AKŞAM | GUNCEL | 25 AĞUSTOS 2009, SALI
Ergenekon 1. davasında İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever "Fethullah'ın vurucu gücü tarafından sahnaya konulan bir oyunun sergilendiğini ve kendilerinin yargılandığını ileri sürdü. Danıştay saldırısı mahkumu Osman Yıldırım da Cumhuriyet Gazetesini kendisinin bombalattığını söyleyerek bunun sadece bir iş olduğunu savundu.
İSTANBUL- Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılara ilişkin davayla birleştirilen birinci ''Ergenekon'' davasının 105. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in de aralarında bulunduğu 25 tutuklu sanık katıldı. Duruşmada, tutuksuz sanıklardan İP Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever ve Güler Kömürcü Öztürk de hazır bulundu.
HEPSİ "İYİ"
Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırı davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan ise duruşma salonunda bir süre kaldıktan sonra sanık yoklamasından önce salondan çıktı. Arslan'ın duruşma salonuna gülerek girdiği ve saç ile sakalının uzun olduğu gözlendi. Duruşma öncesinde sanıklar, yakınlarıyla selamlaştı. Muzaffer Tekin, yakınlarının ''Nasılsın?'' sorularına ''Bomba gibiyim'' yanıtını, Veli Küçük de aynı yöndeki soruya ''Çok iyiyim'' karşılığını verdi.
"ASKERLİK SÜRÜYOR"
Veli Küçük, şehitler için ''Siz onlara ölü demeyin, onlar diridirler'' ayetini anımsatarak, ''Bize mahkum demeyin, biz Cumhuriyeti ve vatanı korumak için askerlik yapıyoruz, nöbet bekliyoruz. 35 yıl askerlik yaptım, 2 sene daha devam ediyorum'' diye konuştu. Duruşmaya, tutuksuz sanıklardan İP Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever'in savunmasının alınmasına başlandı.
"SÜREÇ FETHULLAH'IN VURUCU GÜCÜ TARAFINDAN SAHNEYE KONMUŞTUR''
Birinci ''Ergenekon'' davasının tutuksuz sanıklarından İP Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever, ''Bu süreç bir ABD operasyonunun ürünü olup, Fethullah'ın vurucu gücü tarafından sahneye konmuştur'' iddiasında bulundu.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada savunmasını yapan İlsever, ''darbeyi değil, Atatürk devrimlerini savundukları için yargılandıklarını'' dile getirerek, ''Darbeci Kenan Evren el üstünde tutuluyor, Evren'lerin darbe yapıp hapse attığı Doğu Perinçek'ler Silivri Cezaevi'nde. Evet gerçekten bu isimlerin hepsi, hiçbir kanıt gösterilmeden 'darbecilikle' suçlanırken, gerçek darbeciye Çankaya'da selam duruluyor'' dedi.
Haklarındaki iddiaların ''yalan olduğunu'' savunan İlsever, ''ortada kaos ve iç çatışma yaratacak eylemlere, ordu içinde örgütlenmeye, darbe için hazırlanmış silahlara dair kanıt bulunmadığını'' söyledi.
Operasyonun bir terör örgütünün darbe hazırlıkları saptanarak, onu önlemek için yapılmadığını ifade eden İlsever, ''Operasyonun kendisi bir Amerikancı darbedir. TSK, İP ve milli kuvvetler hedef alınmaktadır'' diye konuştu.
''İP'in hem bugün hem de geçmişi boyunca darbelere karşı en net tavır alan parti olduğunu'' anlatan İlsever, şöyle konuştu:
''İP'in devlete ve devlet kurumlarına sızması ve denetlemesi diye bir saçmalık olamaz. Milli devlet tüm kurumlarıyla milletindir, bizimdir. Bugün 'devlete sızan' hatta devlet kurumlarını ele geçirip çökerten, devlet otoritesini zaafa uğratmak için elinden geleni yapan, TSK içinde gizlice örgütlenmeye çalışan, bu amaçla Işık Evleri kuran, TSK'nın içinde ve dışında yürüttükleri asimetrik psikolojik harekat ve karalama kampanyası ile orduyu yıpratmaya çalışan, milleti etnik ve dinsel temelde bölen, Anayasa'nın değiştirilemez maddelerine savaş açan, böylece laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile saptanmış olanlar, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanları ve Fethullah tayfasıdır.''
