Bugün biraz okurlarımızı tahrik edelim, damarlarına basalım!
Türk toplumunun bağımsız ekonomi görüşü ve değerlendirmesi yoktur. Bizim için siyaset önemlidir. Tabii ki siyaset ile ekonomi hep iç içedir. Ama bir de objektif gerçekler vardır. Teknoloji, verimlilik, rekabet gibi kavramlar bizde taraftar bulmaz, biz gariban, hemşehri, arkadaş, yandaş gibi kavramlara önem veririz. Vatandaşlarımız objektif gerçekleri tamamen gözardı eder ve hayal aleminde yaşar dururlar.
Örneğin, gelir dağılımın bozukluğu açık seçik bir gerçektir. Birinin üç-beş arkadaşla gidip balık yiyip, kafayı çekmek için bir gecede harcadığı parasal miktar ile çalışan bir aile reisi kişinin bir ayda dört-beş kişilik ailesini geçindirmek için harcadığı ve zorla elde ettiği gelir, nerede ise aynıdır.
Ama aynı aile reisi gelirini artırmak için geçmişte bir çaba göstermiş veya bugün gösteriyor mu, yoksa ne iş olursa yaparım diye mi ortalığa saçılıyor? Bunun cevabı acıdır. Birine gençlikte neden okuldan ayrıldığını sorduğunuzda sadece bir homurdanma cevabı alırsınız! Meslek yok, ne iş olursa yaparım yaklaşımı var!
Benim yanımda çalışan birine git bilgisayar kursu bul, bilgisayar öğren veya lisan öğren dediğim günlerde, sana kurs zamanı işten izin çıkartıp, kurs paranı da vereceğim dediğiniz vakit (bu gerçek bir vaka), yıllarca kurs bulamadım bahanesi ile bilgisayar veya lisan öğrenmezse, bu insanın geleceği birilerinin insafına bağlanmıştır değil mi? Bu yazdıklarım reddedilebilir mi?
Sonuçta vatandaşlarımızın çoğu, futbol seyircisi yaklaşımındadır. Takım beş gol yese ve yerlerde sürünse de inanç ve sadakatları sonsuzdur, 'En büyük bizim takım!' diye sürekli bağırırlar.'Yahu bizim takım amma kötü imiş?' veya 'Yahu bu gidişatı değiştirelim, farklı yaklaşalım?' tezi 'Adam sen de, böyle gelmiş böyle gider!' yaklaşımı ile karşılaşır, sonuçta pek bir şey değişmez!
Diğer taraftan Türk toplumunun çoğunluğu tüm Akdeniz insanları gibi ilkesel olarak kötümserdir. Şarkılarımıza, medyadaki yorumlara bir bakın, televizyondaki dizilere bir bakın, görürsünüz ki, hem vatandaş hem de yorumcu karalar bağlamıştır.
Bir başka bakış açısından bakılırsa da ülkemizde uzmana itimat ve saygı hemen hemen hiç yoktur. Ortaya sayıları döktüğünüzde de 'Bu sayılar doğru mu? Şikelenmiş olmasın?' diye itiraz da ederiz!
Bu tür davranışların en son yaklaşımı, 2009 birinci çeyreğinde % 13.8 daralma ortaya çıktığında 'Hani bizde döviz krizi çıkmadı, bankalar batmadı, kamu bütçesi ve borcu durumu iyi idi demiştiniz, neden çöktük bakalım?' diye sormaktır. Dikkat: Soran var ama cevap veren yok, aynaya bakan yok!
Halbuki ortada bakılması gereken bazı gerçekler var! Aynaya da bakılması gerekiyor!
IMF, Dünya Bankası, OECD, Avrupa Komisyonu, tüm tahminciler, bu krizi çıkartan, finans sistemi en çok çöken, ekonomisinde en rezil çöküş gerçekleşmesi gereken ülke olarak ABD'yi işaret ediyorlar ama sanayileşmiş ülkeler arasında 2009 yılında en az daralacak olanın ABD olduğunu ve ABD'nin de 2010 yılında küçük de olsa pozitif büyüme yaşayacağını da eklemeyi ihmal etmiyorlar.
Neden ABD tüm krizin, hem anası hem de babası olarak, tüm tahminlerde en hızla toparlanacak ülke?
Bunu cevabı açık: ABD seçimlerinden iki ay evvel, gidecek olan Başkan Bush ile, gelecek Başkan Obama kendi 'inanç' sistemlerini bir kenara ittiler, uzlaştılar, pratik ve pragmatik davrandılar ve en büyük bütçe harcaması ve en büyük parasal enjeksiyonu yapıverdiler, ekonomi de düze çıkmaya başladı!
Peki biz ne yaptık? 2007, 2008 ve 2009 yıllarında peş peşe üç seçim ortamında sürekli kavga ettik, sürekli bölündük, sürekli didiştik, zaten uzlaşma kültürümüz de yoktu ve global kriz olmasa da kavgaların sonucunda yavaşlayacak olan ekonomiye, global kriz de eklenince, çok büyük daralma yaşandı.
Özet: Uzlaşan, pratik bakan toplumlar, sorunun başlangıç noktası olsalar bile hızla toparlıyor, kavgayı sürdüren, uzlaşamayan bizim gibiler krize neden olmamış olsalar da sürünüyor! Bu kadar basit!
Bizce soru sormak önemli ama cevabı dürüstçe kabullenmek daha da önemli!