Nagehan Alçı tarafından Ümit Fırat ile yapılan röportaj

AKŞAM 17 AĞUSTOS 2009, PAZARTESİ

Silahlara veda için tüm koşullar uygun

Arka Plan:
Günlerdir 15 Ağustos tarihine kilitlenmiştik. O tarihte İmralı'dan bir yol haritası bekliyorduk. Ama beklenen olmadı.  Abdullah Öcalan açıklamasını bir süreliğine ertelediğini duyurdu.
Peki ne oldu da, bu açıklama gecikti? Öte yandan Kürt açılımı konusunda DTP'yi bile muhatap almakta zorlanan hükümet ve medya nasıl oldu da PKK'nın liderinden gelecek olan açıklamayı gündemin ortasına oturttu?
Tüm bunları ve muğlak paketin olası detaylarını, yıllardır Kürt meselesi üzerine düşünüp yazan Ümit Fırat ile konuştuk. Fırat cumartesi günü beklenen açıklamanın gelmemesi ile ilgili olarak 'bu tarih Eruh'taki isyanın başlama tarihi olduğu için kamuoyunda olumsuz algılanıyordu. Öcalan, hükümetin paketini destekliyor olmalı ki  kamuoyunun algısını bozmamak için tarihi erteledi' diye konuştu.

Bunca beklenti yaratılmışken Abdullah Öcalan cumartesi günü neden yol haritasını açıklamadı?
Sanıyorum bu açıklamanın tam 15 Ağustos'a getirilmesi devlet ve hükümet çevrelerini rahatsız ediyordu. Kamuoyunda bu nedenle olumsuz algı oluşacak, diye düşünülmüş olabilir. Sonuçta  15 Ağustos bir isyan tarihidir. Açıklama yapılsa biraz inadına olurdu.

O halde Öcalan bu süreci destekliyor. Kamuoyunun algısını hesaba kattığına göre Kürt açılımı denen sürecin arkasında, değil mi?
Tabii zaten Öcalan baştan beri bu tarihin birkaç gün sarkabileceğini söylüyordu. Ama medya daha ilgi çekici olması için 15 Ağustos tarihinde ısrar etti. Abdullah Öcalan bu tarihi erteleyerek hem hükümetin çabalarına zarar vermek istemediği mesajını gönderiyor hem de birkaç gün daha kazanıyor. Tartışmaları, bakanın açıklamalarını izliyor. Zaten artık DTP ve örgütün içinden de önemli bir kanat silahlı mücadelenin bitmesini istiyor.

Ama PKK içinden zamanla ayrılmış bir takım çevreler var. Bunlar internette bazı yayınlar yapıyorlar. O yayınlara göz attığınızda büyük bir tartışmanın alevlendiğini görüyorsunuz. Bazı Kürtler Öcalan'ın Kürt davasına ihanet ettiğini, Türk devleti ile uzlaştığını ve birkaç küçük değişiklikle yetinmeye ikna edildiğini söylüyor. Silahlı mücadeleye devam, diyor. Bunlara ne diyeceksiniz?
Bu tartışmalar genelde diaspora Kürtleri arasında yapılıyor. Diaspora bir alemdir. Her zaman daha radikaldir. 'Öcalan ihanet ediyor' diyenler onlar ama bu gün büyük bir çoğunluk artık şiddeti bir kenara bırakmak gerektiğine inanıyor.

Önümüzdeki günlerde açıklanacak haritadan ne çıkar? Dediğiniz açıklıkta şiddetin reddi ortaya konabilir mi?
Konur. Düşünün 1999'da Öcalan neredeyse koşulsuz silah bırakmıştı. Şimdi çok daha iyi bir ortam ve vaatler var. Ben silah bırakılmaması için bir sebep göremiyorum.

Örgüt kendi otonomisini kurmuş, bir sistem sağlamış, para akıyor, dağların efendisi. Bunlardan neden vazgeçsin?
Bunun sonu yok ki. Kuruluş ve yükseliş sürecinde PKK'ya gelen destek giderek daralıyor. Irak'ta yaşadığı alan kısıtlanıyor. Kendini istenmeyen olarak görmeye başladı. Zaten kendileri de artık her fırsatta silahla bir yere varılmayacağını söylüyorlar. O zaman buyur bırak.

Ama nasıl?
İşte bu çok önemli. Onları çok da incitmeden, ellerini kelepçelemeden, gözlerine bant çekmeden, kendi iradeleriyle, bir takım hak ve özgürlükler karşılığında bırakmış gibi olması lazım.

Peki bırakmak ne demek?   O silahlara ne olacak?
Mesela İrlanda gitti, iki rahibin önünde silahları kırdı, döktü. Türkiye diyor ki gayriresmi olarak gitsin Irak'a, ABD birliklerine teslim etsin. Bu zor tabii ama Kürt yönetimine teslim edebilirler. Bence en iyisi kırmaları tabii ama biraz zor bir ihtimal bu.

TOPLUMUN KİNDAR BİR HAFIZASI YOK
Diyelim ki süreç buralara geldi. Öcalan'a ne olur?
Öcalan birkaç sene daha yatar. Bu arada süreç toplumda genel bir memnuniyet, bir yaşam güvencesi sağlar. 'Eski günler geride kaldı' anlayışı hüküm sürerse Öcalan da bu sürecin mimarlarından biri olarak eski kinin ve öfkenin hedefi olmaktan uzaklaşır. Bu toplumun öyle kalıcı kindar bir hafızası yoktur.

Yani bir süre sonra 'toplum kahramanı' bile olur mu diyorsunuz?
Şunu görmeliyiz ki zaten Kürtlerin önemli bir kısmının gözünde tanrısal bir yeri var Öcalan'ın.

