AKŞAM GAZETESİ | Alaattin Metin | 2009-08-25

kategori2

Hırçın küçük dev adam

Bu maç sezon sonunda şampiyonluk veya küme düşme maçı olsaydı ne olurdu!
Ben söyleyeyim, kan gövdeyi götürürdü.
Sezon başı olmasına rağmen, seyredenler, oynayanlar, oynatanlar iyi niyetli değildi.
Fenerbahçe'de bir futbolcu var, top ayağına geldiği vakit heyecan veren.
O da Emre.
Sahada beş arkadaşının görevini yapıyor.
İyi top oynamak istiyor, oynuyor da. Ama aşırı sinirli. Yenilgiyi, kötü futbolu kabullenmeyen bir yapısı var. İyi hoş da, sinirlendiği vakit gözü hiçbir şey görmüyor. Haklıyken, haksız duruma düşüyor. Rakip oyuncular da Emre'nin bu zaafiyetini bildikleri için üzerine oynuyorlar.
Emre bu hırçınlığını kontrol edemezse takımı çok maçta on kişi bırakır.
Fenerbahçe'nin oyun formatını ise Kazım, Bilica ve Carlos bozuyor.
Ben Daum'un yerinde olsam, Kazım'ı kenarda kanatta değil, ilerde gol bölgesinde oynatırım. En azından orada dar alanda yapacağı hareketlerle penaltı veya son vuruşlarla gol atabilir. Kenarda oynadığı vakit takımın el freni oluyor, arkadaşlarını sahada on kişi bırakıyor. İlk yarıda rezildi ama ikinci yarıda tam tersi muhteşem oynadı.
Bilica tam bir rezalet.
Daum, Önder dururken bu futbolcuda neden ısrar eder anlayan yok. Lugano ile ikisi çok ağır. Yerden aralarına, havadan üzerlerine atılan her top Fenerbahçe kalesinde tehlike.
Ya Carlos.
Resmen emekli olmuş. Sahada kafasına göre takılıyor. Kademeye girmiyor. Canı isterse pas veriyor, istemezse salla parti vuruyor.
Fenerbahçe iyi futbol oynamamasına rağmen gerilimi yüksek maçtan çok önemli üç puan aldı..
Bu, şu demektir: Alex, Mehmet Topuz, Özer gibi üç önemli oyuncusu olmayan sıkıntılı bir takımın şampiyonluk yoluna firesiz devam etmesi, gelecek için önemli.
Teknik kadro ve futbolcular maçtan önce 'Diyarbakır ve Manisa maçlarını firesiz atlatırsak, sonra geniş kadromuzla çok daha iyi oluruz' diyorlardı.
Bunun en zor ayağını dün aştılar.
Sıra geldi Saracoğlu'nda Manisa maçına.