AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-08-18

kategori2

Ermeni meselesinin tek galibi kim?

Ortada garip bir durum var: ABD Başkanı Obama'nın, 24 Nisan'da yaptığı konuşma hem herkese yaramış gibi, hem de hiç kimseye yaramamış gibi sunuluyor. Amerikan lideri kimseyi küstürmeden, kazan-kazan stratejisini devam ettirdi, havası yaratılıyor. Oysa işin aslı öyle değil. Bu denklemde kazanan tek aktör var. O da Rusya.

***
Rusya baştan beri Türk-Ermeni sınırının açılmasını istemiyor. Azeriler ve Ermeniler arasındaki husumetten de gayet memnun. Mevcut resim ile gücünü koruyabiliyor. Kafkaslar'daki ülkelerin tek çıkış kapısı oluyor. Onları kendine muhtaç kılıyor. Türkiye ile Ermenistan'ın flörtü Erivan'ın Rusya'ya bağımlılığının azalması demek. Bu nedenle sınır açılımını olanca gücüyle önlemeye çalışıyor.

***
Öte yandan Rusya öyle bir güç ki kendini Türkiye gibi 'ya o ya da diğeri' denklemine hapsetmiyor. Hem Azerbaycan hem de Ermenistan ile 'Abi-kardeş' ilişkisi kurabiliyor. 24 Nisan ertesi iki ülke ile de bu ilişkisini pekiştirdi. Azerbaycan'ın Moskova'ya yakınlaşmasını adım adım izliyoruz. Şimdi de sıra Ermenistan ile diyaloğun pekiştirilmesinde. O da yakında olacak.

***
Olacak çünkü bir mucize gerçekleşmezse Türk-Ermeni sınırı açılmayacak. Azerbaycan ile kopma noktasına gelen ilişkiler ve Obama'nın akıllı bir kelime oyunu ile 'büyük felaket' kavramını kullanmasının yarattığı olumsuz hava buna engel olacak. O nedenle de büyük beklenti içinde olan Ermenistan aynı oranda büyük bir hayal kırıklığına uğrayacak. Ve Rusya'ya yakınlaşacak.

***
Sonuçta Ermeni meselesinde baştan beri yanlış bir strateji izlendi. ABD'nin ön ayak olması ile diplomasi trafiği bir takım koşullara bağlandı. 'Ya soykırımın kabulü ya da sınırın açılması' gibi bir denklem yaratıldı. Bu denklem hem Türkiye hem de Amerika'nın ayağını bağladı. Şimdi kolaysa ayıklayalım pirincin taşını.

***
Bu meselede Ermenistan da Azerbaycan da Türkiye de kaybetti. ABD Başkanı herkesin gönlünü almaya çalıştı ama sınır açılmazsa o da kaybedecek. Akıllı politikası ile tek galip var. Başta da söylediğim gibi Rusya sessiz ve derinden ilerliyor.

Kendini sevmemek
Bükreş,
Romanya'yI tanımlayan en önemli özellik bu: Kendini sevmemek. Başkent Bükreş'te birkaç gün kalınca hemen o havayı alıyorsunuz. Rumenler hep başkaları olmaya çalışıyorlar. Başkalarının dillerine özeniyor, başkalarının ülkelerinde yaşamak istiyorlar.

***
Bu özellik komünist lider Çavuşesku diktatoryasında  yıllarca baskı altında yaşamaktan kaynaklanıyor zannedebilirsiniz. Ama öyle değil. Rumenlerin 'başkalarına hayranlığı' daha öncelere dayanıyor. 1920'lerde ülkede Rumence konuşmak kaba sayılıyormuş örneğin. Üst sınıfa ait olduğunu belli etmek isteyenler, aralarında Fransızca konuşuyorlarmış. Hele bir kadına Rumence hitap etmek büyük ayıpmış o yıllar.

***
Hala bugün, Bükreş'in sokak tabelaları Paris'in tabelalarının bire bir aynısı. Hatta Rumenler 'başkalarına benzeme'yi daha da ileri götürmüşler ve Paris'in simgelerinden olan Arc de Triumph (Zafer Takı)'u Bükreş'in ortasına aynen kopyalamışlar.

***
Ülkede rüşvet, kanunsuzluk diz boyu. AB üyesi olması işleri biraz düzeltmiş gibi görünse de sokakta kiminle konuşsanız durumundan memnun değil. Tarih boyunca da bu böyle olmuş. Belki de o nedenle kendilerine özgü bir kimlik, kültür geliştirememiş Romanya. Özgüven kazanamamış.

***
Bir ülkenin kendini sevmemesinin o ülkeyi ne kadar zayıflattığını anlamak için Romanya iyi bir örnek. Sanırım bu örnekten bizim de çıkaracak derslerimiz var.