AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-08-18
Bir merkezden emir almış gibi aşağı yukarı aynı şeyleri söyleyen iki yazı arka arkaya yayımladı geçtiğimiz günlerde. İlkini Ahmet Altan yazdı, diğerini de Ekrem Dumanlı... Özlemleri ortak: 'Medya değişsin, birileri gitsin, biz kalalım' diyorlar. Belli ki sıranın medyayı yeniden tasarlamaya, yeniden oluşturmaya geldiğine karar verilmiş. Zannediyorum ki önümüzdeki günlerde o kamplardan benzer yazılar çıkmaya devam edecektir.
Ne de olsa piyonlar saldırıya geçti bir kere...
İnsan gülmeden edemiyor. Gazeteciliğin geleceği üzerine ahkam kesen adam aslında bir dershane hocası. Ne bilir, ne anlar bu işten, hangi kıdemle ahkam kesmeye kalkar, anlaşılır gibi değil... Çok bilse, yönettiği gazeteyi sattırırdı... Bayi satışı birkaç bin... Kurdukları 'abonelik' sistemi içinden öyle çıkılmaz bir şeye dönüştü ki, bağımsız tiraj denetleme sistemlerini bile çökertecek noktaya geldiler... Kandırabildiğini 'en çok satan gazete' diye kandırıyor; sektördeki saflara ve cahillere de kendisini 'medyanın sicil amiri' diye pazarlıyor...
Başka yerde ona okul gazetesi bile çıkartmazlar, bizde Genel Yayın Yönetmeni diye kabul görüyor.
Diğeri de ne güzel erotik romanlar yazıyordu... Ne olduysa oldu, vazgeçti ve birden gazetecilik yapmaya karar verdi. Sanırım Orhan Pamuk'un Nobel almasının etkisi oldu; herhalde kendi kendine düşündü, dedi ki 'Artık bana Nobel falan vermezler' ve yeni bir yola baş koydu... Ne zaman öğrendi medyanın dinamiklerini, gazetecilik reflekslerini de konuşuyor: Geçmişinde topu topu bir 15 gün gazete yönetmiş, onu da becerememiş şimdi ahkam kesiyor.
Şimdi listeler belirliyorlar, kendilerine göre tasfiye olacakları falan yazıyorlar... Kendileri gibi düşünmeyen herkesin üzerini çizmişler. Kim belirliyor bu kriterleri, neye göre yazıyorlar anlaşılır gibi değil.
Ama daha ilginci zamanlama...
Tam da Doğan Grubu'nu köşeye sıkıştırmak için türlü baskılar birbiri ardına gelirken. Düğmeye basılmış ve harekete geçmişler.
Evet, medya değişsin... Evet, bazı isimler tasfiye olsun...
Buna bir itiraz yok... Ama medya değişsin de onlar gibi mi olsun? Bu adamlara mı kalsın?
Taraf gazetesinin halihazırda 100'e yakın davası var. Hakkında haber yaptıkları kim varsa hiç vakit kaybetmeden dava açıyor. Çünkü bu gazetenin yayın politikası karalamak, iftira atmak, damgalamak ve ihbar üzerine kurulu.
Ortalığa bir 'kağıt parçası' atıyorlar, üç gün tartışılıyor, dördüncü gün yalanlanıyor... Yalancılığı alışkanlık haline getirdikleri için de tazminat davaları tehdidi altındalar. Kim bilir, belki de bu yüzden Türkiye'deki hukuk düzenine de saldırıyorlar, o da değişsin istiyorlar... Tıpkı medya gibi hukukun da kendi istedikleri raya girmesi için yayın yapıyorlar...
Medya değişecek de böyle mi olacak? Yalancı, iftiracı, ihbarcılara mı kalacak?
Akılları sıra bu tartışmayı evrensel gazetecilik eksenine oturtmaya çalışıyorlar. Oysa kendilerinin gazeteciliği herhangi bir etik kriterinin, meslek ilkelerinin yanından bile geçmiyor.
