AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-08-18
Dünya dengelerini değiştirebilecek ilginç bir süreçten geçen ve patlamaya hazır bir bomba gibi bekleyen bir ülke var. O ülke Pakistan. Durum şöyle: Taliban ülkede her geçen gün güçleniyor. En son gelen haberlere göre başkent İslamabad'ın 100 km kuzeyine kadar ulaştılar. Pakistan yönetimi güçsüz. Başbakan Zerdari'nin desteği çok düşük. Bu nedenle acilen bir şeyler yapılması gerek. Ama ne?
***
Pakistan'da 'bir şeyler yapılması gerek' cümlesi 'darbe' olarak anlaşılır. Zaten kontrolü başka türlü sağlamak neredeyse imkansız. Sallanan bir hükümet ve Taliban varken ordunun yönetime el koyması olasılığı epey fazla. İşte bu nedenle Washington'da son günlerde endişeli toplantılar yapılıyor. ABD yönetimi darbe istemiyor, çünkü sivil yönetimlere destek verdi görüntüde. Üstelik ordunun yönetime el koyması istihbarat servisinin de güçlenmesi demek. Oysa Pakistan istihbarat servisi Taliban ile yakın ilişki içinde. Bu da bir yandan Taliban'ı sindirmek için darbe yapılırken, diğer yandan örgütün elini güçlendirmek demek.
***
Pakistan nükleer güce sahip bir ülke. Oradaki her hangi bir otorite boşluğu Taliban'ın bu güce ulaşımını sağlayabilir. Taliban ve yardımlaştığı El Kaide'nin nükleer güce eriştiğini düşünün... Tablo Hollywood'un felaket senaryolarını aratmaz.
***
Mevcut durum bu iken ABD Genelkurmay Başkanı Mike Mullen bir süre önce Ankara'ya geldi. 25 Nisan akşamı Orgeneral İlker Başbuğ ile baş başa yaklaşık 3 saat görüştü. Ardından ise Kabil'e gitti. Temaslardaki ana konu Afganistan'a asker sayısının artırılmasının planlanması, Pakistan ve Afganistan'daki Taliban odaklarının işbirliği içinde yok edilmesi. Ancak bu strateji baştan büyük bir yanlış barındırıyor: ABD iki ülkeyi birbirine bağlayarak içinden çıkılmaz hale getiriyor. Adeta ikinci bir Vietnam yaratma yolunda ilerliyor.
***
Mullen geçtiğimiz pazartesi günü bölgedeki izlenimlerini ABD Başkanı Obama'ya iletti. O günden beri Beyaz Saray ayakta. Taliban'ın güçlenmesi karşısında kabus senaryoları üretiyorlar. Bu gidişle ABD Irak'tan çıkıp Afganistan-Pakistan'a saplanacak. Obama ile dünyayı beyaz günler beklemiyor maalesef.
Kilit merkezlere kimler gidecek?
Çok gecikmiş bir Dışişileri kararnamesi var. Bundan aylar önce kritik pozisyonlara yeni atamalar yapılması gerekiyordu. Ancak Ali Babacan döneminde bu yapılamadı. Babacan biraz Cumhurbaşkanı Gül, biraz da Başbakan Erdoğan'ın zaman zaman farklı telkinleri arasında kaldı.
***
Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmasının ardından bu atamaların yapılması bekleniyor. Peki hangi kritik pozisyonlara kimler gidecek?
***
Türkiye'nin dış politikasındaki en kritik yer ABD. Washington ve New York'taki isimler önemli. Washington'da Büyükelçi Nabi Şensoy'un süresi ocakta doluyor. Onun yerine İsrail Büyükelçimiz Namık Tan'ın atanması olası. Tan, Musevi lobisi ile de arayı düzeltebilir.
***
New York'ta Baki İlkin var. İlkin'in yerine Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan'ın atanması bekleniyor. O olmazsa yardımcısı Feridun Sinirlioğlu gidebilir.
***
AB'ye gelince... AB Genel Sekreterliği koltuğuna Oğuz Demiralp yerine Pakistan'daki süresi sona eren Büyükelçi Engin Soysal getirilebilir. İsrail'e, Namık Tan'ın yerine kimin geleceği de önemli. Ancak henüz bir isim telaffuz etmek doğru değil.