.
Mesela Karaca, Habertürk'e geçmesiyle ilgili herhalde bugüne kadar bin tane röportaj vermiÅŸtir. Bunların hiçbirinde yeni bir ÅŸey söylemiyor ama kendisi adeta sadece bu geçiÅŸ üzerinden var ediyor.
Elif Çakır, PR konusunda biraz daha baÅŸarısız tabii ki. 'Merkez medyada yazan türbanlı yazar' kontenjanı Nihal Bengisu tarafından doldurulduÄŸu için ona pek kulvar da kalmadı... O da polemiklerle idare etmeye çalışıyor, kırk yılda bir tane tutturursa iÅŸte...
'Hayranlık duyduÄŸunu yok et misali' dün AyÅŸe Arman'a çakmış...
Åžimdi kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın, bu kadın yazarlarımız da hiç kendilerini kandırmasınlar...
Medyadaki birçok 'düÅŸük profilli' kadın gazeteci gibi, onların da AyÅŸe Arman'a öfkelerinin sebebi bellidir: Çok anlaşılır bir insani his olan kıskançlık... AyÅŸe Arman'ın kendisinden konuÅŸturup, tartıştırmasını bir türlü çekemiyorlar.
AyÅŸe Arman iyi de iÅŸ çıkartsa, kötü de bir ÅŸey yapsa hep kendisinden bahsettirmeyi biliyor. Ve her seferinde de yeni, ÅŸaşırtıcı bir malzemeyle okurun önüne çıkıyor.
Eskiden kendisine solcu-feminist diyen bir medya ittifakının hedefiydi, şimdi İslamcı-liberal yazarların.
Ama eskiden de, ÅŸimdi de bu öfkenin sebebi hep 'Neden ondan bahsediyorsunuz da bizden deÄŸil' oldu...
Solcu-feministlerin pek kendilerinden bahsettirecek bir ÅŸeyleri yoktu... Erkeklerden nefret etmeleri, gizli lezbiyenlik, entelektüel magazin yazarlığı, roman alanında deneme çabaları ya da ev kadınlığı hikayelerini köÅŸeye taşımaları ancak belli bir dozda ilgi çekebildi...
Ve tabii o dönem de bitti... Solcu-feministler 90'lardan hoÅŸ bir anı olarak kaldı...
Gün İslamcı-liberal kadın yazarların günü... Onların iktidarı... Onların dünyası...
Ve onlarda solcu-feminist teyzelerinde olmayan baÅŸka bir özellik var ÅŸöhret macerası için: Kendileri... Üstelik biliyoruz ki bu türbanlı yazarlar kendilerini tartıştırmaktan, malzeme yapmaktan, röportaj vermekten son derece hoÅŸnutlar...
Hadi o halde ÅŸu iÅŸe cesaret edin... Hiç boÅŸunuza bizi de yormayın, kendinizi de... Zaten eninde sonunda olacağı bu...
Hazır fırsat da varken...
Çıkartın ÅŸu türbanı!
Televizyonlara çıkarsınız, gazetelere röportaj verirsiniz, dergilere kapak olursunuz, polemiklerde adınız geçer, referans olarak anılırsınız, herkes sizden bahseder ve kim bilir onun gibi olmak için yanıp tutuÅŸtuÄŸunuz AyÅŸe Arman'dan bile daha çok konuÅŸulursunuz...
Hadi atın türbanı... Yaparsınız deÄŸil mi?
DoÄŸrusu ÅŸöhret olmak için bunu bile yapabileceÄŸinizi fazlasıyla kanıtladınız...
Tamamdır Derya, kulübe alındın
Televİzyon kanallarında, gazetelerin soruÅŸturma sayfalarında 'görüÅŸ' alınacak kiÅŸiler belli kategoriler altında tutulur. Kendilerine 'konunun uzmanı' sıfatı yapıştırılır, onlar da bu durumdan son derece hoÅŸnut oldukları için tereddüt etmeden kanal kanal gezer, telefonlarda görüÅŸ vermekten çekinmez...
Amerika'yla iliÅŸkiler mi? Ara Kadri Gürsel'i...
İslam'la ilgili meseleler mi? Ali Bulaç'ı baÄŸlayın...
Askere mi çakılacak? Mehmet Altan'ı yayına çağıralım, olmadı çantacısı Eser KarakaÅŸ hazırdır...
AKP'nin iç dinamikleri mi? En iyi Akif Beki bilir...
Bir 'dönek' mi gerekiyor? Oral Çalışlar'dan iyisi var mı?...
Böyle listeler var editörlerin önünde...
Åžimdi bu görüÅŸ vericiler kısmına yeni bir isim daha eklendi. Sessiz sessiz bir köÅŸede oturan, zamanında yayın yönetmenliÄŸi yaptığı için kırılmasın diye bir köÅŸe verilen ve pek kimsenin de bulaÅŸmadığı Derya Sazak...
Eskinin cumhuriyetçisi, saf Ankara gazetecisi, bir yerlerde unutulmayı beklerken meÄŸer inceden inceye bir kulüp üyeliÄŸi formu dolduruyormuÅŸ.
Ve sonunda da meyvelerini almaya başladı...
Åžimdi medyada CHP'ye çakacak isimler kategorisinden bir isim görüÅŸ vereceÄŸi zaman aranacaklar listesine Derya Sazak da dahil oldu.
Böylece Mehmet Barlas, Hasan Cemal gibi aÄŸabeyleri müsait deÄŸilse, yedek olarak ekranlar, gazete sayfaları ona açılıyor.
Liberaller de karşı mahalleden bir kiÅŸiyi daha döndürmenin tadını çıkarıyor. Alan memnun, satan memnun...
Liberaller yanılıyor: CHP Atatürkçü olduğu için değil; yeterince olmadığı için eriyor