AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-18

kategori2

Yalçın Küçük, Apo ve PKK

Bugün hala Yalçın Küçük'ün PKK'yla ilişkisi üzerine tartışmalar dönüyorsa, bunun sebebi Türkiye'de entelektüel tartışmaların herhangi bir derinlikten yoksun oluşudur. Hala magazin diliyle, magazin söylemiyle ve bakış açısıyla tartışıyoruz. Hiçbir ayrıntıya hakim olmadan, hiçbir tarihsel gelişmeyi göz önünde bulundurmadan.
Amaç sadece damgalamak... O yüzden de vurun Yalçın Küçük'e...
Şimdi de 'PKK'nın 1 numarası' olduğuna dair iddialar uçuşuyor ortalıkta. Yandaş basının aylar öncesinden ısıtıp ısıtıp yeniden önümüze koyduğu bayat haberler karşılığını bulmuşa benziyor. Üçüncü Ergenekon iddianamesi, çoktan konuşulmuş, tartışılmış, üzerinde yargılamalar yapılmış bu konuyu ciddiye almış.
Yaklaşık bir yıl öncesinden Yalçın Küçük'ü PKK'yla ilişkili gibi gösteren kimi fotoğraflar internet sitelerine ve dinci basın gazetelerine servis edilmişti. Fethullahçı şebekenin uzantısı olan bu misyon gazetelerinde bu haberler yeniymiş gibi sunulmuş, 90'lardan kalma bayat tartışmalar yeniymiş gibi gündeme getirilmişti.
Gerçekten ilginç bir mekanizma ve sistemli bir çalışma...
Yalçın Küçük hakikaten PKK'nın bir numarası, ideolojik önderi olabilir mi?
Bu sorunun yanıtını vermek için tarihsel süreci ve PKK'nın geçirdiği değişimleri ayrıntılarıyla incelemek gerekiyor.
Bu süreci de dinci gazetelerden ya da demokrat-liberaller kalemlerden daha iyi anlatmış biri var.

Sözlerine kulak kabartalım:
'Bölücü terör örgütünün kuruluşunda, örgüte hakim olan ideoloji, öncelikli olarak sınıf temelli ve ikincil olarak etnik referanslı, Marksist-Leninst bir ideolojiydi. Örgüt, 1994'ten sonra, Marksist-Leninst ideolojiyi gittikçe geri plana iterken, etnik kimliği ön plana çıkarmıştır.'
Evet tam da bu tarihlerde, PKK'nın kendisini Marksist-Leninist bir hareket olarak tanımladığı zamanlarda Türkiye'den bazı aydınlar, devrimciler PKK'yı kendilerine yakın bulmuş, buranın bir devrimci örgüt olabileceğini düşünmüşler ve belli ölçüde destek çıkmışlardır.
Yalçın Küçük'ü, Doğu Perinçek'i PKK'yla ilintili gibi göstermeye çalışanların dayanak noktası da bu dönemki kısa süreli yakınlık. PKK'ya çok kısa bir süreliğine sempati duyan pek çokları gibi, Yalçın Küçük onlarla yolunu hemen ayırdı.

