AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-18

kategori2

Ölü arkadaşlar listesi

Bundan bir süre önce bir arkadaşımla konuşurken Facebook'taki profil resmini değiştirmesinden konuyu açtım. Farklı bir poz değildi, bir başkasına ait olan bir fotoğraftı. Bu gibi hareketler Facebook kültürü içinde bir anma anlamına gelir, ama arkadaşımın profil resmindeki kişi anılmak için henüz çok gençti.
21 yaşındaymış.
İntihar etmiş.
Akşam buluşmak için arkadaşlarıyla sözleşip, bir-iki saat sonra çıkmış okulun damına ve kendisini aşağıya bırakmış.
Genç bir erkeğin ölümü, hele hele intiharı, her zaman için ilgi çekicidir ama son zamanlarda bu gibi ölümler o kadar arttı ki pek çoğu haber bile olmuyor. Bu intihar hakkında da bilgi yok.
Başladım kendi kendime deşmeye... Facebook'ta tanımadığınız insanların fotoğraf albümlerini karıştırmak için bir açıklık, bir ara yol vardır: Eğer onun albümünde sizin arkadaşınız varsa, onun fotoğrafına bakarken diğerlerini de gezebiliyorsunuz.
Ben de böyle yol aldım.
21 yaşındaki genç ölünün fotoğrafları olanca canlılığıyla orada duruyor. Fotoğraflara bakılırsa hala yaşıyor. Bunlar arkadaşlarla topluca eğlenme, ev partileri, deniz seyahatleri, okulda takılma günlerinin kareleri. O fotoğrafların birinden bile ipucu yakalamak mümkün değil. Yaşıyor hala. Devam eden bir hayatın yansımaları gibi. Bir tek hüzünlü bakış, bir tek 'Benim canım sıkıldı bu hayattan' ifadesi mi olmaz. Ama yok işte.
Neden öldüğüne dair hiç kimsenin de net bir fikri yok. Kız arkadaşıyla tartışmış, son zamanlarda çok ot içiyormuş, ailesiyle arası kötüymüş gibi bir sürü klişe söylüyorlar. 21 yaşında kim bu sorunlardan mustarip değil ki?
Beni en çok etkileyense, nedense başkalarına anlattığımda aynı yankıyı uyandırmayan, o fotoğrafların orada hala yaşıyor oluşu.
Ölen kişiyle beraber maalesef Facebook hesabı da tarihe gömülmüyor. Birileri sanal ortamda da olsa o kişiyi yaşatıyor. Duvarına yazılar yazıyor, fotoğraflar yüklüyor, dahası o da siz silmedikçe arkadaş listenizde kalıyor.
Bu tuhaf duygularıma bir yenisi geçtiğimiz gece eklendi. Aldığım bir telefon Mehmet Emin Toprak'ın öldüğünü bildirdi bana. Bundan bir süre önce Erol Günaydın'ın evinde toplandığımızda aynı masadaydık. Halis Ağa'nın yeğeni olan Mehmet Emin Toprak, ilginç görüntüsü ve sohbetiyle hemen ilgimizi çekmişti.
Kendisi Demokrat Parti'nin Türkiye'deki temsilcisiydi; bildiğimiz Amerikan demokratlarının. Tuğçe Tatari, bu ilginç şahsiyetin portresini bir süre önce yazmıştı.
O gece çok eğlenmiştik. Yaptığımız bütün şakaları kaldıran, kendisiyle dalga geçebilen bir insandı. Ben ona bütün gece 'Söyle bakalım kaç paran var' deyip durdum; 'Anlat bakalım, Ayşe Toprak kaç para aldı boşanmadan' ya da 'Nasıl sattınız o Boğaz'daki köşkü' gibi...
Ölmemesi gereken, eğlencesi henüz bitmeyen bir insandı. Çok üzüldüm. Dahası, şu yaşta ne kadar çok ölüm haberi aldığımı düşündüm, kaygılandım.
Onun mizah duygusuna sığınarak 'Obama da cenazeye gelecek mi' diye espri bile yaptım.
Mehmet Emin Toprak da Facebook'taki arkadaş listemde duruyor şimdi. Birileri onun sayfasını da yaşatıyor. 22 ortak arkadaşımız da orada. Duvarına yazılar yazılıyor.

MJ'in yakın arkadaşına ne oldu?
Hatırlarsınız değil mi, 900'lü hatlar furyasını. O yıllarda bir arkadaş çıkmış, kendi kendine verdiği isimle JC McCoy, 'Gençler size Michael'dan haberler ileteceğim' diye servet yapıyor. Kananlar arıyor. Bizim telefon 900'lü hatlara kapalıydı.
Tanıyanlar, arkadaşın Michael Jackson'la yakınlık işini iyice abarttığını anlatıyor. Renault Flash modeli arabasında 'Michael rahatsız oluyor' diye sigara içirmezmiş, ortadan kaybolduğunda 'Bubbles'a (MJ'in şempanzesi) ben bakarım' dermiş, evinde 'Michael böyle istiyor' diye ayakkabıları çıkartırmış...
Blue Jean dergisinden adını hatırlıyorum ben. Sonra radyolar ve müzik kanallarından. 90'lar başının nev'i şahsına münhasır simalarından biriydi. O yıllarda Türkiye'de her yalanın alıcısı vardı zaten.
The Simpsons'ın Michael Jackson'ın seslendirdiği bir bölümü vardır: Akıl hastanesinde yatan bir hasta kendisini MJ olarak tanıtır ve Bart'ı kandırır.
Sanki JC McCoy'dan etkilenmişlerdir diye düşünürüm.
Bu arkadaşı yıllar sonra Siyaset Meydanı'nda sinema tartışılırken görmüştüm. 'Amerika'da sinema okumuş' titriyle katılmıştı programa; İngilizce bildiğinden bile şüphe ederim.
Sonradan, büyük bir sır olarak onun Number One TV'de yıldızı parlayan Burçin Acer'in kardeşi olduğu ortaya çıktı. Burçin'in bu konudan pek bahsetmek istemediği de... 'Ne JC'ci canım, bizim Burak' dediler.
Şimdi MJ yok, bu 'con artist' ne oldu acaba? Michael son demerol'ü alırken yanında mıydı? Baba Joe ve La Toya kardeşi o mu teselli ediyor? Kesin Müslümanlık hikayesini de biliyordur. Bubbles ona mı kaldı? Yoksa Bahreyn'e mi yerleşti?
Ey 90'ların büyük kandırıkçısı, hadi kafanı sudan çıkart ve ses ver... Yaşıyor musun yoksa MJ'in acısına dayanamayıp kendini imha mı ettin?