AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-08-25

kategori2

CHP'nin katkısını beklerken...

Siz sanıyor musunuz ki, 'açılım' diye adlandırılan bu süreç konusunda benim hiç endişem yok?
Ulusun birliği ve geleceğini ilgilendiren bu kadar kritik bir süreç; elbette yönlendirmelere, saptırmalara, tuzaklara hedef ve hatalara açık olabilecektir.
Öyleyse, bazı okurların, 'bu süreci niçin destekliyorsun,' sorusu anlamlı.
Ben, Devlet Aklı'nın bu süreci, Cumhuriyet'in 'Kuruluş Felsefesi'nin ve ulusal birliğin tahkimi hedefiyle başlattığına...
Ve böyle bir restorasyon çalışmasında geç bile kalındığına inanıyorum.
Öte yandan, bölgemizde yaşanan gelişmelerin, yeni şekillenen oluşumların, ulusal birliğimizi tahkim etmediğimiz sürece 'çözücü' roller oynayabileceğini; ulusal birliğimizi tahkim ettiğimiz koşullarda ise bizi güçlendirip; ülkemizin etki alanını genişleteceğini düşünüyorum.
Sonuçta, 'Kuruluş Felsefesi'nin ve ulusal birliğin tahkimi bir zaruret olarak önümüzde duruyor.
Türkiye'nin, medyası da dahil olmak üzere tüm 'Milli Güç' unsurlarının ise, bu sürece görüş ve önerileriyle müdahil olup 'Altın Orta'nın yazımında 'Millet Aklı' ile 'Devlet Aklı' arasında bir fark oluşmaması konusunda elinden gelen katkıyı yapması gerekmiyor mu sizce de?
Böyle düşünüyorum, böyle inanıyorum.
Herkesin kendi ilgi alanınca, kendi dağarcığından yapabileceği katkılar muhakkak vardır.
Örneğin ben, medyada kullanılan terim ve kavramlar konusunda hassasım.
Yaşadığımız terörlü yılların 'iç savaş' olarak değerlendirilmesini ve yer yer de olsa böyle adlandırılmasını tehlikeli buluyor ve buna dikkat çekiyorum...
'Türk-Kürt kardeştir' söyleminin birleştirici değil; ayrıştırıcı bir dilin ürünü olduğunu görüyorum ve 'kardeşler ayrı varlıklardır. Bir gün ayrı evleri, ayrı aileleri olur. Biz ise ulus kavramında bir ve aynıyız. Tekiz' diye itirazımı bildiriyorum.
'Kürt Sorunu,' sözünün, 'Türkiye için Kürtler sorundur,' anlamına geleceğini ve bunun kullanılmaması gerekliliğini teklif ediyorum.
Önerilerimin, tekliflerimin ne kadar tesiri olur bilmiyorum...
Ama şunu biliyorum...
Belki benim tekliflerimin tesiri olmasa bile, bir başkasınınkinin mutlaka olur.
Türkiye'nin bu açılım/atılım diye adlandırılan süreci muhakkak yaşamak zorunda olduğu aşikar.
O halde; sürecin yönlendirilip, rayından çıkartılmaya açık olduğu konusunda endişe taşıyanların da bu sürecin dışında kalıp, gizlice bir başarısızlık ummasındansa...
Sürece elinden geldiğince dahil olup, onun 'amaca yönelik' ilerlemesine katkıda bulunması gerekliliğini görüyorum.
Tartışma girdabı içinde, temel ilke ve kavramların gücü ihmal edilebiliyor.
Türk Ulusal Kimliği'nin Kürtlerin de, Lazların da, Çerkezlerin de kimliği olduğu...
Türk Etnik Kimliği'nin ise bu ulusal kimlikle bir ve aynı şey olmadığı bilinci; 'Kurucu İlkeler'e atacağımız ve bizi savrulmaktan koruyacak bir çapadır.
Problemlerin çözümünde en sağlıklı referanslar çoğu zaman 'Temel İlkeler'in içinden çıkıyor.
Temel İlkeleri ve Kuruluş Felsefesi'ni savunan herkesin; içeriksiz kavgalar etmektense, daha sakin, daha güvenli ve daha cesurca konuşması gerekmez mi?