Ferit İlsever, İP'in Susurluk'u açığa çıkartan ve mafya-gladyo sisteminin üzerine kararlılıkla gidilmesini savunan tek parti olduğunu savunarak, ''O gün Susurluk'u örten ve üzerine gidilmesini önleyen güç, bugün 'Ergenekon' operasyonu ile İP'i cezalandırıyor'' dedi.
''Bugünkü operasyonun provasının 23 Eylül 1998'de yapıldığını'' iddia eden İlsever, şöyle devam etti:
''İP'in Susurluk ve 28 Şubat öncülüğüyle, Amerikancı cuntaya karşı mücadelesi 23 Eylül 1998 tarihinde, kendisine bir gladyo operasyonuyla fatura edildi. Bugünkü operasyonda da baş rolü oynayan Mehmet Eymür-haham Tuncay ekibinin hazırlattığı patates mühürlü sahte belgeyle, Doğu Perinçek tutuklandı. Parti'nin 540 örgütünde arama yapıldı. Doğu Perinçek, tertibi açığa çıkarttıktan sonra serbest bırakıldı. Tertipçiler mahkum oldu. İlginçtir, 1998'in ve 2008'in İP düşmanı tertipçileri aynı olduğu gibi adeta savcıları da aynıdır.''
Suikast düzenlemekle suçlandıklarını anlatan İlsever, ''Nerede bu suikastlar? Bir tane örnek gösterin. Bu iddianame koskoca bir iftiranamedir'' dedi.
İlsever, partisinin Türkiye'de terörün hakkından gelecek tek parti olduğunu savunarak, ''Ergenekon tertibinin sırrına geliyoruz. Bu sürecin Türk hukukunun eseri olmadığını başından beri söylüyoruz. Evet, bu süreç bir ABD operasyonunun ürünü olup, Fethullah'ın vurucu gücü tarafından sahneye konmuştur'' diye konuştu.
Cumhuriyet savcılarının kendilerini ''uyduruk belgelerle suikast yapmakla'' suçladığını öne sren İlsever, ''provokasyon belgeleri'' olarak nitelediği CD'lerin İP Genel Merkezi'ndeki arama sırasında polis tarafından boş masalara bırakıldığını, çünkü arama tutanaklarında yer almadığını söyledi.
İlsever, ''Suçlama uyduruktur, çünkü en üst yargı kurumları olarak Yargıtay, Danıştay milletindir, bizimdir. Yargıtay, Danıştay üyelerine saldırmak, İP'e saldırmak demektir. Nitekim Danıştay Hakimi Mustafa Yücel Özbilgin'in katlini, 'Ergenekon' tertibi tertip etmiştir. Hem de bu alçakça saldırının sorumluluğunu bu davanın sanıklarının üzerine yıkarak...'' görüşünü aktardı.
''HANEFİ AVCI'YI KONUŞTURUN BAKALIM...''
''Hanefi Avcı'nın bu davanın mimarları arasında yer aldığını'' öne süren İlsever, ''1992-93'te Güneydoğu'da görevliyken, Türk İntikam Tugayı'nı (TİT) kullanarak faili meçhulleri yöneten Avcı, 1997'de TSK'ya karşı psikolojik savaşın başını çekmişti. Hanefi Avcı bugün de 'Ergenekon' tertibinin arkasında yer alıyor ve TSK'ya, yurtseverlere saldırılar düzenlenmesine yardımcı oluyor. Hanefi Avcı'yı konuşturun bakalım, TİT'le işbirliği nasıl yapılır, size anlatsın'' dedi.
MİT Müsteşarı Emre Taner'in, ''devletin geçmişte Hizbullah'ı kullandığını açıkladığını'' iddia eden İlsever, ''Yani MİT, Hizbullah'ı kullanırken, biz Hizbullah-Gladyo saldırılarında şehitler veriyorduk'' diye konuştu.
