AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-08-18

kategori2

'Tek aktör Türkiye' miti

ABD, yeni yönetimi ile birlikte yeni bir dış politika belirlemeye çalışıyor. Bu politika elbette birçok denklem ve hesap içeriyor. Bu hesapların içinde Türkiye de var ve zaman zaman çok önemli roller oynuyor. Ancak Washington'un her planı ve açılımının yolu Türkiye'den geçmez. Dünya Türkiye'nin etrafında dönmüyor. Her ne kadar bölgesel önemli bir güç olsak da Ortadoğu'da bizim baş rolü oynamadığımız gelişmeler de oluyor. Ve bu çok normal. Oysa son günlerde 'wishful thinking' yapılıyor. Yani olaylar olduğu gibi değil, olması istenildiği gibi algılanıyor. Yalnızca Türk basınına yansıyanlara bakanlar zannediyorlar ki dünyayı tek başımıza biz kurtarıyoruz. ABD, sayemizde İran'la ve Suriye ile görüşmeye başlayacak, Hamas'ı bile yakında muhatap alacak. Halbuki Ortadoğu denkleminde Washington'un yardım beklediği çok aktör var.
***
Obama yönetimi ABD'nin mevcut Ortadoğu politikasında köklü değişimler yapmak istiyor. Ancak o coğrafyada inatçı mı inatçı bir aktör var. O aktör İran. İran nükleer güç üretimini durdurmaya yanaşmıyor. ABD ile diyalog konusunda hiç taviz vermiyor. Adımları hep karşı taraftan bekliyor. Oysa Ortadoğu'da ABD'ye meydan okuyacak bir gücün bulunmaması için İran'ın nükleer silah üretimini durdurması gerek. Aksi takdirde Washington gönlü rahat bir şekilde Irak'tan çıkıp evine dönemez.
***
ABD yönetiminin şu sıralar en büyük derdi İran'ı ikna edip diyalog yollarını açmak. Bunun için Türkiye'den de yararlanmak isteyebilir elbet ancak bizde yansıtıldığı gibi bu iş sadece Türkiye üzerinden, 'Ankara'nın  küsleri barıştırıcı rolü' ile yürümüyor. Washington, İran konusunda yardımı olabilecek herkesi devreye sokmaya çalışıyor.
***
Bu nedenle geçtiğimiz günlerde Rusya'ya bir pazarlık önerdi. Obama, Rus meslektaşı Medvedev'e bir mektup yazdı ve ondan İran'ın nükleer gücünü durdurmasını istedi. Karşılık olarak da Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde kuracağı füze kalkanından vazgeçmeyi vaat etti.
Amerikan basınına yansıyan haberlere göre Medvedev'in bu öneriyi 'Rusya pazarlığa oturulmayacak kadar büyük bir devlettir' diyerek reddettiği biliniyor.
***
ABD'nin İran konusunda fayda beklediği diğer bir ülke ise Suriye. Suriye ile ilişkilerin başlaması Amerika'nın İran'a erişimini kolaylaştırır. Suriye İran'a nükleer tehdide son vermesi konusunda telkinde bulunabilir. Bu ve birkaç önemli nedenden ötürü Washington Tahran'la olduğu gibi Şam'la da diyalog başlatılmasını çok önemsiyor. Bu yolda geçtiğimiz günlerde önemli bir adım attı bile. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Şam'a önümüzdeki günlerde iki elçisini göndereceğini açıkladı. Bu da doğrudan temas demek.
***
Yukarıdaki tabloya uzaktan bakınca ortaya şu çıkıyor: Obama'nın vaat ettiği 'değişim'in içinde daha önce 'öteki' olarak etiketlenen İslam dünyası ile temas da var. Yeni ABD Başkanı temasın yolunu da doğrudan diyalog olarak görüyor. Ancak bu yolla Washington'un sevimsiz ve askeri imajından kurtulacağına inanıyor. Vaadini yerine getirmesi için de birkaç meseleyi halletmesi gerek. Bu meselelerin ilki ve en önemlisi İran.
***
İkinci mesele Suriye ve dolayısıyla Hamas. ABD doğrudan diyalog ile hem İsrail-Suriye ilişkilerini normalleştirmeyi hem Hamas'ın gücünü kırmayı hem de Suriye'nin etkisi ile Filistin ve İsrailliler'in arasını yapmayı arzuluyor.
***
Bütün bu istekleri için Türkiye'nin bölgedeki gücünden yararlanmak isteyecektir. Ama 'Türkiye tek başına Ortadoğu'ya barış getiriyor, küsleri barıştırıp diyalog kanallarını açıyor' demek hayal kurmak olur. Türkiye denklemin önemli bir parçası. Ama bir parçası. Bunu unutmayalım.