Bu ülkede namaz kılmak isteyip de kılamayan ne çok insan varmış meğer! Türkiye'nin dört bir yanında binlerce kişi, iş yerlerinde ibadet edecekleri bir yer gösterilmemesine hayıflanıp duruyorlarmış.
***
Nereden mi biliyorum? Çarşambadan beri bana gönderdiğiniz sayısı neredeyse bini bulacak mailllerden, ettiğiniz telefonlardan... İtiraf etmeliyim ki bu kadarını beklemiyordum. 'Sabah'a mescit' başlıklı yazının tartışılacağını tahmin etmiştim ama bir yazı üzerine bu kadar çok sayıda homojen tepki ile karşılaşmamıştım hiç.
***
Yazı sayesinde yakın çevremi de daha iyi tanıdım. Meğer bizim gazetede namaz kılmak isteyenler sadece çaycı ve kat görevlileri değilmiş. Bodrum katını kullanan ya da kullanmak isteyen gazeteciler de varmış. (Bu bilgiyi çaycı ve kat görevlilerini aşağılamak ya da gazeteci namaz kılmaz demek için vermemiştim, bana gelen istihbarat böyleydi.)
***
Sabah'taki mescit ise öyle damdan düşer gibi yapılmamış. Çalışanlar 1,5 yıldır bu konuda üst yönetime dilekçe veriyorlarmış. Ciner zamanında idare müdürü öneriyi reddetmiş. Gazeteyi Çalık Grubu alınca çalışanlar talebi tekrarlamışlar ve üzerinden 9 ay geçtikten sonra istekleri kabul edilmiş.
***
Gelelim Hürriyet'e... Orada namaz kılmak isteyenler alt katlarda kendilerine kuytu köşeler buluyorlarmış. Bazıları ise yakındaki Yeni Asya gazetesinin mescidine gidiyorlarmış.
***
Kısacası ortada ayan beyan bir ihtiyaç var. Bu ihtiyacı karşılamak neden politik bir hamle olsun? Gerçi bazıları 'işyerlerinde mescide gelene kadar başka büyük eksiklikler var, onları neden yazmıyorsun?' diyorlar ama meselelere böyle yaklaşmak, ihtiyaç hiyerarşisi yapmak, çözümden uzaklaştırıcı bir tavır değil mi?
***
Üstelik önümüz Ramazan. Ramazan ayında insanlar dine daha çok yaklaşır. Gazete yönetimleri her gün iftar veriyor. İsteyene namaz için yer göstermeyi de uygulamaya geçirseler, ibadet eden çalışanlara moral vermiş olmazlar mı?
AKŞAM'daki bar
BİZİM gazetede tek eksikliği duyulan yer mescit değil. Üst katta güzel bir bar vardı. İşlerimiz bitince oraya çıkıp, birkaç kadeh bir şey içer, günün dedikodusunu yapardık. Ancak...
***
Bundan birkaç ay önce ekonomik sıkıntılar gerekçe gösterilerek bar kapatıldı. Artık sadece iş yemeklerinde ve toplantılarda kullanılıyor. Oysa yapılması gereken tek şey akşamları çalışacak bir eleman daha almak.
***
Buradan yayın yönetmenimiz İsmail Küçükkaya'ya sesleniyorum: Mescidin yanı sıra şu bizim bar da gündeme alınsın!
Ayşe Arman'ın kafası mı karışık?
DÜN Hürriyet'in sürmanşetini gördüğümde gözlerime inanamadım. Ayşe Arman, Halis Toprak'la konuşmuş. Röportajın çarpıcı cümlelerini alt alta sıralamışlar:
- 25'lik erkek gibiyim
- Bu ülkede benim gibi ya 5 erkek daha vardır ya yoktur
- Testosteronumu ölçtürmedim ama galiba hormonlarım fazla
- Ben kadın olsam beni seçerdim
Ve bunun gibi birbirinden absürt birkaç madde daha...
***
Oysa daha geçen pazartesi, aynı Ayşe Arman, Berlusconi'nin 20 yaşındaki erkeklerle kıyaslandığı haberi eleştirmiş, 'gazeteleri erkekler yapıyor ve bu tür şehir efsanelerinin doğru olduğuna inanmak istiyorlar... ama 72'likler 20'likler gibi olamaz' diye yazmamış mıydı?
***
Yaşlı erkeklerin cinsel performanslarına övgüler düzen mantığı çekinmeden eleştiren bir gazeteci, aradan üç gün geçtikten sonra Halis Toprak'ın komik bile denmeyecek açıklamalarına nasıl çanak tutar? Anlamak mümkün değil!