AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-08-18
Beyaz trenle seyahat ederdi. CHP Kurultayı 1938'de ona Milli Şef unvanını vermişti.
Şiirlere, 'Milli Şef'in treni niçin beyaz,' sorusuyla geçti.
Mustafa Kemal'den sonra paraların üzerine kendi resmini bastırtmıştı.
Eşi, operalara başına taç takarak katılırdı.
Devlet Olgunlaşma Enstitüsü tuvaletlerini üretirdi.
Kendi heykellerini de yaptırdı.
Nihayetinde kendisini Anıtkabir'e defnettirdi.
Atatürk'ün Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak'a göre; ölümünden sonra Mustafa Kemal, İsmet İnönü'nün değil, Mareşal Fevzi Çakmak'ın Cumhurreisi olmasını istiyordu.
'Elbette bunda söz ve intihap (seçme) hakkı sadece milletin ve onun mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir; yalnız ben bu meseledeki mütalaamı ifade edeceğim. Evvela akla İsmet Paşa gelir; memlekete pek büyük hizmetler ifa etmiştir. Fakat nedense umumun sempatisini kazanamadığı görülüyor; bu yüzden pek de cazip olmasa gerek. Bir de Mareşal Fevzi Çakmak var. O, hem memlekete büyük hizmetler etmiş hem de herkesle iyi geçinmiş, salahiyet sahiplerinin mütalaalarına daima kıymet vermiştir; kimse ile münazaa (tartışma) halinde değildir. Bu itibarla bence Devlet Başkanlığı için en münasip arkadaş odur.' ('Atatürk'ten Hatıralar' s. 717)
Peki; İsmet İnönü, Gazi'nin ifadesiyle, 'umumun sempatisi'ni niçin kazanamamıştı?
Bir deizm tanımını, laiklik diye tutundurmaya çalışması dolayısıyla olabilir mi?
Takrir-i Sükun Kanunu'nu çıkartıp, İstiklal Mahkemeleri kurdurup; Şeyh Sait İsyanı'nı bastırırken, isyan ile ilgisi olmayan alanlara da baskı uygulayıp iktidarını pekiştirdiği için mi?
O kanunun 1. Maddesini;
'İrtica ve isyana ve memleketin nimaz-ı içtimaisi ve huzur ve sükunu ve emniyet ve asayişini ihlale bais bilumum teşkilat ve tahrikat ve tevşikat ve neşriyatı, hükümet reisicumhurun tasdikiyle ve re'sen ve idareten men'e mezundur. İş bu ef'al erbabını hükümet İstiklal Mahkemesi'ne tevdi edebilir' diye çıkartmakta sakınca görmediği için olabilir mi?
İsyancıların bir kısmına Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na mensup olduklarını kabul ettirtip, bu partiyi 1925'te kapattırdığı için mi?
Hepsi olabilir.
Bildiğimiz, 1925'te Cumhuriyet akışının bir kırılma yaşadığı ve akışın doğal yatağını değiştirmek zorunda kaldığıdır.
Değerli Prof. Dr. Hikmet Özdemir, dün sabah yolladığı e-posta ile bana şu soruyu soruydu:
'... 1925 kırılmasını ve sonunda girilen yolu iyi açıklamalıyız. Her şey orada düğümleniyor. Önemli bir soru da isyanlardır. 1950'de çok partiye geçince, ne yapıldı da isyanlar birden durdu?'
Türkiye bunları konuşmak; bu sorulara cevap bulmak zorunda.
Biz şimdilik, bugünün CHP'sine bakalım.
Taha Erdem, CHP'nin 'açılım'a karşı tutumuyla oy kaybedip, AK Parti'nin oy oranını yüzde 50'ye yükseltebileceğini söylüyor.
O halde CHP'nin Atatürkçü, olmaklığı yüzünden tarihe uyum sağlayamayıp, eridiği tezini tashih etmek durumuyla karşı karşıyayız.
CHP Atatürkçü olduğu için değil, yeterince olmadığı; İnönücü doktrinin müktesebatını ikame edip, lüzumsuz zaman ve alanlarda da sürdürdüğü için eriyor.
Soru sormaktan çekinmemeliyiz:
AK Parti Kuruluş Felsefesi'ni, CHP'den daha fazla sahiplendiği için büyüyor olabilir mi?
(NOT: 1925'i anlama çabamızı sürdüreceğiz. YARIN: Musul ile Türk Demokrasisi'nin kaderi neden birbirine bağlı?