TSK'yı yıpratarak ve yurtseverleri hapse atarak terörle mücadele olmayacağını belirten İlsever, ''Ergenekon operasyonu ile yapılanların, terörle mücadele değil, terörün ta kendisi olduğunu'' öne sürdü.
İHSAN GÖKTAŞ YAKALANDI
Bu arada, Ergenekon davasının tutuksuz sanıklarından olan ve hakkında yakalama kararı bulunan İhsan Göktaş, 11 Ağustosta yakalandı ve aynı gün celse açıldı.
İhsan Göktaş, kimlik tespiti sırasında Heybeliada'da bir yalıda ''abla'' diye nitelendirdiği Kuvayimilliye Derneği Genel Sekreter Yardımcısı Ayşe Ceylan Geçyol ile beraber oturduğunu söyledi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün ''yani bu yalının sahibi o mu?'' sorusu üzerine Göktaş, ''Yok, ben tuttum orayı kiracıyım orada. O ablayı evden çıkarırsam sokakta kalır o yüzden benim yanımda kalıyor'' dedi.
İnternet ortamından yurt dışına ve içine isme özel takım elbise siparişi için bir proje başlattığını, ilk siparişlerinin gelmeye başladığını belirten Göktaş, ''Daha yeni yeni ayağa kalkıyorum sayın başkanım. Gelirim Şu an sıfır'' dedi.
Mahkeme Başkanı Şengün'ün ''Nasıl hayatınızı devam ettiriyorsunuz'' sorusunu Göktaş, ''Bir anacığım var Berlin'de, bir gözü kör, ondan para geliyor, babamdan para geliyor, bazen de sokaklarda yatıyoruz'' yanıtını verdi.
"ALİ KALKANCI İLE İKİ KERE GÖRÜŞTÜM"
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmanın öğleden sonraki bölümünde sanıklara söz verildi.
Duruşmada söz alan tutuklu sanık emekli Yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk, Ali Kalkancı'nın kendisi için ''gizli ortağım'' dediğini ifade ederek, 2002'de tanıştığı Kalkancı ile iki kez görüştüğünü, ticari bir ilişkisi olmadığını, arkadaşlık ilişkisi de bulunmadığını söyledi.
''Ali Kalkancı ile gizli ya da açık herhangi bir ortaklığım yoktur. İki kez karşılaştım. Onu şeyh yapan ben değilim'' diyen Öztürk, bu tür açıklamalarla yıpratılmaya çalışıldığını savundu.
Öztürk, 19 aydır tutuklu olduğu için değil de ülkesine, kurumlara, ülkenin kutsal değerlerine zarar verildiği için üzüldüğünü ifade ederek, ''Ali Kalkancı, 'Sizi şeyh yapan binbaşı kim?' sorusuna, 'Mehmet Zekeriya Öztürk' diye yanıt veriyor. Bu doğru değil. 10 defa çürütülür. Savcının delili olmalı, ama burada delil yok. Amaç, mahkemenin zihninde 'acaba' yaratmak. Ellerinden gelse bizleri idam edecekler. Keşke idam cezası olsaydı, yemin ediyorum, daha az sıkıntı çekerdim. Ben devlet terbiyesi aldım, burada bulunmaktan utanıyorum, ama bu devletin polisi, savcısı utanmıyor. Onlar aile terbiyesi almadıkları gibi kurumsal terbiyeleri bile yok. Ülke değerleri de yok.''
''SAVCI MEDYAYA BİLGİ AKTARIYOR''
Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin de ''asrın davası olarak Türk halkına enjekte edilen 'Ergenekon' operasyonunun asrın en büyük tertibi olduğunu'' savunarak, ''Bu operasyon ile sanal örgüte zaman geçirtilirken, örgüt üyesi olduğu belirtilen çoğu insan kontör almaktan acizken, asıl örgütte atı alan Üsküdar'ı geçti. Acı olan, Türk yargısı buna alet edilmek isteniyor'' diye konuştu.
