Mevsim yaz, bazılarımız kendilerini yaşlı kıtanın yani Avrupa'nın tarihi ve turistik kentlerine attılar bile... Biz de bu yazıyı, damak zevkini Avrupa'nın halka açık pazaryerlerinde geliştirmeyi düşünen okurlarımız için hazırladık...
Avrupa'daki hemen her kentin göbeğinde, mutlaka bir pazaryeri vardır. Kentin günlük yaşamı, insanları, alışkanlıkları, mutfağı kısaca yaşam tarzı hakkında en kolay fikir edinilebileceğiniz yerlerdir bu pazarlar. Yöreye özgü en ilginç ve lezzetli yiyecekleri, en uygun fiyata bulmak da işin en güzel yanıdır. Şansınız yaver gider de konuşkan bir pazarcı kadına rastlarsınız, değişik ve kolay yemek tarifleri bile edinebilirsiniz. Biz en güzel ve en lezzetli bulduğumuz pazaryerlerini sizler için anlatalım dedik. Unutmayın, Fransızlar der ki: 'İnsanları pazarlarda tanıyın.'
LYON PAZARI
Lyonlu birçok usta aşçı alışverişini buradan yaptığı için, bu pazar en meşhur mutfak şefleriyle anılmaya başlamıştır. Pazarın göbeğindeki 'Les Halles de Lyon-Paul Bocuse' adlı lokanta, yerel yemekleriyle hem damağınızda hem de belleğinizde iyi bir tat bırakabilir. Benim buradaki ikinci tercihim Les Amant de St. Jean lokantası. Geleneksel Lyon mutfağı için iyi bir örnek. Pazardaki yaklaşık 60 tezgahta, türlü çeşit peynirli ekmeğin yanı sıra, soğuk kış günleri hariç daima enginar bulabilirsiniz. Bizdeki Ege pazarları gibi, enginarlar üst üste yığılır yaz boyunca. Oldukça kaliteli et ve balık satışı da yapılmaktadır. Yolunuz Lyon'a düşerse, 'Fromagerie Richard'a mutlaka uğrayın derim. İki peynircinin keçi sütünden yaptığı 'Cervalle de Canut' ile Ma”tre Bocuse'ün kendi ürünü 'Saint-Marcellin' satışa sunuluyor. Bir de şekerci 'Richart' var ve inanılmaz aroması olan mucizevi lezzette çikolatalı şekerlemeler yapıyor. Bazı yiyecekler de, örneğin Bernard Constantin'in midye çorbası, Laurent Bouvier'nin ciğer ezmesi veya Paul Bocuse'ün şarküteri ürünleri, seyahate dayanıklı şekilde paketleniyor. Memlekete rahatlıkla getirilebilir, dostlarla paylaşılabilir, aklınızda olsun! Pazar hariç, her gün açık...
TORINO PAZARI
İlk kez Hakan Şükür top koştururken gitmiştik Torino'ya ve sadece İtalya'nın değil, Avrupa'nın da en büyük pazaryerinin burası olduğunu şaşırarak görmüştük! Kilise ve Porte Palatine arasında uzanıyor Avrupa'nın bu en büyük pazaryeri, yani 'Mercato di Porta Palazzo'... Açık hava alanı ve kapalı üç hali var. Bu pazarda, ev eşyaları ve giysi de satılıyor. Ayrıca gıda için yapılmış büyük bir alışveriş merkezi de var. Burada çeşitli İtalyan mallarından Afrika masklarına, Piemont şaraplarından Toscana zeytinyağına kadar birçok şey satılıyor. 19. yüzyılın sonunda yapılan üstü kapalı alanda öncelikli amaç ise, sebze ve meyvelerin korunması... Burada ne ararsanız var; pahalı yer mantarlarının yanında, kütür kütür Piemont kirazları yer alıyor. Elde şekillendirilmiş grisini çubuklarının yanında, tarihi Gianduiotti çikolatalı şekerlemeleri duruyor. Kakao ve fındıktan yapılan dünyaca meşhur şekerlemelerin tadına bakmayı da unutmayın. Cumartesileri tam gün açık, diğer günler öğle saatlerinde kapanıyor.
