Tartışmanın alevli zamanında 'türban'ı meşrulaştırmanın çağdaş yolu olarak, etnik hürriyetler ve cinsiyet özgürlüğü ile kol kola yürümesi yolunda ekilenlerin biçilme zamanı nihayet geldi. Açılım trendine giren ülkemizde, Popstar Alaturka'nın 'türban açılımı' hafta sonu ekranlarının en reytingli hadisesi oldu.
12 yaşından beri sahnelerde olan türbanlı popstar adayı, Erzurumlu '106 Çiğdem', durumunun anlayışla karşılanması karşısında minnettar oldu jüri üyelerine ve yapım ekibine. Ne de ironiktir ki; anlayışla karşılanma konusunda çok daha zorlu yollardan geçmek zorunda olan transseksüel bir divanın bulunduğu jüriye sunuyordu türbanlı aday, dokunaklı teşekkürünü. Öyle ya, cinsel tercihinde özgür olmaktan bile meşakkatli bir konu artık, inancına göre giyinme özgürlüğü (o giysiyle üniversiteye gidebilme, kamusal alanda çalışabilme, hatta Nişantaşı-Cihangir cafelerinde oturabilme özgürlüğü)... Maalesef ki Ahmet Hakan'ın yücelttiği kadar mutluluk verici gelmedi söz konusu 'anlayış' tablosu bana.
Türbanlı ya da başı örtülü (hangisini derseniz deyin) bir kızın, Popstar Alaturka'da Armağan Çağlayan'la Bülent Ersoy tarafından anlayışla karşılanması değil; Ahmet Hakan'ın çalıştığı gazeteden içeri girebiliyor ve de danışmada 'anlayışla' karşılanabiliyor olmasıdır, bana göre gerçek ölçü. Bu anlamda Ayşe Arman da, çok ses getiren o işini eksik yapmıştır, evet. Reina yerine Hürriyet'in kapısına dayanmalı ve de 'İş başvurusuna geldim' diye ısrar etmeliydi tebdil-i kıyafet içinde. Ki, Nagehan Alçı'nın telefonda sorduğu 'Binanızda mescit var mı?' sorusuna 'Asla efendim' diye yanıt veren Hürriyet personeli ne tavır takınacak öğrenebilmeliydik. Asansörde, koridorda rastlaştığı çalışma arkadaşlarından kaçının A.A.'yı tanıdığını, kaçının afalladığını okuyabilmeliydik.
Her neyse, bunlar olmadı. Onun yerine meşhur 'ıssız ada' sorusunun bir versiyonu hayata geçti, 'Bir transseksüel, bir Armağan Çağlayan ve bir türbanlı, bir gün aynı televizyon şovuna düşse...' konsepti canlandırıldı. Reyting cazibesi üstünden, demokratik platform ve çok seslilik palavralarını kim yutar bilmiyorum ama iş dönüp dolaşıp, Kürşat Başar'ın yıllar öncesinden hatırladığım bir yazısındaki yerde kilitleniyor: 'Taksim meydanına bir ucubeyi çıkartsanız herkes seyretmeye gelir ama 'al senin olsun' deseniz, kimse alıp evine götürmez'.
Hal böyleyken, 'türbanlı aday Çiğdem'in olabildiğince geç elenmesi, belki de yarışmayı kazanması için jüri de, yapımcı da elinden geleni yapacaktır. Enfes bir 'sos' olarak yarışmayı layıkıyla tatlandıracak Çiğdem de, kim bilir önümüzdeki haftalarda renklenecek başörtüsü veya bağlama biçimleriyle, bir tür moda açılımına soyundurulacaktır. Hepsi olabilir. Olabilir ama buradaki 'türban'ın, Armağan Çağlayan'ın göstermek için ikide bir ayağa kalktığı 'kısa pantolon'undan çok da farkı yok, bana göre. Esas olan; sahne spotlarının uzanamadığı yerlerdeki 'türbanlı Çiğdem'lerin; çalıştığı yer, gittiği okul ve de cafelerde, ne kadar neyle karşılandığı...
Son olarak jüriden ilhamla, 'Türkiye'yi gayler yönetse, 'açılım'ın alasını görürüz' diyerek noktayı koyuyorum, sevgili okur. Bu arada, sakın ola bazı satırlardan kasıt 'homofobik' yakıştırmalara başvurulmasın, çünkü bu düpedüz ucuzculuk olur. Mutlaka ki başörtüsü, bu toplum normunda, cinsiyet özgürlüğünden daha az 'bedel' isteyen bir geçmişe sahiptir.