''Ergenekon'' iddianamesini hazırlayan savcılara saygı duymadığını söyleyen Tekin, ''16. ayın sonunda, mahkeme karşısına çıkarıldığımda, ellerinde hiçbir delil olmayan iddia makamı iki suçu iddianameye monte etmişlerdir'' dedi.
''Savcıların, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi saldırılarını 'Ergenekon' iddianamesine sokmayı kutsal bir görev bildiğini'' öne süren Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Olaya hukuki kimlikleriyle yaklaşsalardı, Osman Yıldırım'ın söylemlerine itibar etmezlerdi. Bu konuda rapor varken bu şahıstan medet ummak yalnızca tertipçilerin yapabileceği bir iştir. 3. iddianamede savcı Zekeriya Öz, Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombayı ben ve Oktay Yıldırım'a indirgemiştir. Bunun hiçbir inandırıcılığı yoktur. Savcı, yüce Türk yargısıyla adeta dalga geçmektedir. Savcı Öz, Cumhuriyet ve Danıştay saldırılarının amacını saptırmak için mahkemeyi bilerek yanıltmıştır. Mahkemeye kendince iki delil üretmiş ve sunmuştur. 'Ümraniye'de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombalar aynı seri numaradandır' diyerek, delil üretmiştir. El bombalarının seri numarası olmaz. Her iki el bombalarının kafile numaraları farklıdır.''
DİNCİ BASINDA 7 AY ÖNCE ÇIKAN HABERLER 7 AY SONRA İDDİANAMEDE
Üçüncü ''Ergenekon'' davasının iddianamesinin eklerinde, Danıştay saldırısını yönlendirdiğine yönelik belgelerin yer aldığını ifade eden Tekin, ''Dinci basında 7 ay önce çıkan yalan beyanlar, 7 ay sonra iddianamede yer alıyor. Bu, savcının medyaya bilgi aktardığının delilidir. Savcıların 2,5 yıldır delil yaratma konusunda ne kadar acz içinde kaldıklarını görüyoruz. Yakında ailemizle yediğimiz yemeği de gizli toplantı diye iddianameye koyarlarsa şaşırmam'' diye konuştu.
Tutuklu sanık Mehmet Demirtaş da soruşturma kapsamında tutuklanarak cezaevine getirilenlerin kendilerine, ''Duruşmalarda ne yapıyorsunuz?'' diye sorduğunu belirterek, ''27 aydır tutukluyum. Anlatsam faydası yok, konuşmasam gönlüm rahatsız'' dedi.
Dosyadaki evrakların birbirini tutmadığını savunan Demirtaş, ''Bu davada siz emekli olursunuz, biz de kürek mahkumları gibi oturarak ölelim'' diye konuştu.
Doğru bildiklerini anlayanlara anlatmaya çalıştığını, ''tutukluluğunun infaza dönüştüğünü'' ifade eden Demirtaş, hakkındaki gözle görülür delillerin sunulmasını, cezasının kesilmesini isteyerek, bu aşamadan sonra da hakkını başka yerde aramaya devam edeceğini söyledi.
''Burada Silivri Ceza Kanunu mu uygulanıyor?'' diye soran Demirtaş, beraatini istedi.
''TÜM DURUŞMANIN GÖRÜNTÜLÜ KAYDA ALINMASI CEZA MUHAKEMESİ KANUNU'NA AYKIRIDIR''
Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz de mahkeme başkanının, üçüncü duruşmanın başında ''oturumun teknik araçlarla kayda alınacağı bildirilmiştir'' şeklinde bir karar açıkladığını belirterek, şöyle devam etti:
''Tüm duruşmanın istisnalar haricinde görüntülü kayda alınması Ceza Muhakemesi Kanunu'na aykırıdır. Yapılan yasa ihlalidir. Bu karar üçüncü celsede kimin isteği üzerine verilmiştir? Tüm kayıtların imhasına, görüntü kayıt yasağı konulmasına, görüntü kayıt sisteminin kaldırılmasına karar verilmesini istiyorum. Ayrıca, görüntü kayıtlarının UYAP ya da başka bir sistemle başka yerlerden izlenip izlenmediği konusunun aydınlığa kavuşturulması için de bilirkişi incelemesi yaptırılmasını talep ediyorum.''