Diyelim ki süreç böyle işledi, siyaset yolu da açılır mı kendisine?
Kısa dönemde zor ama ben Öcalan'ın Türkiye'deki yasal koşullarda, demokratik bir ortamda siyaset yapabileceğini sanmıyorum.

 Neden?
Öcalan diktatördür. Kendi örgütünü, kendi partisini hangi metotlarla kurup bu noktaya getirdiği ortada. Demokratik ortamdaki koşullar ona uymaz. Bu, artık eski metotlarıyla örgütü yönetemeyeceği anlamına gelir.

Yani siyaset yapmaya kalksa Öcalan güç kaybeder mi diyorsunuz?
Evet, öyle. Kahramanlığı azalır. Ama yine de bir yerlerde durup partisini ve örgütünü yönetmek isteyebilir. 'İmkan verilirse siyaset yaparım' da der. Ama bunu yaptığı zaman kendisine çok da fayda getirmeyeceğini bilir.

Aynı ahali yaşıyorsa isim iade edilsin
Eski yer adlarının iadesi ile ilgili çeşitli argümanlar var. Sizce bu, uygulamada sorun çıkarmaz mı?
Bu iş yanlış anlaşıldı. Türkiye'de birçok yerde adlar değiştirildi ama oralarda eski adların hüküm sürdüğü zaman yaşayan ahali artık yaşamıyor. O adlar artık kullanımda değil. Bizim kastettiğimiz Kürt yerleşim yerlerinin eski adları bu gün hala kullanılıyor. Aynı insanlar hala oralarda yaşıyorlar. Bu adlar geri verilsin.

Ama yıllardır kullanılan isimlerden sonra büyük karışıklıklar çıkmaz mı?
Hayır, alışma devresi çok uzun sürmez. Çünkü oralarda yaşayanlar zaten isim değişikliklerini kendi onurlarının çiğnenmesi olarak görüyor. Eskilerin kullanıma sokulmasını kısa sürede benimser. İsteyen iki tabela da koyabilir.

Devlet bizi Kürt olduğumuz icin PKK ile aynı gördü
Bu tabloya baktığımızda sonuçta PKK'yı mükafatlandırmış oluyor devlet. Sizler gibi şiddeti reddetmiş, örgütün karşısında durmuş Kürt aydınlara yollar hep kapandı. PKK şiddeti ile ön saflardaydı. Şimdi de buna karşılık af ve hatta siyaset ile ödüllendiriliyor. Bu, gücünüze gitmiyor mu?
Hataların sonuçları genelde böyle olur. Bu bir antibiyotik tedavisi. Zararlının yanında birçok faydalı canlıyı da yok ediyorsunuz. Bu gün bizim gibi PKK'nın yanında yer almayan Kürtlerin daha pasif olmalarını devlet sağladı. PKK'dan tehdit gördük ama devlet yanımızda durmadı. Hatta Kürt olduğumuz için bizi örgütle aynı safta gördü.

O zaman devlet kendi eliyle PKK'ya ödül veriyor.
Öyle tabii, 1990'ların başında, PKK yükselişe geçtiğinde pek çok Kürt aydını entelektüeli imkan bulsa etkili siyaset yapabilirdi. O zaman bu günkü tablo çok farklı olurdu. Ama yapamadılar ve PKK'nın önü açıldı.

Gündemde olan 'Kürt açılımının' en önemli ayaklarından biri Türkiye içindeki demokratikleşme hamleleri olacak deniyor. Sizin bu hamlelerle ilgili beklentiniz ne?
Bu uzun bir süreç. Birçok ayağı var. Mesela devlet dağlardaki, taşlardaki 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene!' , 'Türk, Övün, Çalış, Güven' gibi yazıları siler artık. Siz 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene' diyebilirsiniz ya da biri 'Ne Mutlu Almanım Diyene' diyebilir ama bunu bize dedirtmesinler.

Amerika'da herkes diyor. Orada neden sorun çıkmıyor?
 Amerikalı bir ülkenin mensubu olmak anlamında. Doğuştan elde edilen, soy esasına dayanan bir kimlik değil.

Türk'ün de öyle olduğunu söylemiş Atatürk. 'Ne mutlu Türk Olana' değil, 'Ne Mutlu Türk'üm diyene' demiş.
1900'lü yıllarda Ömer Seyfettin, daha sonra Ziya Gökalp gibi isimler Türklüğü soy esasına, kızıl elmaya götürdüler. Oğuz boyuydu, Kayı boyuydu filan diye. Soy hesabına soktular. Önceden öyle değildi. Ama şimdi Sincan'daki insanlar Türk ise ben de Türk müyüm?

Yani bu topraklarda yaşayana Türk deniyorsa ve bu soy esasına dayanmıyorsa o zaman Çin'deki ve eski SSCB cumhuriyetlerindekilerin Türk olmasını nasıl açıklayacağız, mı diyorsunuz?
Evet. Türklük soy esasına dayandırılmış. Bu yüzden herkese zorla Türk dedirtmek vs olmuyor. Bunlardan vazgeçilmesi lazım. Bir de bazı tartışmalarda görüyoruz: Adam Şeyh Said'e, Barzani'ye hakaret ederek başlıyor, sonra Kürtler benim kardeşimdir, ana dilde eğitim önemlidir vs diyor. Oysa bir topluluğa iyi mesajlar vermek istiyorsanız en azından onun gönlünde yer etmiş şahsiyetlere hakaret etmemeniz lazım. Siz Şeyh Said'i küçültürseniz herhangi bir Kürt ile diyaloğunuz baştan biter. O saatten sonra hiç inandırıcılığınız kalmıyor.

 

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3