AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-18
Geçen hafta Silivri Cezaevi'nden bir mektup aldım. El yazısıyla yazılmış ve iki sayfadan oluşan mektubun üzerinde 'Silivri 4 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kur. Müd. Mektup Okuma Komisyonu GÖRÜLMÜŞTÜR' damgası var.
Sizinle de paylaşmak isterim:
'Sayın Oray Eğin,
'Bunları Kimse Yazamadı' kitabınızı biraz önce bitirdim. Gazete yazılarınızı da uzun süredir takip eden bir kişi olarak, bir kısmını tekrar hatırlayarak ve karışık duygular ile okudum.
Silivri'de yaşam ile penceremiz televizyon, gazeteler ve kitaplar, tabii bir de tadını yeniden bu vesile ile keşfettiğim mektuplar... Kitabınız özellikle bilgi kirliliği ve karanlık propagandanın zirve yaptığı bugünlerde üzüntü, öfke ve acıma ile izlediğimiz bazı isimler ile ilgili içimi biraz olsun ferahlatan bir rehber gibiydi. Ağzınıza, kaleminize sağlık, sağolun.
Devletin güvenlik güçlerinin gözetiminde sekiz yıl rektörlük yaptım. 2004 yılında tekrar devlet denetiminden geçerek ikinci dönem rektörlüğe atandım. Belki hatırlayacaksınız, Van Üniversitesi sonrasında TBMM Araştırma Komisyonu ile aylarca denetlendim. Dava başladığından sonra defalarca yurtdışına gittim ve geldim. Terörist olarak, tutulanarak ağırlaştırılmış bir müebbet ile yargılanıyorum! (İyi ki idam kalkmış.)
Neyse, gelinen bu noktada artık zaten yargılanmak istiyorum, onurumuzu korumak arzusundayım, itirazım özgürlüğümüzün elimden alınmasına, niyet tutuklu!
Bütün bu duygular içinde en azından yargısız infaz yapanlar ile ilgili biraz rahatlattınız. Koğuş arkadaşım Mustafa Balbay'ın da selamları var, kutluyor.
Saygılarımla,
Ferit Bernay
19 Mayıs Üniversitesi eski
Rektörü
Silivri 4. Kapalı Cezaevi
Koğuş B7
Silivri-İstanbul'
Bu nasıl bir kahramanlık?
Denİz Seki Türkiye'nin kokain kullandığı için kahramanlaştırılan ilk ünlüsü oldu. Burası çok ilginç bir ülke; Deniz Seki'nin haksız yere cezaevinde tutulması onun kokain kullandığı ve bunun bir suç olduğu gerçeğini örtecek kadar mağduriyet zırhı geçiriyor üzerine.
Bu mağduriyet de Deniz Seki'yi kahraman kılıyor; eminim bir gün dışarı çıktığında efsane gibi karşılanacak. Deniz Seki'nin bu kahramanlığı hak edip etmediği noktasında değilim ben, onu tartışamam.
Ama medyanın bu olayı işleyişinde suç olduğunu bildiğimiz kokain kullanımının ve temininin hiçbir şekilde gündeme gelmemesi çok tuhaf bir durum.
Kim bilir, belki 'iki yüzlü' bile denebilir.
Oysa mesela Christoph Daum'un kokain kullanması çok daha uzun süre tartışılmıştı ve burada saflar daha keskindi. Daum'u bağrına basanların sayısı çok az olduğu gibi, hocanın tekrar Türkiye'de görev yapmasını destekleyenlerse adeta kokain kullanımını teşvik eder bir pozisyona sokulmaya çalışılmıştı.
Daum'un genç insanların yer aldığı bir takımı çalıştırması da 'Gençlere örnek olma' konusunda epey soru işaretleri oluşturmuştu kafalarda.
Oysa Deniz Seki de şarkıları, klipleriyle kitlelere seslenen bir insan olarak bu örneklik konusunda hiç fena sayılmaz.
Daum'a karşı en azından yüksek itirazlar yükseliyordu, şimdi Deniz Seki'ye destek konusunda herkes ortak karar almış gibi.
Daum'dan esirgenen hoşgörünün Deniz Seki'ye gösterilmesi 'bizden-öteki' ayrımı yüzünden mi diye düşünmeden edemiyorum. Deniz Seki, Türkiye'de şarkı söyleyen bir Alman olsa bu kadar sahiplenilir miydi?
Deniz Seki'nin sırrı ne olabilir? Mesela bir başka sanatçı alınsaydı içeriye, yankısı böyle olur muydu?
Yoksa gerçekten 'mağdurun dili'nin etkisi mi kafalarımızı bulandırdı?
Hem hukukun mağdur ettiği, hem sevdiği erkeğin yüz üstü bırakıldığı biri Seki. Bu 'hikayenin' de alıcısı var.
Ancak böyle giderse kısa süre içinde Deniz Seki'nin neden içeri girdiği tamamen unutulacak ve onunla ilgili hatırladığımız sadece bu mağduriyeti olacak.
Oysa zamanında esrar içtiği için tutuklanan Yıldız Tilbe'den bu destek esirgenmişti. Uzun süre dışlanmış, sonradan da hiçbir zaman 'kulübe' sokulmamıştı.
Deniz Seki öyle mi ama... Ajda'dan Gülben'ine, 'kulübün' ünlüleri kucaklarını açmışlar ona...
Ayrıcalığı ne, sırrı ne bu kahramanlık pozisyonunun?
Bu dondurma konuşulur
AsmalImescİt, adeta Bodrum Barlar Sokağı gibi tıkış tıkış, insanların birbirini iterek, masaların üzerinden zıplayarak geçtiğiniz bir yere dönüştü son zamanlarda. Hele hele hafta sonları adım atmak mümkün değil. Her 'gentrification' projesinde olduğu gibi Asmalımescit'in de eski sahipleri durumdan şikayetçi...
Bu durumdan nasibini almayan ve 'popüler' olmak için uğraşmayan bir cafe var: Şimdi. Üç-dört yıldır uğramıyordum; fazla 'entel' ve 'snob' gelmeye başlamıştı bana...
Geçenlerde bir arkadaşımın orada olduğunu duyunca yıllar sonra adım attım. O soğuk havası gitmiş, çok rahat, kimsenin kimseye karışmadığı bir yere dönüşmüş. Şimdi yine Asmalımescit civarlarındaki favori duraklarımdan biri...
Şimdi de beni bekleyen sürprizlerden biri 'ev yapımı' dondurmaydı. Arnavutköy'de yeni açılan dondurmacıdan geliyormuş, olağanüstü. Tarçınlı elmalısı, sakızlısı, çileklisi derken kendimizi alamadık ve bütün çeşitleri denedik.
Duyurulur, çok başarılı.