Dosyadaki evraktan, mahkemenin iddianameyi inceleme süresi olan 15 günü 11 güne indirdiğinin anlaşıldığını savunan Kerinçsiz, ''Normal bir insan bir günde en fazla 120-150 sayfa okuyabilir, delillerle karşılaştırarak okursa 50-80 sayfa. Bu şekilde 7 günlük sürede 1050 sayfa okunabilir. 2455 sayfanın okunması mümkün değil'' diye konuştu.
Mahkemenin, ''iddianameyi okumadığı halde okuduğunu ifade edip, iddianameyi kabul ederek, gerçek dışı beyanda bulunduğunu'' savunan Kerinçsiz, iddianamenin iadesine karar verilmesini istedi.
Kemal Kerinçsiz, talebi üzerine Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in önceki duruşmalarda, savcıların 11 Mart 2008'de Sincan Cezaevi'nde gizli tanık 9'dan ifade almadığını açıkladığını belirterek, ''Bu durum karşısında 11 Mart 2008'de Sincan Cezevi'nde gizli tanık 9 ile görüşen görevli kimdir? Bu kişinin sorgu heyetinde bulunan Mehmet Karabölük olduğunu biliyoruz. Bu konunun savcılık ve emniyetten sorulmasını talep ediyorum'' dedi.
''CUMHURİYET GAZETESİ'NE BOMBALI SALDIRIYI YAPTIRDIM, PİŞMAN DA DEĞİLİM''
Birinci Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay'a ve Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan saldırılara ilişkin davanın tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım, ''Cumhuriyet Gazetesi'ne bombalı saldırıyı yaptırdığını, pişman da olmadığını'' söyledi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada kendisine söz verilen Yıldırım, gizli veya açık tanık olmadığını belirterek, vatanını, milletini, devletini sevdiğini, Cumhuriyet'in temel ilkelerini, ulus devlet, üniter yapı, anayasal düzeni savunduğunu, anlayışının bu olduğunu anlattı.
Yıldırım, şöyle konuştu:
''Cumhuriyet Gazetesi'ne bombalı saldırıyı yaptırdım, pişman da değilim. Bu bir işti, bana geldi. Kabul etmek durumunda kaldım. Cumhuriyet Gazetesi'ni bu gençlere bombalattım. Pişman değilim. Eylemler pis koktuğu için nedenini öğrenmeye çalıştım.''
Danıştay suikastını 17 Mayıs 2006'da gece yarısı saat 2'de televizyondan öğrendiğini savunan Yıldırım, ''Danıştay saldırısının sahte faili olmak istemiyorum. Hangi şerefsiz bu saldırıyı yaptırdıysa gelsin mahkemede, 'Bu suikastı Osman Yıldırım'ın üstlenmesini istiyoruz' desin'' şeklinde konuştu.
''DANIŞTAY SALDIRISI İLE OTOMATİK CEZAYA BAĞLANDIM. İKİ ŞARTLI TAHLİYEM GERİ ALINDI''
Birinci ''Ergenekon'' davasıyla birleştirilen Danıştay'a ve Cumhuriyet Gazetesi'ne saldırılara ilişin davanın tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım, ''Danıştay saldırısı ile otomatik cezaya bağlandım. İki şartlı tahliyem geri alındı'' dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada Yıldırım, konuşmasına, ''Yüce mahkemenize ve sayın savcılara saygılarımı sunuyorum'' diyerek başladı.
Yıldırım, ''Muzaffer Tekin, Deniz Baykal, Doğan Medya Grubu ve Saygı Öztürk'ün dile getirdiği 'suçtan kaçıyor' yalanlarına yanıt vermek istediğini'' söyledi
Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, hakkındaki suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulunmaya başladığı sırada Yıldırım'ı, ''Savunmanı avukatının olduğu ortamda dinleyeceğim. Öze girme, dinlemem. Taleplerin varsa söyle'' diyerek uyardı.