Zaten dertleri gazetecilik falan da değil... Hangi haberciliklerini, hangi fikir tartışmasına katkılarını gördük ki?
Gözlerini kin bürümüş...
Yaptıkları gazeteler satmıyor, çıktıkları televizyon kanalları izlenmiyor, yazıları okunmuyor... Nitelikli okur onları reddettikçe daha da öfkeleniyorlar, daha da tahrik oluyorlar...
Önce Doğan Medyası'nı ele geçirmek istiyorlar, tıpkı Sabah'ta olduğu gibi Hürriyet'i de düşürünce oradan devam edebileceklerini düşünüyorlar... Başkalarına, başka gazetelere ve televizyonlara doğru... Ve sonunda da herkesi ve her yeri sindirebileceklerini hesap ediyorlar...
Vay be...
'Medya değişsin' adı altında bunların kirli operasyonuna göz mü yumacağız... Sinip korkacak mıyız...
Aman dikkat edin... Başkalarını tasfiye edeceğiz diye, bir anda kendiniz tasfiye olmayın...
Öyle çabuk havaya girmeyin, bir bakmışsınız bu şehirden kovulmuşsunuz... Porno dergilerinde ya da Yozgat'ta 'Hocaefendi Halıcısı'nda bile iş bulamaz hale gelmişsiniz... Size tekmeyi vuran da tasfiye etmeye çabaladıklarınız olmuş...
Kim izleniyor kim okunuyor
Kendilerini pazarlama yöntemi bulmuşlar, zannediyorlar ki çok televizyonda görünürlerse kanaat önderi olarak algılanmaları kolaylaşır. Her yere yetişip, herkese konuşurlarsa rant elde ederler, kendilerini önemli bir şahsiyet gibi pazarlarlar...
Oysa veriler tam tersini söylüyor...
Ne garip ki sık sık televizyonda liberalleri görüyoruz... Mehmet Altan'ından Oral Çalışlar'ına, Nazlı Ilıcak'ından kolonya kokulusuna kadar...
Fakat ne garip ki hiçbiri izlenmiyor, dahası okumuyorlar... Ama her nedense çok kıymetli fikirleri varmış gibi medya bunlara itibar ediyor.
Şimdi bir de Hasan Cemal ve Cengiz Çandar program yapacakmış; hiç izlenmeyen CNN Türk'te hiç izleyici kalmasın diye herhalde...
Bakın çok basit bir istatistik söyleyeceğim: Fehmi Koru adlı adamın binlerce TL'ya farklı kanallara yaptığı programlar hiç mi hiç izlenmiyor. İlk 100'de yok hiçbiri. Ama Ruhat Mengi'nin pazar günleri Star'a yaptığı program ilk 20'ye, ilk 10'a giriyor; istisnasız. Cumhuriyete dair hassasiyeti olanlar ekran başında çünkü...
Aynı durum gazetelerde de var... Hürriyet'in en çok okunan yazarları Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil...Sabah'ta hala Hıncal Uluç açık ara birinciliği koruyor... Ona her gün küfreden aynı gazetenin yazarları onun yarısı, dörtte biri kadar okunmuyor...
Cumhuriyet kendi kulvarında en yüksek fiyatla rakiplerinden daha fazla satmıyor mu?
Ya televizyon haberleri? Uğur Dündar'ın haber sunmaya başlamasıyla beraber nitelikli izleyici, Cumhuriyetçi kitle bir anda onu sahiplenmedi mi?
Televizyonlar da, gazeteler de bu nitelikli kitle sayesinde ayakta duruyor. Para harcayan, reklamverenin hedef kitlesi olanlar bu grup: Eğitimli, gelir düzeyi yüksek okur/izleyici tarikatçıları, dincileri, yandaşları, liberalleri değil Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğinden endişe duyan, bu kaygıyı yansıtan, muhalif ve bağımsız gazetecileri tercih ediyor.
Resim ortada... Sırf birileri televizyonlara çıkıyor, saçma sapan konuşuyor, burnunu siliyor, kulağına kalem sokuyor, türlü maymunluklar yapıyor diye onları ciddiye almayın.