Nihal KemaloÄŸlu nihal.kemaloglu@aksam.com.tr

kategori2

Diyarbakır Cezaevi'nin ardından...

Diyarbakır Cezaevi 12 Eylül döneminde inÅŸa edilmiÅŸ, 'insanlığa karşı suç üretme' merkeziydi.
Bu modern mekanda kullanılan 'sofistike yöntemleri' anlatabilecek dil henüz bulunamadı.
İnsan benliÄŸi ve haysiyeti varlığından nasıl deÅŸilip, çıkarılır sorusunun cevabı cezaevinin günlük rutinlerindeydi.
Bunlar 'insanın insan olduÄŸuna' dair inancını kaybettirecek sistematik  eylemlerdi.
İnsan kimliÄŸini yıkmaya yönelik 'insandışılaÅŸtırma' uygulamaları cezaevinin  rutin programıydı.
Uygulamaların failleri ne kadar 'insandışılaşırlarsa' program  o kadar amacına ulaşıyordu.
Yasal olarak yetkili görevliler bu eylemlerini dört yıl boyunca sürdürdüler.
MaÄŸdurların maruz kaldıklarının telaffuzu bugün bile onları derinden incitir.     
İnsanlık haysiyeti bir defa bile elinden alınmış insanlar için hayatta kalmanın karşılığı boÅŸluktur.
Bu geri verilebilecek bir deÄŸer deÄŸildir. 
MaÄŸdurları, 'çabuk ölemediÄŸimiz bir zaman ve yerdi' diyorlar.
Bazılarının hala 'biz ölüyüz ve kabirdeyiz, ÅŸimdi kabir ziyaretine ailelerimiz geldi' algısı sürer.
Bedenini yok ederek direnenler, kendini yakanlar, ölüm oruçları, insanlığın  göçtüÄŸü zamanlar... 
Dört yılda 53 cenazenin çıktığı, tanıkların ise bugün hala içine uyandıkları mekanın adıdır Diyarbakır Cezaevi. 
Bu modern işkence fabrikasında 1981-1984 yılları arasında yaşananlar ise toplumsal tabudur.
Uzun yıllar fısıldanarak konuÅŸulan ve hemen üzeri örtülen ortak bir suçluluk alanıdır.
Bir lanet gibi dile getirilemeyen uÄŸursuz bir yerdir.
12 Eylül sonrasının sakin, barışçıl, yasalara uyan toplumun, gösterisiz,
protestosuz sokak ve meydanlarının çok uzağında kalmıştır Diyarbakır  Cezaevi'nden gelen çığlıklar.
Toplumsal bilinç ve vicdanda böyle bir mekana dair izlenim yoktu.
O döneme 'sözde' tanıklık eden basının hafızası bomboÅŸtu, kimse tek satır tek söz etmemiÅŸti.
Daha sonraları da sorgulamadılar, toplumsal kayıtsızlığın inşasının temellerini atıyorlardı.
İktidar güzellemelerine kalem oynatıyorlardı.  
Büyük uzlaÅŸma suskunluktu, konuÅŸulmayanın yok olacağına inançla 'hafızasızlık'  galip geldi görünüyordu.
Ama konuşulmayan yok olmadı.
Otoriter bürokratik zihniyetin cezaevi icraatları 'kanayan insanlarla' dışarıya sızacaktı.
Onların akıbetlerinin ne olduğu bir kenara itildi, kimse nereye gittiklerini merak etmedi.
Yeni ekonomizmin büyüsüyle büyüyen sinizmin iÅŸgali altındaydık
Oysa Diyarbakır Cezaevi tarihin akışında gaddar bir kavÅŸak olup yıllar süren iç çatışmanın yolunu döÅŸeyecekti.
Bugünlerde hükümetin Diyarbakır Cezaevi'ni kapatacağı ve okul yapacağı gündemde.
Halbuki o mekan gözümüzün önünde modern toplumun patolojik simgesi olarak  kalmalı.   
Ve orada olanları 'sadizm, psikopatlık, sapıklık' hanelerine sığdırmanın yeniden örtbas etmenin kılıfına sokmadan.
Böylece toptancı ahlaki kayıtsızlığa düÅŸmeden Diyarbakır Cezaevi'nde hükmeden zihniyetin nereden üretildiÄŸini de sorgulayabiliriz.
EÄŸer yapamazsak tarihin çarkı her dönüÅŸünde Diyarbakır Cezaevi gibi bir mekanı gösterir bize.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3