Bunun üzerine Yıldırım, talepleri olduğunu ve 5-10 dakika süre istediğini ifade ederek, 1982'de işlenen 12 cinayete katıldığını, yaşı küçük olduğu için yargılanmadığını ve hüküm giymediğini söyledi.
Yıldırım, 1983-1989 yılları arasında Ankara'da yüzlerce suç işlediğini ve hiçbir bedel ödemediğini dile getirerek, şöyle konuştu:
''1989'da cinayet suçundan 4 yıl hapis yattım. 1993'te tahliye oldum. 1993'ten 1994'e kadar hiç suç işlemedim. 1994'te bir mafya liderine suikasttan yakalandım. Bayrampaşa Cezaevi'ne girdim. Gündüz cezaevindeydim, gece çıkıp suç işliyordum. Namus ve şerefime dil uzatıyorlar. 1994'te Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandım. Mahkeme, bir suçumu gizleyip, diğerinden ceza verebilir mi? Başka suçum varsa mahkeme yargılardı. Yargılamadıysa, o zaman suç işledi. Mahkemenin suç işlediğine inanmıyorum.''
Yıldırım, ''sadece vatanı savunduğunu'' ileri sürerek, konuşmasında şu görüşleri dile getirdi:
''Cumhuriyet Gazetesi'ne bombalı saldırıyı yaptırdım, pişman da değilim. Bu bir işti. Bana geldi, ben de kabul etmek durumunda kaldım. Cumhuriyet Gazetesi'ni bu gençlere bombalattırdım. Eylemler pis koktuğu için bunun nedenini öğrenmeye çalıştım. 17 Mayıs 2006'da gece yarısı saat 02.00'de televizyona baktım. Bizim bu derviş-i vahdet Danıştay'a suikastı gerçekleştirmiş. Tüm dünya insanlarından sonra olayı öğreniyorum. Danıştay saldırısı ile otomatik cezaya bağlandım. İki şartlı tahliyem geri alındı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı yaptırılan bir saldırının sahte faili olmak istemiyorum. Hangi şerefsiz bu saldırıyı yaptırdıysa mahkemeye gelecek diyecek ki 'Bu suikastı Osman Yıldırım'ın üstlenmesini istiyoruz'. Ya da mahkemeniz, 'Osman Yıldırım, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yapılan saldırıyı üstlen, devlet için bu fedakarlığı yap' desin. Ben bu suikastın sahte faili olmamakla fedakarlık yaptığımı düşünüyorum. Vatanım gelsin, 'suçunu üstlen' desin, üstlenirim.''
Yıldırım, bugüne kadar 500'e yakın suç işlediğini, bütün suçlarından yargılanmak istediğini belirterek, ''Yalnızca şerefsizler, namussuzlar şerefime dil uzatmasınlar'' dedi.
Mahkeme Başkanı Şengün, bu sözler üzerine mikrofonu kapattırdı.
SÜLEYMAN ESEN:''OLAYLARDAN 45 GÜN SONRA ALPARSLAN ARSLAN'IN YALAN İFADELERİYLE DAVAYA EKLENDİM''
Birinci ''Ergenekon'' davasıyla birleştirilen Danıştay'a ve Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan saldırılara ilişkin davanın tutuklu sanıklarından Süleyman Esen, ''Olaylardan 45 gün sonra Alparslan Arslan'ın yalan ifadeleriyle davaya eklendim. Arslan'a bomba vermedim. Olaylardan haberim yok'' dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada söz alan Süleyman Esen, daha önceki ifadelerini yinelediğini belirterek, Danıştay'a ve Cumhuriyet Gazetesi'ne yönelik saldırıları kınadığını kaydetti.
Olaylardan 45 gün sonra Alparslan Arslan'ın yalan ifadeleriyle davaya eklendiğini savunan Esen, Arslan'a bomba vermediğini, olaylardan haberi olmadığını öne sürdü.
Yaşamı boyunca hiçbir yasadışı örgüte üye olmadığını savunan Esen, sanıkları da tanımadığını bildirdi. Esen, işlemediği bir suçtan dolayı 38 aydan beri tutuklu olduğunu ifade ederek, tahliyesini ve beraatini istedi.
