AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-18
Sizce sıradan bir olay mı Deniz Baykal'ın kalkıp ta Edirne'ye gidip Kırkpınar yağlı güreşlerini izlemesi? Üstelik onu 'Demokrasi kahramanı' diye sundular. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de oradaydı, sanırım tezgahlanan oyunun farkında değil. Yüzünden tebessümü hiç eksik olmadı Gül'ün, oysa seyirci kalmaması gerekiyordu.
Düşünün, Kırkpınar'ı bir de Antalya'nın pehlivanı kazandı. Deniz Baykal da Antalyalı. Alın size bağlantı işte. Antalya neresi? Son seçimde Başbakan'ın kaçırdığı büyük şehir. AKP'lilerin 'cepte' diye baktığı ama sandıktan CHP'nin çıktığı şehir.
Oysa herkes AKP'den ve adayı Menderes Türel'den emindi. Baykal ne kadar Antalyalı olsa da partisinin esamesi okunmuyordu bu şehirde.
Nasıl oldu da Antalya bir anda CHP'nin oldu?
Bir işaret koyalım ve düşünelim. İllaki altında bir şey yatıyordur. Kesin birtakım bağlantılar var. Kimler acaba işe karıştı? En iyisi telefonları dinleyelim ve Antalyalıların birbirleriyle iletişimlerini takip edelim.
Bu işin altında bir iş var: Deniz Baykal ne yaptı etti önce Antalya'yı aldı, sonra da Kırkpınar'da Antalyalı kazandı. Üstelik Baykal oradaydı. Bu oyun tezgahlanıyor, bu apaçık.
Baykal'ın bu işte parmağı olmaz olur mu? Bizzat gitmiş ve kendisini anons ettirmiş.
Asıl bu işte başka hangi pehlivanların olduğu da ortaya çıkarılmalı.
Belki yeteri kadar kazarsanız altından asker de çıkar. Taraf'ın, yandaş medyanın önemli kalemlerinin bazı belgeler üzerinden bizi aydınlatmaları şart.
Hadi belge-bilgi üretim merkezi: Kırkpınar dosyasını sızdırmanızı bekliyoruz...
Cumhurbaşkanı öyle gülümseyerek izlemesin Kırkpınar'ı. Sert olsun. Masasını yumruğa vursun. MGK'da kriz çıkartsın. Güreş kisvesi altında neler döndüğünü kamuoyuna açıklasın. Tavrını koysun.
Av başlasın artık. Herkesi ama herkesi sorgulayalım. Herkes çok sert ve katı olsun. Daha da artıralım kamplaşmayı: Yağlı güreşçi misin grekoromen mi? Safını seç.
Hiç kimse hoşgörülü olmasın, Altan ailesi gibi davranın. Çok kaba ve asmaya kesmeye hazır olalım.
Bu Kırkpınar dosyası böyle kapatılmasın.
Bundan daha güzel Ergenekon mu olur? Burada bir darbe olmadığını mı düşünüyorsunuz? Kim bilir üzerinde pehlivanların güreştiği o çimlerin altından neler çıkacak? Neden kazmıyorsunuz?
Hadi ne duruyorsunuz... Marş marş... İlk hedef Kırkpınar'ı aydınlığa çıkarmak...
Kızkulesi gökdelen olsun
Solcunun döneğinden korkmak gerek, bunun en canlı örneği de Ertuğrul Günay. AKP'nin 'açılım' kontenjanından bakan olan geçmişin solcusu Günay en bayağı ve ortalama sağcıdan bile düzeyi daha düşürmeyi başardı şu bakanlık macerasında. Atilla Koç'u aratacağını nereden tahmin edebilirdik ki?
Geçen haftalarda tartışılan kamu arazilerinin otel yapma fikrinin en büyük destekleyicisi Ertuğrul Günay adını taşıdığı bakanlıktan, yani kültürden hiç nasibini almadığının kanıtıydı.
Bırakın solcuyu tipik bir Yeni Sağ'cı o.
Solcu yenilik yaparken bile eskinin muhafaza edilen iyi taraflarını alır, yakıp yıkmaz...
Yeni sağcı ise paradan körleşmiş gözleriyle hiçbir değer tanımaz, onun kutsalı yoktur, tarihi önemsemez...
Günay bu ikinci gruptan... Otelleştirme meraklısı... Herhalde Kuleli Askeri Lisesi'ni AKP'li bir müteahhite vermeyi düşünüyor. Burada bir oyun, bir rant hesabı dönüyor. Ve solcu dediğimiz de buna seyirci oluyor, hatta bilakis zemin hazırlıyor.
Bunu ancak herhangi bir törpülenmeden geçmeyen hoyrat bir Yeni Sağ'cı yapabilir. Adıyla sanıyla Ertuğrul Günay işte...
Paris'te Ecole Militaire'i otel yapmayı düşünene ne yaparlar hiç düşündünüz mü?
Bizde ise kimse sesini çıkarmıyor, hatta 'ilericilerimiz' onay bile veriyor... Bunlar yakında Kızkulesi'ni yıkar gökdelen diker, Topkapı Sarayı'nı 'resort' yapar...
Aziz Nesin'in oğlu, Altanlar'ı neden sansürledi?
Pazar günkü Hürriyet'te Soner Yalçın yazar babalar ve yazar oğullarını yazmış, doğal olarak da yazısına Türkiye'nin en tanınan yazar baba-oğulları Altanlar'dan başlamış. Aziz Nesin'in çok ilginç bir anısına yer vermiş:
'İskele Gazinosu'nda içeriye oturduk. Rakı içmiyormuş. Çok şaşırdım. Hiç üstelemedim.
-Peki az bişey alayım, sana katılmak için... dedi.
Şişe bitti. Birer duble, birer duble daha... İyice cıvıttı. Kimse kalmadı bizden başka. Sahibi incelik gösterip bizden izin isteyip gitti. Çetin bitürlü kalkmak bilmez. Eskisinden bin beter, boyuna ukalalık ediyor. İki oğlundan yakınıyor. Aralarında baba-oğul, yazar rekabeti başlamış... (Sansürlenmiştir.) En hoşuma giden. Ama beğenmediğim yanı yine ortada. Gizini mizini döküyor.'
Soner Yalçın, Aziz Nesin'in anılarının sansürlenen satırlarıyla ilgili şu yorumu yapmış: 'Kuşkusuz bu sansür kitabı yayına hazırlayan Ali Nesin'in özel hayatı koruma özeninden kaynaklanıyordu.'
Öyle mi, emin değilim doğrusu. Ali Nesin gerçekten özel hayatlara bu kadar saygılı mı yoksa söz konusu Altanlar olunca mı aşırı duyarlılık gösteriyor bunu iyi düşünmek gerek.
Bilindiği gibi Ali Nesin çoktandır liberal saflarda, hatta bu yüzden Ateş Nesin'le de yakın zamanda tartışmışlardı. Liberallerin kalesi Bilgi Üniversitesi'nde de ders veren Ali Nesin ailenin ilk dönen kişisi oldu.
Liberal saflarda kabul görmek, ciddiye alınmak için de bu ortamların vize memuru Altan Ailesi'ne karşı aşırı bir hassasiyet sergileyip babasının anılarını sansürlemesi normal.
Ancak ne kadar sansürlerse sansürlesin, Çetin Altan'ın oğullarından -en azından bir dönem- pek hoşlanmadığı da bu vesileyle kanıtlanmış oldu.