AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-08-18

kategori2

Yoksa siz bütün günü aynı ülkede mi geçiriyorsunuz?

10 gündür karavanla Avrupa'da turlayıp duruyoruz. Sınırların kalktığını bilmek ayrı, anlamak ayrıymış. Bazen hangi ülkede olduğumuzu durup sormak zorunda kalıyoruz. Acayip bir hareket özgürlüğü! Yurtdışı tatili deyince bir tura yazılıp, 'klanımın dışına çıkmam' diyenlerden değilseniz  düşünebilirsiniz. (Mevsime göre değişiyor ama yüksek sezonda günde 100-150 Euro'ya karavan kiralayabiliyorsunuz. Böylece 6 kişiye kadar hem ulaşım aracınız hem de eviniz oluyor). Üstelik böyle seyahat ederseniz şöyle havalı cümleler kurabiliyorsunuz: Kahvaltıyı Slovenya'da yapıp İtalya'da kahve içtim. Akşam da Viyana'da konsere gittim.

***
Mesela biz öyle yaptık. Sabah Ljubljana'dan çıktık, üç saat sonra Venedik'teydik. Slovenya'da yağmurdan göz gözü görmezken Venedik günlük güneşlikti. Dar sokaklarda turladık, bianale uğradık, güzel bir İtalyan şarabı içtik ve akşam Slovenya'daki randevumuza yetiştik. Ertesi sabah ise Viyana'ya gittik.


***
Artık sona geliyoruz. Slovakya'nın başkenti Bratislava'ya vardık.  Burası ile birlikte proje dışındaki kaçamakları saymazsak  10 'yeni Avrupa' başkentini  tamamlamış oluyoruz. Sofya'dan, Estonya'nın başkenti Tallinn'e kadar... Bir baştan, bir başa...


***
Hepsinde oraların gazetecileri, siyasetçileri,  akademisyenleri ile söyleşiler yaptık. Sokakta gördüklerimizle konuştuk ama asıl ilginç olan her ülkede bir aile bulup evlerine konuk olduk. O evleri ve yaşamları cuma günü  anlatacağım.

Doğu Avrupa tavsiyeleri
- Avrupa Paris, Londra ve Amsterdam'dan ibaret değil. Ve insanlar bunu hızla keşfediyor. Prag birkaç sene içinde 'turist cehenemi' haline geldi bile.  Bir Paris ya da Roma olmadan önce mutlaka Tallinn'e (Estonya)  ve Vilnius'a (Litvanya) gidin.  Henüz ucuz ve kısmen 'bakir'ler. Ve de çok güzeller!

- Meydan deyince akla hep Venedik, Londra gelir. Meğer en az o şehirler kadar hatta çok daha güzel meydanları olan saklı bir cennet varmış: Krakow. Polonya'nın güneyinde yer alan, ülkenin eski başkenti Krakow tam bir sürpriz oldu bizim için. 1600'lerin sokakları ve ihtişamlı binalarının arasından faytonla turlamak, Avrupa'da çok da popüler olmayan bir kentin böylesine canlı ve eğlenceli olduğunu görmek, sek Polonya votkası içip, canlı Jazz dinlemek için Krakow'a gidin. Aşık olacaksınız!

- Doğu Avrupa birçok konuda kapitalist sisteme gayet rahat adapte olmuş olmasına ama sanata yaklaşımda hala eski sosyalist mantığı koruyorlar. Gittiğimiz şehirlerin çoğunda meydanlarda herkese açık klasik müzik konserleri izledik. İşlek alanlara gerilen perdelerde yapılan film gösterimlerine şahit olduk. Özellikle Ljubljana (Slovenya) ve Bratislava (Slovakya) sanat etkinlikleri konusunda müthiş kentler. Her akşam İstanbul'da saatlerce trafikte kalıp, üzerine bir dolu para vereceğiniz konserleri şehir meydanında dinleyebilirsiniz. Etkinlik konusunda ne kadar iddialı olduklarını şöyle anlatayım: 250 bin nüfuslu Ljubljana'ya ağustosta Madonna konser vermeye geliyor! 

- Gezdiklerimiz arasında hakkında en az olumlu cümle kurabileceğim şehirler Sofya ve Bükreş. Sofya neredeyse bir köy. Bizden en az bir 20 sene geride. Zaten bunu sokakta konuştuklarımız da teyit etti. 'Türkiye dururken bizi niye AB'ye aldılar anlamadık' dediler. Bükreş ise acayip kişiliksiz ve soğuk bir şehir. İnsanın kendini bir an önce dışarı atası geliyor.

- Bir de işin en önemli kısmı olan yeme-içme notları var tabii. O da cumaya...