Bu ayrılığın da altında temel bir gerekçe vardı... Aynı alıntıyla devam edelim:
'Soğuk Savaş sonrasında bölücü terör örgütünün benimsediği ideoloji/birincil kimlik geçerliliğini yitirince örgüt, bütün vurgusunu etnik kimlik üzerine yapmaya başladı. Böylece, terör ve şiddeti kullanarak bir yandan Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerinde sosyal kontrol sağlamayı, bir yandan da yeknesak bir etnik kimlik inşası gerçekleştirmeyi amaçladı.'
Evet, Prof. Yalçın Küçük de gördü ki PKK milliyetçi bir örgüt oldu... Etnik hesaplar yapmaya başladı... Fark etti ki PKK'nın Marksizm'le bir ilgisi yok ve onlardan koptu...
Dünyanın her yerinde entelektüellerin ideolojik değişimlerine sık rastlanır; bu aynı zamanda bir arayışın da sonucudur. Zaman zaman eleştirdiklerine sonradan sahip çıkmaları, zamanında parçası olduklarına sonradan mesafeyle yaklaşmaları doğaldır.
Bu beyni farklı çalışan bir entelektüelin olağan kaymalarıdır...
Yalçın Küçük isteseydi PKK'yla bağlarını koparmaz, bugün hala Fransa'da yaşamaya devam eder, üstelik söylemleriyle Avrupa'nın bir numaralı entelektüeli olurdu. Mitterand'ların evinden tutun da New York'ta, Londra'da davetlerin bir numaraları siması olur, konferanslar verir, Batı gazeteleri onu bağrına basardı.
Peki o ne yaptı? Fransa'da yaşarken, hapse gireceğini bile bile, rahatlığını bozmayı göze alarak Türkiye'ye döndü... Yargılandı, içeri girdi...
Bugün onu düşünceleri, muhalif duruşu ve kendine has düşünce sistematiği yüzünden karalamak alçakçadır...
Bunu yapanlar, kirli bir psikolojik harbin maşalarıdır sadece... Ve yaklaştıkları her konuya magazin basını düzeyinde hakimdirler...
Bu yazımda konuşmasından alıntılar yaptığım Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un entelektüel derinliğinin yanından geçmezler... Tek bildikleri 'Asker konuşmasın'dır; papağan gibi ezberleneni tekrarlarlar...
'Yalçın Küçük, PKK'nın bir numarası' sözü de bu papağanlara ezbeletilmiştir...
Bugün sadece PKK'ya yakınlığıyla değil, Atatürk'e ilişkin sözleriyle de hedef haline getirilmek isteniyor Prof. Küçük...
Oysa Küçük bugün Atatürk'ün en ateşli savunucularından biri... Bunun da sebebi çok basit: Türkiye o kadar geriye gitti ki, Atatürk'ün eleştirilecek bir tarafı kalmadı... Türkiye daha geriye giderse, bugün eleştirilen kimi padişahlar da savunulacak... Bu Küçük'ün değil, Türkiye'yi her geçen gün daha da geriye çekenlerin ayıbıdır...
Sonunda da elimizde kalan hep ucuz numaralar, basit yazılar, belaltı çalışmalar ve yaftalamalar...

Elif Şafak bu konuya eğilir
Arada sırada gözüme takılıyor, günlük gazete okuma turumda 'Yine ne yazmamış' diye köşesine bakıyorum... Evet, böyle bir tavır oluştu Türk basınında: Hiçbir şey söylemeden, hiçbir tavır almadan, hiçbir konuda fikir beyan etmeden yazı yazmak. Her şeye ortadan yaklaşmak, her yere göz kırpmak, bu sayede varolmak...
Neyse... İçeriği bir yana, asıl takıldığım başka bir şey var Eyüp Can Sağlık'ın yazılarında: Çok fazla Türkçe hatası yapıyor... Pek çoğumuzun Türkçesi mükemmel değil, ama benim dediğim ilkokul düzeyinde dilbilgisi hataları.
Mesela de'leri ayıramıyor... Türkçe'nin belki de en kolay kuralı bu, ama çok yaygın bir hastalık. Dahi anlamına gelen 'de' ayrı yazılır, ama işte Eyüp Can ayrı yazamıyor. Kaç seferdir denk geldim... Hürriyet'tekiler de düzeltmiyor, öyle yayınlanıyor yazı...
Her şey bir yana, yazar eşine ayıp bu kadar hata... Evde küçük bir dilbilgisi kursu mu acaba?
Hazır konu açılmışken...
Dün bir de canlı yayında kulağına kalem sokarak kaşıyan pasaklı profesörün yazısına denk geldim bir internet sitesinde. O da 'Tabii' yazmamış... Bir de bu adama profesör diyorlar, üniversitelerde ders veriyor... Ne hallere geldik görüyorsunuz, bu kadar ucuzlaştı akademi işte...

DÜZELTME
DÜNKÜ yazımda Doğan Grubu'nun Avusturyalı ortağı OMV'yi, anlık bir akıl tutulmasının sonucu, Avustralyalı diye yazmışım... Düzeltirim...