Zihinlerimiz her gün aynı kelimelerle kuduruk bir idmana çıkıyor... Kürt, Öcalan, açılım, demokratikleşme, Bahçeli, Baykal, Erdoğan...
Dedi, ifade etti, köpürdü, nokta koydu, bendini çiğnedi aştı ve de taştı...
22 kaleli bir statta beş takım bir topun peşinde koşturuyor. Dört hakem durmadan düdük çalıyor... Tribünler sersemlemiş... Herkes avazı çıktığı kadar bağırıyor ve herkes kan ter içinde... Ortada ne oyun var. Ne kural... Sadece eksiliyoruz.
Bir gün Cumhurbaşkanı gündem belirliyor, öteki gün Başbakan...
Aaaa, bi bakıyorsunuz Bahçeli almış kalemi eline yazılı açıklama yapıyor...
Manşetler ise 'Ver coşkuyu...' kıvamında...
Coşku alındı mı? Ertesi gün Baykal sahnede... Ciddi bir mesele konuştuğumuz nasıl da anlaşılıyor yüz hatlarından. Ürküyorum...
Siyasetin süslü püslü aktörlerinin bu tip açıklama anlarında o bir anlık sessizliklerini çok seviyorum.
Vurgunun sertlik dozunu sessizliğin süresi belirliyor.
Çok önemli şeyler oluyor memlekette... Kürt açılımı yapılacak... İsteyenler ve istemeyenler var... Heybetli, kocaman kocaman laflar ediliyor.
Son sözü, elbette, asker ediveriyor... Bir bakıyorsunuz siyasette bir hizalanma...
Mesaj sadece siyasete mi? Olur mu canım? Tabii ki onların da tabanları var...
Medya burada da devreye giriyor... Kimisinin manşeti dünden hazır.
Askere çakmak üzere varolan cenahın manşeti ne olabilir? Muhtemelen; 'Muhalefetin Paşası...'
Büyük medyanın kıvamı pratiğinden tahmin edilebilir:
'Asker açılıma noktayı koydu...'
Şakşakçılar ise sığ dimalarından ne çıkarabilir ki?
'Bravo Paşam...'
Oysa tümü aynı algının inşasına tuğla taşıyacak...
Memlekette ters bir şeyler oluyor. Ama 'bizimkiler' direniyor. O bizimki herkesinki olabilir bu arada... Fark etmez.
Mesela DTP... Tüm bu açıklama gösterisinde rol mü kaptırıyor sanıyorsunuz?
'Karşı' açıklama yaptığında farklı mı oluyor sanıyorsunuz?
AKP, askerin açıklamasını doğruluyor...DTP hemen hücum ediveriyor, 'Biz zaten size inanmamıştık...' Neden baba? Eh, Kürt oyları dağılmasın... Önümüz seçim... Malum.
Tamamı bir oyun. Tamamı samimiyetsiz.
Önceki gün de yazdım. Kürt meselesinde ortada kolektif bir karar var.
Adına 'devlet' dediğimiz yapı ağır ağır dönüyor... İstikamet değişiyor. En azından bu beyhude çabaya girdi.
Bu karşılıklı sert açıklamalardan sanmayın ki bu yapıyı oluşturan heyetler bu gizli mutabakatın farkında değiller ve çatışıyorlar.
Gerçekleri hiçbiri dillendirmiyor. Bağırıp çağırmıyor... Ayağa kalkmıyor...
Sayın Baykal'ın söylemi dökülüyor. Başbakan çıkıp Mevlana'ya mı gönderme yaptı... Hemen bir Yunus edebiyatı...
Madem sol partisin, polise taş atan 18 yaş altı çocuklar siyasi koğuşlarda tutulup bilmem kaç yılla yargılanıyor.
PKK silah mı bırakacak? Bu yüzyılda bırakmayacağı kesin.
İnsan kaynakları o cezaevi işte... Sorumlusu kim? O cezaları veren adalet... Susan siyasetçi... Ellerini oğuşturarak vaziyeti izleyen DTP'li...
Çıkıp bunun hesabını sor...
Bölgede asıl sorun işsizlik... Millet aç... AÇ... Anladınız mı? AÇ...
Kürt olsa da aç...Türk olsa da aç... Nüfus kağıdı karın doyurmuyor artık.
Bağlar'da iki binada yaşayan çocuk nüfusu hilafsız bir ilkokul ediyor... Ey, DTP kalk bunun da hesabını sor... CHP susma... MHP bunu anla...
Açılım maçılım bilmem; anlamam... Bu vesile ile gördüğüm şu: Siyasete taraf kim varsa açılımı değil saçılımı gördük...
Öbek öbek sıçıyorlar...
Biz sizi hak etmek için ne yaptık be kardeşim?