Halis Toprak'la evlenen / evlendirilen 17 yaşındaki Nazlıcan'dan söz ediyorum evet. Önce Nükhet Duru dedi, 'Bu bir satınalmadır'... Sonra Halis Ağa'nın çocukları bu evliliğe itiraz için açtıkları dava gerekçesinde kullandı aynı ifadeyi, 'Bu bir satınalmadır'. Kızın babası da çıktı dedi ki 'Size ne? Kız benim, kime ne?'... Medya dahil üçüncü şahısların muhalefeti ne kadar güçlü olursa olsun alan razı veren razı gibi bu evlilikte, kanımca. Sade kızın babası değil, kız da razı görünüyor üstelik. Balayı dönüşü havaalanında çekilmiş fotoğrafta kim olduğunu, neden orada durduğunu iyi bilen bir genç kadın vardı zira. Halis Ağa'nın başka bir eşinden olan çocuğunun elini tuttuğu karede, hayatına gayet sahip bir kadın görünüyor. Düğünde/nikahta ağlaması ise maruz kaldığı mecburiyetten değil de, tipik gelin ağlaması kapsamında olabilir (hem gider hem ağlar)...
Bize has bir nane değil Halis Ağa'nın yaptığı; dünyada 60'ına, 70'ine, 80'ine gelmiş de geçmiş para babalarının, ömrünün son deminde gencecik kızlarla evlilik yapması yeni bir şey değil. 'Memleketimden insan manzaraları' vs diye açıklanacak bir konu hiç değil. İster hemşirelik deyin buna, ister hasta bakıcılığı, ister vasiyet ortaklığı, ister büyük ikramiye...
Esas olan şu ki, erkek kaç yaşına gelirse gelsin şansı var. Hele de bol parası varsa, korkarım sadece adamın kendisi değil ölüsünün bile şansı var. Daha da vahimi, ölüsünün bile evlenme girişimini kabul edecek genç kızlar bulunabilir. Onları telli duvaklı everecek babalar da.
Oysa kadına gelince işler hiç de öyle yürümüyor. Bir sebeple ileri yaşında yalnız kalan kadınlar, hayatını aç susuz sokak hayvanlarıyla sürdürmeye yazgılı gibi. Hayatı kedi/köpekle sürdürmeye değil lafım ki iyi bilir bu köşenin takipçileri, onlara düşkünlüğümü. Yalnızlığa, sosyal hayatın dışına, yaşamın kenar mahallesine hapsedilen ve sonunda yarı deli profili çizen kadınlardan söz ediyorum. Para da kurtarmıyor velhasıl kadını...
Parası oldu mu daha fena hatta. Boğazını kesiveriyorlar üç kuruş için. Tecavüzden, sakat kalmaktan kurtulan gene yırtmış sayılıyor. Öldü kurtuldu oluyor. Geçtim yani evlenmeyi, hayatının kalan yıllarında onu mutlu etmeye söz verecek bir adam bulmayı... Para belli bir yaştan sonra ancak ölüm getiriyor kadına. En hafif dilde yağmacılardan başka kimse ilgilenmiyor, Halis Ağa yaşındaki bir kadınla ve muhtemel parasıyla. Geçmiş veya geçmemiş güzelliğinin, zarafetinin, gururunun, kadın gibi kadınlığının hatırı geçmiyor kimseye.
Tesadüf bu ya; hafta sonu geç bir buluşmayla Hamdi Koç'un Çiçeklerin Tanrısı'nı okudum. Roman kahramanı Nadir'in, Aygen'e son yolculuğunda aşkla eşlik edişini... Hayatı boyunca çok güzel olan ve aşkın ne demek olduğunu bilen yaşlı ve hasta Aygen'i aşkla uğurlayışını Nadir'in. Ender bulunan bir çiçek gibi yaşatmaya çalışmasını onu... Ve nihayet... Kitabın sonunu söylemeyeceğim elbet ama öyle bir adam ancak romanlarda olur.
Kadın ve erkek olmanın doğal farkı belki bu. Kadın hiç çekinmeden hayatının en güzel çağını bir erkeğe hemşirelik etmeye adayabiliyor. Erkek ise en güzel, en delirtici kadının bile yaşlanıp kırışmasına tahammül edemiyor. Halis Ağa ile küçük karısının durumu da bu çerçevede bir bakıma 'sıradan'. Kadınlar estetik operasyonlardan medet umuyor genç kalmak için, erkekler ise 'genç birine sahip olarak' gençliği yakalamaya ve yorgunluklarını unutmaya çalışıyorlar. Vermiş parasını, almış. Hepsi bu.