AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-08-25

kategori2

Özgürlük ya da demokrasi

Irak'ı işgal etmeyi kafasına koyan Başkan Bush, önce Saddam'ın sahip olduğu kitle imha silahlarını gerekçe gösterdi, sonra da Kaide ile ilişkisinden söz etti. Son olarak Bush, Irak halkına özgürlük ve demokrasi getireceğini söyledi.
Afganistan'da durum ise pek farklı
değildi.
Kaide'nin radikal İslam'ını gerekçe gösteren Bush, Afgan halkına Irak'ta olduğu gibi özgürlük, demokrasi ve insan hakları getireceğini söylemişti.
Peki ne oldu?
Ülkesi işgal edilerek darmadağın edilen Irak halkı, Aralık 2005'te sandıklara giderken asla demokratik bir bilinç taşımıyordu.
Öyle olsaydı Kürtler Kürt partilere, Şiiler
Şii parti ve gruplara, Sünniler de kendileri gibi Sünni partilerin dışındaki partilere oy verirdi.
Demokrasinin tecellisi olarak Irak halkına yutturulan sandıklar aslında Irak'ın yalnızca siyasi ve coğrafi olarak değil aynı zamanda toplumsal ve psikolojik olarak ayrışmasını, süreç içinde birbirine düşmanlaşmasını sağlamıştı.
Irak halkı demokrasinin ne olduğunu gördü ama bedelini ülkenin parçalanması ve bir milyon insanın ölümü ile ödedi.
Peki özgürlük ve bağımsızlığa ne oldu?
İşgalin devamından yana olan Kürtleri bir yana bırakırsak Sünni ve Şii Arapların  büyük bölümü işgalin bitmesinden yana. Direnişçi Sünni gruplar ise ülkenin parçalanmasının önüne geçmek ve demokrasi söylemlerinin insanları birbirine daha fazla düşman kılmasını önlemek için işgalin hemen bitmesini istiyor.
Afganistan'da durum ise pek farklı değil.
Örneğin; son anda Raşit Dostum'un dönmesine izin veren Karzai, mensup olduğu Paştunların oylarının yanı sıra Özbeklerin de oyunu almaya çalıştı. Eski Dışişleri Bakanı Abdullah Abdullah'a ise Tacikler oy verdi. Demokrasi, sandığa giden Afganların büyük bölümünün umrunda değildi. Karzai'nin kazanmasının nedeni ise öncelikli olarak halkın % 50'sini oluşturan Paştunların ve çıkar sağladığı grupların kendisine oy vermesidir.
Tıpkı Irak'ta nüfusun % 60'nı oluşturan Şiilerin her zaman kazanacağı gibi.
Tıpkı Fransa'nın bağımsızlık sonrasında şekillendirdiği Lübnan'da Sünnilerin her zaman hükümeti kuracağı gibi. Çünkü sistem öyle oluşturulmuş ve sayıları giderek azalmasına rağmen Maruniler ülke yönetiminde önemli söz sahibi olarak devam ediyor. Şiiler ise ülke nüfusunun neredeyse % 40'ını oluşturmalarına rağmen yalnızca Parlamento Başkanlığı ile yetinmek zorunda. Durum böyle olunca Şiiler Hizbullah ve Emel örgütüne, Sünniler Sünni partilere, Hıristiyan Maruniler ve Dürziler de kendi aralarında ayrılmış olmalarına rağmen yine de Maruni ve Dürzi partilere oylarını veriyor.
İşte Batı'nın Arap ve İslam ülkeleri için laik gördüğü demokrasi bu.
Bazen işgal bazen de farklı yöntemlerle Arap ve Müslüman halklara kabul ettirilen bu demokrasiler ile oyalanan halklar böylece işgal, talan, hırsızlık, yolsuzluk gibi gerçek sorunlarını unutuyor.
Yani Batı, ya işgal ya da farklı yöntemlerle Arap ve Müslüman halklarına farklı ve garip bir demokrasi formülü sunuyor.
Afganistan, Irak, Lübnan, Somali, Pakistan çok ilginç birer örnek.
Diğerleri ise demokrasi adına Kaddafi'nin deyimi ile dimo-karasi yapıyor.
Arapça'da yani 'hep koltukta kalmak'.
Örneğin; Kaddafi'nin kendisi 40 yıldır iktidarda. Hüsnü Mübarek, Yemen Başkanı Ali Abdullah Salih ise şimdilik 28 yıl.
Her üçü ölmeden az önce iktidarlarını kendi oğullarına devredecek.
Her üçü ABD ve Batı'nın çok sevdiği üç lider.
Diğerleri ise zaten kral ve prens, sonsuza dek iktidarda.
56 Müslüman ülkenin neredeyse tümü işte Batı'nın bu tür demokrasi kuralları ile yönetiliyor.
Bir tek Türkiye hariç.
İşte bu nedenle herkes kendine göre farklı hesaplardan dolayı Türkiye ile ilgileniyor ve her alanda ilgilenmeyi sürdürüyor.
Yani bunun farkında olmayan ve gereğini yapmayan bir Türkiye asla rahat bırakılmaz ve bırakılmayacak!