VALENCIA PAZARI
İspanya'ya gelen turistlerin Madrid'e gitmek için birden fazla nedeni vardır, ama Barselona'ya gitmek için beşten fazla neden sayılabilir. Hal böyleyken, Valencia'ya neden gidilsin ki? Avrupa'nın en büyük pazaryerlerinden biridir, Valencia'daki 'Mercado Central'. 1928 yılında yapılan 30 metre yüksekliğinde ve Art Nouveau tarzındaki binanın kubbeleri demir, cam ve seramiktendir. Mercado Central'de tezgahlar yan yana uzanır. Yeni restore edilen hal, Avrupa'nın en büyüklerinden biri sayılır. Cephesindeki parlak çinileri, renkli pencereleri ve demir işçiliği ile süslü iç mekan tavanı, müthiş görsel zenginlik sunar. Meyve, sebze ve çiçek çeşidi ve bol miktarda et, balık, deniz ürünleri satılır. Büfe ve bistrolar, 'Tapas' atıştırmak ve Valencia'nın batısındaki 'Bodegas Vagemar'ın bir bardak şarabını içmek için en uygun yerlerdir. İspanyol usulü espresso veya yöreye özgü bir bardak badem sübyesini, ana girişteki barda ayakta içmenizi öneririm. Hediye olarak da, Isabel Ferriols G—mez'in renkli seramikleri, baharatlı beyaz peynir, Serrano jambonu veya incir marmeladı alınabilir.
BUDAPEŞTE PAZARI
1897 yılında trenler, ilk kez Tuna Nehri kıyısında açılışı yapılan bu büyük pazara kadar gelmişler. Bu kapalı pazaryeri binası, köşelerindeki kumtaşından kuleleri, parlak seramikleri ve renkli tuğlalarıyla, o günden bu yana Budapeşte panoramasına yeni gotik üslubuyla hakim durumdadır. Peşte tarafındaki yoğun yerleşimin yanı başında yer alan bu pazar, konumu sayesinde merkezi bir alışveriş yeri ve kentin görülmeye değer önemli mekanlarından biridir.
Salam, sarımsak, pul biber ve Tokai şarabı gibi Macarlara özgü yiyecek ve içeceklerin daha iyisini başka bir yerde bulamazsınız. Üç katlı binada öncelikle et, sebze-meyve ve balığın yanı sıra örgü giysiler ve elişi örtüler de satılır. Ayaküstü atıştırmak için, sucuk-salam ve balık büfeleri önerilir. Biber dolması, Szegedin gulaşı gibi yemekleri bulabileceğiniz 'Fakan‡l' adlı restoran da var. Cumartesi öğleden sonra ve pazar kapalı.
STOCKHOLM PAZARI
Dışardan tuğla, içerden çelik konstrüksiyonu olan bina, camdan çatısı ve ahşap tezgahları ile görülmeye değer. 1888 yılında yapılan 'Saluhall', ilk bakışta biraz tren istasyonunu andırıyor. İçerde ilk göze çarpan devasa büyüklükteki şarküteri dükkanları. Ev yapımı marmelatlar, Lisbeth'in mezeleri ve Fagel¤Vilt'in İskandinav av ve kümes hayvanı etleri nefis! Ayrıca Ren geyiği etinden yapılmış jambon ve sucukları, jelatinli ördek etini, sülün etli börekleri ve Amandas Brödbod'un geleneksel yöntemle yapılan peksimetlerini de anmadan geçmeyelim. Yanı başınızda ev hanımları günlük alışverişlerini yaparken, ıstakozdan mezgite kadar denizden çıkan ne varsa taze taze yemek için de, Lisa Elmquist'nin restoranı en uygun yer.
SELANİK PAZARI
Hemen her pazaryerine sabahtan gidin derim, ama Selanik pazarı ya da antik çağdaki adıyla Agora, yükünü öğle saatlerinde alır. Yük dediğim de, meyhanelerin müdavimleri... Pazarın ortasındaki en güzel meyhanenin adı, 'Hoş kokulu İzmir'dir. Adı gibi lezzetleri de çok hoştur. AB'ye girmişler mi, girmemişler mi anlamanın pek mümkün olmadığı bir pazaryeridir burası ve sanki hiç dağılmayacakmış gibi durur. Çok renkli sebze, meyve tezgahlarının hemen yanında, derisi yeni yüzülmüş domuzları ve tavşanları, kanlı kanlı ortalık yerde görebilirsiniz. Evet, içiniz kalkar, ama Selanik'in kalbi de bu agorada atar. Otlarla başlamak gerek alışverişe, sonrası nasılsa gelir; ama arada bir tek uzo atmayı unutmayın!