Duruşmada, Danıştay'a ve Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan saldırılara ilişkin davanın tutuklu sanıklarından Erhan Timuroğlu da savunma yapmak istediğini dile getirdi. Mahkeme başkanı Köksal Şengün, bunun üzerine, savunmasını daha sonra dinleyeceğini belirttiği Timuroğlu'ndan talebi varsa söylemesini istedi.
İsteği olmadığını ifade eden Timuroğlu, tutuklu sanıklardan Mehmet Demirtaş'ı göstererek, ''Şu uzun saçlı parlak çocuk haddini aşıyor, haddini bildirin'' dedi.
Duruşmada söz verilen sanıklardan Aydın Yüksek, 28 aydır tutuklu bulunduğunu belirterek, duygularını, ''Arkadaşlar, 'Evli misin?' diye soruyorlar. 'Evliyim' diyorum. 'Çocuğun var mı, kaç yaşında?' diye soruyorlar. 'Bir oğlum var, 13 yaşında' diyorum. Sonra düşünüyorum, oğlum 16 yaşına geldi. Sigaraya başlamış. Babası da burada'' dedi.
Diğer sanıklarla ilişkisi olmadığını ve onları tanımadığını ifade eden Yüksek, ''Bu sanıklar benim kalemim değil. Bu insanlarla biraraya gelmem mümkün değil. Benim DNA'm buna uygun değil'' diye konuştu.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'i ''günahı kadar sevmediğini'' vurgulayan Yüksek, ''Bir de burada çıkıyor kontrgerilla falan diyor, kafayı yiyorum'' dedi.
Yüksek, bu dava ve olaylarla ilgisi olmadığını savunarak, şöyle devam etti:
''Beni burada yargılıyorsunuz. Siz de Trabzonlusunuz, Karadenizlisiniz, yabancı değilsiniz. Bizim köyün insanını en iyi siz bilirsiniz. Hepsi, 'Sen Doğu Perinçek ile niye görüştün? O Apo ile görüştü' diyecek. Köyümüzün yarısı şehit mezarlığı. Ben hangi yüzle köye gideceğim? İşlerimi elimden almak isteyen rantiyeciler beni bu işe soktu. Adaletin yerine gelmesini sabırla bekliyorum.''
Yüksek'in, mahkemenin bir üyesinin, ''Çıkıp kendini savun, başkan konuşmanı istiyor'' dediğini ileri sürmesi üzerine, tutuklu sanıklar tepki gösterdi.
VURAL ERGÜL: ''ALPARSLAN ARSLAN'IN ARACINDA BULUNAN ARAÇ TANITIM KARTI KİME AİTTİR"
Birinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül, Danıştay'a ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılara ilişkin davanın tutuklu sanıklarından Alparslan Arslan'ın olay günü kullandığı araçta İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ait 1425 numaralı araç tanıtım kartı bulunduğunu belirterek, kartın hangi emniyet mensubuna zimmetli olduğunun sorulmasını istedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada söz alan Danıştay'a ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılara ilişkin davanın tutuklu sanıklarından İsmail Sağır, duruşmaya verilen arada salondan ayrılırken izleyicilerinden birinin, ''Çakallar gidiyor'' diye bağırdığını savunarak, ''O çakal lafını ona yediririm. Saygımızı yitirmediğimiz için tantana çıksın istiyorlar'' dedi.
Mahkeme başkanı Köksal Şengün'ün, ''Mahkeme gereğini yapar, kim olduğunu söyle'' demesi üzerine Sağır, ''Kim olduğunu bilsem, size söylemeden ben gereğini yapardım'' diye konuştu.
Tutuklu sanık Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül de tutuklu sanık Alparslan Arslan'ın Danıştay saldırısının gerçekleştirildiği gün aracını Danıştay'a yakın bir yere park ettiğinin belirlendiğini ifade ederek, ''Sanırım aracın çekilmesini istemedi ve olayın ardından araca binip kaçmak istedi. Araçta İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ait 1425 numaralı araç tanıtım kartı bulundu. Bu kartın hangi emniyet mensubuna zimmetli olduğunun sorulmasını talep ediyoruz'' dedi.
Danıştay'a ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılara ilişkin davanın tutuklu sanığı Osman Yıldırım'ın gizli veya açık tanık olmadığını ifade ettiğini hatırlatan Ergül, Yıldırım'ın gizli tanık 9 olduğunu savundu. Ergül, ''Mahkemede gizli tanık 9 dinlenilirken Osman Yıldırım'ın da burada olmasını istiyorum. Eğer Yıldırım gizli tanık 9 değilse, savcıların o zaman ikinci bir Osmanım klonlaması gerekecek'' diye konuştu.
Tutuklu sanık Osman Yıldırım, bu sözlere oturduğu yerden bağırarak tepki gösterdi.
Mahkeme başkanı Şengün'ün, ''Yerinden bağırma. Adaba uy. Burada dil kesilmiyor, onu başka yerde yaparsın'' sözlerine Yıldırım, ''Saygısızlığı size yapmadım'' diyerek karşılık verdi.
Tutuklu sanık Ergun Poyraz'ın avukatı Hüseyin Buzoğlu da bugüne dek söyleyeceklerini söylediklerini, artık sözün bittiği yerde bulunduklarını bildirdi.
''Sayın heyete daha ne anlatacağız ki adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunalım?'' diye soran Buzoğlu, hukuk denilen pozitif kuralların siyasallaşmaması durumunda adalete ulaşılacağını kaydetti. Bu yargılamada adaletten giderek uzaklaşıldığını savunan Buzoğlu, ciddi endişeleri olduğunu dile getirerek, tahliye isteminde bulundu.
Diğer sanık avukatları da müvekkillerinin tahliyelerini istediler.
DURUŞMA, 27 AĞUSTOS PERŞEMBE GÜNÜNE ERTELENDİ
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, sanık ve avukatlarının taleplerinin alınmasının ardından mahkeme başkanı Köksal Şengün, celse aralarında gelen evrakı okudu.
Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz'in isteği üzerine, gizli tanık ''Anadolu''ya ait ifade örneği ve gizli kimlik bilgilerinin gönderildiğini belirten Şengün, ''Cumhuriyet gazetesine patlayıcı madde atmak'' ve ''örgüt üyesi olmak'' suçlarından İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Bedirhan Şinal ve 7 arkadaşı hakkında görülen dava dosyasının gönderildiğini söyledi.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nda hazırlanan ''Ergenekon'' isimli rapor bulunmadığının bildirildiğini ifade eden Şengün, İşçi Partisi'nde ele geçen 4 CD ile ilgili bilirkişi incelemesinin yapıldığını bildirdi.
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel de Ahmet Cinali ve Taner Ünal'ın, ''silahlı terör örgütüne yardım etmek'' suçundan yargılandığı Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davanın bu davayla birleştirilmesini istedi.
Pekgüzel, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Ahmet Tekin Baykal ve arkadaşlarının yargılandığı davanın bu davayla bağlantılı olduğunu belirterek, söz konusu davanın çok kapsamlı olduğunu, bu davada da sorguların tamamlanmadığını kaydetti.
Her iki davanın birleştirilmesinin fiili yargılamayı olumsuz etkileyeceğini ifade eden Pekgüzel, bu aşamada iki davanın birleştirilmesine yer olmadığı görüşünü dile getirdi.
Birinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Ümit Sayın'ın bir dilekçe vererek, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle duruşmalardan muaf tutulmasını istediğini belirten Pekgüzel, bu konuda kararı mahkemenin takdirine bıraktı.
Pekgüzel, avukat Vural Ergül'ün isteği doğrultusunda, tutuklu sanık Alparslan Arslan'ın aracında bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü araç tanıtım kartının gerçek olup olmadığı, gerçekse kime ait olduğu hususunun ilgili yerlerden sorulmasını istedi.
Mahkeme başkanı Köksal Şengün, duruşmanın 27 Ağustos Perşembe günü saat 09.30'a bırakıldığını belirterek, sanıklar, avukatlar ve cumhuriyet savcısının istemlerine ilişkin kararı o gün açıklayacaklarını bildirdi.
(AA)